18 Ağustos 2014 Pazartesi

Saksı Olmanın Faydaları

 Filmi dün izlemeye başlamıştım fakat işim çıkınca filmi yarıda kesmek zorunda kaldım. 

Bugün yarım kaldığım yerden filmi izlemeye devam ettim. 

Tanıtım görselinden de anlaşılacağı üzre film bir gençlik filmi. Birçok izleyici başlangıçta bayık bir ergenlik sinemasıyla karşılaşacağını sanacaktır ama film tam anlamıyla bir hayat dersi veriyor izleyiciye.

Homofobiyle ilgili filmde yer yer birçok vurgu yapılmış ve bu konuya dikkat çekilmiş. Tam ayrıntılı işlenmese de eşcinsel insanların ne kadar çok dışlandığı filmde gözler önüne serilmiş. Birçok filme göre bu bile başlı başına büyük bir şey.

Sonrasında geçmişte yaşanılan kötü şeylerin geleceği nasıl da mahvettiği anlatılmış. Eğer ki bir yerde büyük bir sorun varsa ve o sorun hiç yokmuşçasına hayata devam edilmeye çalışılıyorsa, er ya da geç o sorunla yüzleşmeden hayatımıza devam edemeyeceğimiz de vurgulanmış filmde. Yani korkularınızla, yaşanmışlıklarınızla yüzleşmek ve kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek zorundasınız. Eğer ki siz kendinizi olduğunuz gibi kabul ederseniz, çevrenizdekiler de sizi olduğunuz gibi kabullenecektirin filmde altı çizilmiş.

Lise öğrencilerinden beklenilmeyecek olgunlukta cümlelerle bezenmiş bu harika filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. 

Hatta neden izlemeniz gerektiğini de bir örnekle açıklamak isterim:


"Hak ettiğimizi sandığımız aşkı kabul ederiz."

"Ayağa kalkıyorsun ve binalardaki ışıkları görüyorsun ve her şey içini hayranlıkla dolduruyor. 

Ve o yolda, dünyada en çok sevdiğin insanlarla birlikte o şarkıyı dinliyorsun. İşte o anda, yemin ederim biz sonsuzuz."

Hangimiz hayatımızda ben daha iyilerine layığım diyebiliyor ki? Hep bundan daha iyisini bulamam diyerek yolumuza devam etmiyor muyuz?

Ya elimizdekiler hak ettiğimizden çok çok çok daha azıysa?


17 Ağustos 2014 Pazar

Nancy Pickard'dan Bakire

Yazıma kitabın kapak yazısını yazarak başlıyorum.

Small Plains Bakiresi kimdi ve nasıl öldü?

Acımasız bir cinayetle değişen hayatlar...
Küçük bir kasabadaki sahipsiz bir mezar...

On yedi yıldır saklanan korkunç gerçeği öğrenmeye hazırmısınız?


Macavity, Agatha, Anthony, Shamus ve Barry ödüllü yazarımız Nancy Pickard'dan yürek burkan bir hikaye: Bakire!

Küçük bir kasabada birbirine her şeye rağmen mükemmel derece bağlı dostlar. Her ne olursa olsun en yakın arkadaşına arkasını dönüp gitmesine neden olmayacak yaşanmışlıklar...

Ve bu körü körüne bağlılığın ardında yok olup gidecek bir beden... Bir can! Bakire!

O gece olacaklardan haberdar olmayan bir çift. Hayatlarının baharında, sırılsıklam iki aşık... Yarının onlara ne getireceğinden habersiz geceyi birlikte geçirmenin vereceği hazzın sarhoşluğuyla birlemeye hazır bedenler...

Ufak bir tıkırtıyla bir daha hiç birleşmemecesine ayrılacaklar mı? 
Gelecek onlara neler gösterecek geçmişin gölgelerindeki sırlar gün yüzüne çıkmadan?

Cevapsız sorular, beklenmedik sonuçlar... Hepsi ama hepsi bu kitapta.  Nancy Pickard'ın kaleminden hayat bulan karakterlere sıkı sıkı bağlanacak, suçlunun kim olduğunu öğrenmek için satırları adım adım takip edecek ve her attığınız adımda daha da şaşıracaksınız.

Soluksuz okuyacağınız, sürükleyici bir kitap sizi bekliyor.


Birlikte eğleniyoruz.
Birlikte iyiyiz.
Birbirimize ihtiyacımız var.
Daha iyi görünmek için sana ihtiyacım var.
Bana ihtiyacın var çünkü, açıkçası...

"Geçmişi senin gibi lekeli birinin bu konularda fazla seçim şansı yok!"


Kitabın Adı: Bakire
Kitabın Yazarı: Nancy Pickard
Yayınevi: Ephesus Yayınları

15 Ağustos 2014 Cuma

Kitaplarla İç İçe Bir Mim

Bu mim'i DeepTone'da gördüm ve ben de yazayım dedim. Hani beni etiketleyen falan yok. Baştan belirteyim :D 

Ayrıca mimi yazmak istememin sebebi de mim'in konusunun oldukça hoşuma gitmesi :)

Başlayalım bakalım yazmaya.

1. Kitaplığınızda en ilginç kitap isimleri hangileridir?


2. 2014 yılı başından beri kaç kitap okudunuz?

Tuttuğum çeteleye göre 32 kitap okumuşum. Az gözüküyor olabilir ama KPSS'ye deli gibi hazırlandığımı belirtmek isterim.

3. 2014 yılı için bu yılın kitabı dediğiniz kitap hangisidir?

Ursula K. LeGuin hayranı olaraktan Metis'in Yerdeniz serisini tek bir cilt haline getirmesi beni aşırı mutlu etmişti. Bu yüzden benim için bu yılın kitabı Yerdeniz.


4. 2014 yılında ilk defa okudum dediğiniz yazar kim?

İlk defa okuduğum yazar Mine Duran ve kitabı da Serafina. 
Yazarın yarattığı karakter bende derin izler bıraktığı için kitap kahramanı olan Serafina'nın adıyla, hayranı olduğum yazarın soy adını birleştirerek kendime yeni bir google adı bile edindim. Benim için bir milat oldu bu kitap.


5. 2014 için okuma hedefiniz?

Açıkçası bir hedefim yok. Sadece zevk aldığım için okuyorum. Bir hedef koyarak canımı sıkmak istemiyoruz. Bir de önümde atanma durumu varken hedef belirlersem onca keşmekeş arasında yalan dolan olur o hedef... Ona ulaşayıp diye hırslanırsam da ben heder olurum. En iyisi mi iyi böylesi.

6. Kitap okumak tamam da onun kadar sevdiğiniz bir başka etkinliğiniz?

Tabii ki de film izlemeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeek :) Hatta izlediğim filmleri de şurada yazıyorum ben.

7. Diğer etkinliği sevme nedeniniz?
Biraz olsun gerçek hayattan uzaklaşmamı sağlıyor.

8. Blog okurlarından dilek, istek ve ricalarınız?
Kafanızın estiğini yapın arkadaş.

9. Okuyup da anlamadığınız kitap?

Orta okulda tutup da Böyle Buyurdu Zerdüşt okumuştum. Doğal olaraktan hiçbir cacık da anlamamıştım.
Sonradan kitabı tekrar okudum tabii ki de :)

10. Okuyup da sevmediğiniz, sıkıldığınız kitap?

Elif Şafak'tan Aşk!

Mimlediklerim ise Zamska ve Ot İnsan :D




Sırlarla Dolu Bir Geçmiş...


Günahkarlar Turnede serisinin üçüncü kitabı Ateşli Bilet... 
Olivia Cunning yine yapmış yapacağını ve insanın içini zevkle titreten satırları kaleme almış.

Bu arada serinin ilk iki kitabının da adını belirtmek istiyorum.

Ayrıca seri üç kitapla da kalmıyor. Yazarımız görmüş olacak ki seri oldukça tutuldu, ee böyle olunca da ben devamını getireyim demiş. Sayıdan tam emin değilim ama netten öğrendiğim kadarıyla seri 8 kitaba kadar çıkacakmış. El mahkum bize de okumak düşüyor.

Neyse kitaba geri döneyim ben :)

Bu sefer ki kahramanımız Jace Seymour... Fiziksel acıyla ruhsal acısını bastırmaya çalışan, melek görünümünün altına sırlarla dolu bir geçmişi saklayan muhteşem bir bas gitarist. Aggie ile karşılaşır karşılaşmaz, hayatında farklı bir şeylerin olacağını anlayan adam... 

Yazar bu kitabıyla da günahkarların üyelerinden birinin, Jace Seymour'un, görünenle görünenin ardındakini okuyucuya harmanlayarak sunmuş. 


Roman serinin diğer kitapları kadar akıcı. Yer yer yapılan ruhsal çözümlemeler, kahramanımızı daha iyi tanımamızı ve kafamızda daha rahat canlandırmamızı sağlamış. 

Kitabı bir çırpıda, zevkle okudum. Ayrıca ilk kitapla yapılan bağlantı da oldukça hoşuma gitti. Yazar resmen bir geceyi farklı iki kitapta başlangıç kabul ederek harika bir olay örgüsü yaratmış ki bu da daha bir renklendirmiş kitabı yahu.

Olivia Cunning yine benden geçer not aldı ve tensel arzuların nasıl da sevgi açlığıyla harmanlandığını bana fark ettirdi.

Olaya sadece cinsellik olarak bakılmayacağını, aslında gerçek duyguların bir maskenin ardında gizlenebildiğini anladım ben bu kitapta. Oysa biz insanlar insanın davranışlarının altında yatan nedenleri bilmeden ne kadar da yargılarız karşımızdakileri... İşte bu kitapla Jace'i yargılamamam gerektiğini öğrendim. 

Seriyi okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.


Kitabın Adı: Ateşli Bilet
Kitabın Yazarı: Olivia Cunning
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


11 Ağustos 2014 Pazartesi

A Beautiful Mind, John Nash

Blogu takip edenler bilir, ben bir matematikçiyim. Matematiği cidden seviyorum ama bu ülkede matematik yaparak para kazanmak imkansız... Bu yüzden de öğretmen olma yolunu seçtim. Hayırlısıyla da öğretmen olarak işe başlamam yakın gibi duruyor.

Bir matematik sevdalısı olarak da matematikle ilgili filmleri izlemeyi seviyorum. Bu yüzden dün gece tekrardan A Beautiful Mind'i izledim. Bu filmi her izlediğimde olduğu gibi yine son sahnede göz yaşlarıma hakim olamadım... Sanırım ileride öğrencilerime de bu filmi izleteceğim.

Film John Forbes Nash'in hayatını konu alıyor. Üniversite hayatının başlangıcı, evliliği, aldığı ödüller ve yaşadığı sıkıntılarla nasıl başa çıktığı gözler önüne serilmiş filmde.

Gerçek hayattan alıntı olması filmi daha da etkileyici kılıyor. Zaten hakkını vermişler ki film birçok ödüle ve Oscar'a sahip. Eğer ki hala izlemediyseniz ve biraz da olsa matematiğe ilginiz varsa zaman kaybetmeden izlemenizi öneririm. Hem bir dahinin başarısıyla hem de hayata karşı verdiği büyük mücadeleyle karşı karşıya kalacaksınız izlerken. Dramla zeka iç içe bu filmde.


7 Ağustos 2014 Perşembe

Kim Olduğunu Biliyorum!

Kitabın arka kapak yazısıyla başlamak istiyorum.




Kitabın Adı : Kim Olduğunu Biliyorum
Orjinal Adı : I Know Who You Are 
Yazarın Adı : David Kessler 
Yayınevi : Altın Bilek Yayınları 
Tür : Polisiye,Gerilim


Ölüm cezası istemiyle yargılanan Chuck Burrow'un annesi, California valisine, oğlunun idam cezasının kaldırılması için son bir şans verilmesi konusunda ısrar eder. Avukat Alex Sedaka, vali kendisine Bayan Burrow'un tavsiyesini dinleyeceğini bildirdiğinde çok şaşırır.
Bu sayede müvekkilini idamdan kurtarmak için eline mucizevi bir fırsat geçmiştir. Önünde sadece on beş saati vardır ve bu indirim hakkı için Burrow'un cesedi nereye gömdüğünü itiraf etmesi ve cesedin bulunması yeterlidir. Öte yandan Burrow masum olduğunda ısrar etmekte ve hatta kendisini ihbar edenin de sözde katili olduğu kızın ta kendisi olduğunu söylemektedir.
Sedaka, kendisini hem gerçeği açığa çıkarmak için iz peşinde, hem hukukun sınırlarını zorlamak için adalet mercilerinin arasında, hem de büyük bir kumpasın içinde bulur.
Mahkeme salonlarını, adalet sisteminin sorunlarını ve yanlışlarını anlatırken kurduğu akıl almaz öykülerle polisiye edebiyatta devleşen David Kessler ile tanışmaya hazır mısınız ?
John Grisham, Scott Turow, Harlen Coben gibi ustaların izinden giden yazar, her satırında devleşiyor…
Alex Sedaka, yeni kahramanınız olacak.

 Ales Sedaka'nın müvekkilinin asılmasına sadece on beş saat kalmıştı ve deneyimli avukat müvekkilini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak gibi duruyordu. Zaman hızla akıp gidiyordu... Saniyeler müvekkili için amansızca ilerliyordu. 

İşte böyle bir çıkmazın eşiğinde olan roman kahramınımıa, kitabımın sayfalarını kana kana okuyarak eşlik ettim ben bugün. 

Kitap yaklaşık olarak 405 sayfa ve akıcı bir dilde yazıldığından hızlı bir şekilde okunabiliyor. Yazar kurguyu sağlam temellere oturtmuş. Ayrıca kitapta karakterlerin yapmış olduğu edebi vurgular da kitaba ayrı bir hava katmış. Bu edebi vurgulardan birkaç örnek verecek olursam:

"Nefrete dönüşen aşk gibisi cennette bulunmaz, aşağılanmış bir kadının gazabına ise cehennemde bile rastlanmaz. (William Congreve)"
"Frankeyştayn bir hayat yaratmak istedi; oysa ortaya asla sevemeyeceği türden bir şey çıktı. O, bir canavar olarak değil, duyguları olan biri olarak yaşamına başladı. Ancak yaratıcısı onu sevilecek biri haline getiremedi. Ve sevgi, yaratılmış olan herkesin istediği bir şeydir. Bu yüzden o, bir canavara dönüştü. Çünkü çok istediği sevgi ve aşk için dayanılmaz bir açlık duyuyordu." 

Üst satırlarda alıntıladığım gibi kitapta birçok yerde bu alıntılara benzer edebi vurgular var ve bu da konuyu daha da etkileyici hale getirmiş. Açıkçası ben bu alıntıları okurken büyük bir zevk aldım. Eminim ki birçok kitapsever bu alıntıları benim gibi zevkle okuyacaktır.

Son söz olarak söylemeliyim ki uzun zamandır okuduğum kitaplar arasında beni oldukça etkileyen bir kitaptı David Kessler'in kaleminden çıkan Kim Olduğunu Biliyorum.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Rani Queen :)


Queen, 2014 Hindistan yapım, pozitif enerji ve müzikle dolu eğlenceli mi eğlenceli bir film.

Rani düğününe iki gün kala ve de düğünle ilgili tüm hazırlıklar tamamlanmışken evleneceği adam tarafından terk edilince başta tüm hayatının mahvolduğunu sanar ama bir yerden de başlaması gerektiği inancıyla aylarca hayalini kurduğu ve önceden bütün planları yapılmış olan balayı hayallerini yalnız başına gerçekleştirmek için Paris'e doğru yol alır.

Başta neden böyle bir şey yaptığına akıl sır erdiremez, oteldeki odasından çıkamaz. Bütün gün tv karşısında yatar durur. Ağlamaktan gözleri şişer, düşünmekten başına ağrılar girer ama değişik bir tesadüfle eğlenceli vakit geçirmeye başlar. Biraz da olsa hayatını akışına bırakması gerektiğini fark eder.

Rani evinden kilometrelerce uzakta hayatını tek başına yaşamayı zorlu da olsa öğrenecektir. Başına gelenlerin tamamı artık sadece kendi kararları olacaktır.



Film hem müzikleri açısından, hem de özgün senaryosu bakımdan beni oldukça tatmin etti. Hint müziklerini ve danslarını seviyorsanız kesinlikle izlemelisiniz.

Ayrıca belirtmeliyim ki filmin imdb puanı da oldukça tatmin edesi, 8.6 kadarcık :)

3 Ağustos 2014 Pazar

Japonya'dan Bir Film : Bairokêshon


Japonya'dan her zamanki gibi yaratıcı bir kurgu ile karşımıza gelmiş bulunmakta olan bir film Bairokeshon.

Türkçeye çevrilmiş haliyle de Bilokasyon.

Konu olarak ikilemde kalıp da bir çıkmaza sürüklenen insanların yapacakları tercihlerin sonucunda hayatlarına nasıl devam edeceklerini kurgulamışlar. Ha burdaki muamma ise verilen kararın iki kişiyi bağlıyor oluşu. Ama bu iki kişi birbirinin tıpatıp aynısı olan iki kişi. Biri zarar gördüğünde, diğeri de zarar görüyor. Biri öldüğünde diğeri de ölüyor. Resmen aynı bedene sahip ama seçimlerin biri birindeyken seçilmeyen diğerinde olan bir hayatı temsil ediyor.

Senaryo içerisinde senaryoya sahip, korku denilemez, gerilim denilemez ama gizemlerle dolu tuhaf bir film Bilocation.

Uzak doğu sinemasını sevenler bu filmi de kesinlikle izlemeli.

Tavsiye ederim.