10 Aralık 2014 Çarşamba

Pabucumun Ajanı-2 Sonunda Elimde :)


Pabucumun Ajanı-1 ansızın bitmişti. Elimde kitap, aklımda hayaller acaba bu hikayenin sonu nerede bitecek diye diye ikinci kitabı beklemeye koyulmuştum.

Sonunda kitap yayınlandı ve ben de en en en kısa sürede kitaba ulaştım. Birinci kitabın bitiş heyecanıyla başladım kitabı okumaya.

2. kitapta da soluksuz ilerliyorum şu an. Aşka olan özlemim hızla artıyor. Deniz'in hazır cevaplığı gülümsetiyor. Tuna'nın soğuk duruşu donduruyor... 

Mert'in Yasemin'e olan ziyareti de nerede mi kaldı? İlk kitap biraz bahsedip de ara mı verdiydi bu konuda? Yeni ikilimizi merak mı ediyorsunuz? Bence ikinci kitabı da alın, beklemedeeeeeeeen!!!

Bekleyen pişman olur benden demesi.

Neyse ayyy ben kitabımı okumaya gidiyorum :)





26 Ekim 2014 Pazar

Ejder Serisinin En Son Çıkan Kitabı: Ejderin Büyüsü


Türk kahvesi içmeyi seviyorum ama yanında harika bir kitap varken o kahveyi daha da bir zevkle içiyorum.

Ejder serisinin son kitabını okurken de türk kahvemi yanımdan eksik etmedim. Keita'nın kaprislerine katlanan Ragnar'a içim burkulurken, kahvemin yanında yediğim çikolata mutsuzluğumu biraz da olsa dindirdi diyebilirim.

Serinin her kitabında olduğu gibi bu kitapta da entrikalar gayet dozunda. Heyecanı bu sayede sonuna kadar ruhunuzda hissedebiliyorsunuz. Hem duygusal yönden tatmin edici hem de insanı sıkmayacak türden sürükleyici bir kitaptı.

Keita'nın birçok farklı yönü bu kitapta gözler önüne serilmiş. Oysaki serinin diğer kitaplarında kızıl ejderimiz mızmız, yaramaz, memnuniyetsiz, annesinin baş belası bir karakter olarak resmediliyordu. Ve bu sefer bu kitapta başka yönleri de gayet ortaya serilmiş karakterin. 

Hatta kitaptan ufak bir alıntı vereyim:

"Unutma savaş lordu. Burada göreceklerine aldanma. Ben, olduğumu düşündüğün kişiden farklı değilim."

Keita'nın gayet güçlü ve gözdağı verecek kapasitede farklı bir karakter olduğunu verdiğim alıntıdan anlayabilirsiniz.

Kitaptan birkaç alıntı daha yazayım da yazıma öyle son vereyim.

"Çok şirin değil mi? İki yıldır kana susamış yabanilerle birlikte ama hala yumurtadan çıktığı ilk günkü kadar sevimli. Aslında yumurtadan ilk çıktığında, gördüğü ilk yüz benimki olmuştu. Annem, kabuğundan çıktığında kendisine haber vermemi söylemişti ama ben istememiştim.Sadece benim olmasını istiyordum."

.............................................................................

"Bu dünyada yalnız yaşayamazsın oğlum. Ailene ihtiyacın var. Ve bir gün, sana ne kadar ihtiyaçları olduklarını fark edecekler."

.............................................................................

"Acı çekmen sana başkalarına acı çektirme hakkı tanımaz. 
Keita gözlerini devirdi. 'Sen ve şu derin felsefi zırvaların...'

'Şu derin felsefi zırvalarımı seversin sen.'

'Benim saçma öfke krizlerime engel olunca sevmem. Sen böyle mantıksal çıkarımlar yaparken onurlu bir şekilde fırlayıp gitmek çok zor oluyor.'

'Onurlu bir şekilde bir yere fırlayıp gidemezsin.'

Keita gülmemek içn dudaklarını ısırdı.Ren'i bu yüzden seviyordu.Durum ne olursa olsun, her şey ne kadar sinir bozucu, korkunç veya dehşet verici olursa olsun, Keita'yı her zaman güldürebiliyordu."

.............................................................................


"Kuzey ellerinde yakalanmak, tecavüze uğramak anlamına gelebilir. Bu da ne kadar hoş olmasa da en azından hayatta kalmak anlamına gelir, Lord Ragnar. Ama Hükümdarlıkta yakalanmak, çarmıha gerilmek demektir. Ve çarmıha gerilmek demek, ölmek demektir. Ölünce yapabilecek çok bir şey kalmıyor, değil mi? Ayrıca -yine burnunu kırıştırdı- çarmıha gerilmenin hızlı bir ölüm olmadığını işittim, özellikle ejderhalar için. "

.............................................................................


Şimdilik bu kadar. Başka kitap yorumlarımda görüşmek üzre.

Kitapla kalın, mutlu kalın.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Asude'den Pabucumun Ajanı


Ephesus Yayınları aracılığıyla Asude'nin kaleminden hayat bularak okuyucusuyla buluşan Pabucumun Ajanı-1 daha ilk sayfasından okuyucuyu kahkahalara sürüklüyor.
Bu kahkaha bombardımanına tutulanlardan biri de benim.

Hatta o kadar eğlenceli ki birçok satırı sonradan tekrar okuyup da gülümsemek için renklendirdim. Üstteki fotoğrafta da bu renklendirmelerden biri mevcut.

Ne demiş güzel yazarımız ya da romanımızın güzel kahramanı, fiyasko birlik başkanı Deniz Akın:

"Bir oda dolusu külçe altın içinde tek başına dikilen tenekeye benziyordum. Allahım, benim burada ne işim vardı?"


Kitabı kahvaltımı yaptıktan sonra elime aldım. Şöyle bir balkonda cıvıl cıvıl çocukların sesleri de gelirken bir yandan çayımı yudumlayayım ve bir yandan da Pabucumun Ajanı ile eğlenceli vakit geçireyim dedim.

İyi ki de öyle dedim. 

Şimdi de kitaptan aldığım zevki sizlere de haber vereyim diye pc başına geçtim ve bu cümleleri yazıyorum.

Eğlenceli zaman geçirmek istiyorsanız bu kitabı okumaya başlayın derim :)


9 Eylül 2014 Salı

Marketa'nın, Hacamatçının Kızının Hüzünlü Hikayesi...

Kitabın adı eskiden oldukça yaygın olarak kullanılan ve insanların tedavi edilmesi için uygulanan bir tıbbi yöntem olan Hacamat'tan geliyor. 

Hikayenin başkahramanları ise Hacamatçının kızı olan Marketa Pichlerova ve Habsburg Hanedanlığından gelen kutsal Roma İmparatoru 2. Rudolf'un gayrimeşru çocuğu olan ve deliliğiyle tüm ülke tarafından tanınmış Don Julius...

Kitabın orjinal ismi The Bloodletter's Daughter, ülkemizeyse Trend Yayınevi aracılığıyla adı Hacamat olarak geçmiş. 

Kapak tasarımında masumluğuyla göz dolduran ve elinde porselen bir kan çanağı taşıyan, saçları rengarenk olan bir kız temsili var ki bu da hikayede anlatılan Marketa'yı hayalimizde canlandırmamıza yardımcı oluyor.


İnternette ufak bir araştırma yaparsanız birçok cinayet haberine denk geleceksinizdir, Marketa'nın adının geçtiği... Ki bu da hikayenin kurgusal yanı kadar gerçeğe dönük bir tarafının da olduğunu size gösterecektir.

Kitabın yazarının, yani Linda Laffaerty'nin kalemi oldukça akıcı. Hikayeyi bazen içim acıyarak bazen de mutlulukla takip ediyordum ben. 

Bir de Marketa'nın kaderinin baştan yazıldığını iddia eden Natır annesi kitapta Don Julius'tan sonra en canımı sıkan ikinci karakterdi. Hangi anne kızının bekaretini diğer çocukları uğruna satmaya kalkışabilir? Aklım almıyor yahu! Almıyor. Zaten Marketa'nın da natır olmaya zerre niyeti yok ki babasının kan çanakları arasında tıbba olan ilgisi hayatına yön verecek...


Peki beyazlı kadın Marketa'nın seçimini doğru mu buluyor olacak?

Heyecanlı, sürükleyici, tutkulu, şehvetli ve de esrarengiz... Deliliğin sınırlarında tarifsiz bir acıyla karmaşık bir hayat... Hiçbir planın tutmadığı, hiçbir hayalin gerçek olmadığı bir zamanda geçen bir cinayet... Hırsın gölgesinde kalan kadınların hayatları... Hepsi ama hepsi bu kitapta...

Hacamat... Bir Bohemya Romanı...

Kesinlikle gerçeklikle bağlantısı olan tarihi kitapları sevenlerin okuması gereken bir kitap.

Yazıma kitaptan ufak bir alıntıyla son vermek istiyorum.


"Ludmilla hala, bu kadar yıldır bu manastırda kapalı kalarak kaç kişiye yardım ettiniz? Karanlıkta tanrıya ibadet ve hizmet etmek kolay ama dışarıda, aydınlıkta insanlar acı çekiyor ve biz bu acıya tanık oluyoruz. Biz en azından dizlerimizin üzerine çöküp ellerimizi hiçbir işe yaramayacak şekilde kavuşturmaktan daha fazlasını yapıyor, yardımcı olmaya çalışıyoruz. "



Kitabın Adı: Hacamat
Kitabın Yazarı: Linda Lafferty
Yayınevi: Trend Yayınevi



8 Eylül 2014 Pazartesi

The Booklist Challenge, ‪#‎bookchallange‬

The Booklist Challenge açıklamam gerekirse meydan okuyacak kişi on tane kitap listeliyor ve sonrasında meydan okuduğu kişiden bu on kitabı okumasını istiyor. Kendisine meydan okunan kişi de kitaplardan birini ya da birkaçını okuyor. Akım bu şekilde devam ediyor.

Bu akım oldukça hoşuma gittiğinden ben de bir on kitap yazayım da birkaç kişiye meydan okuyayım dedim.

İşte yapmış olduğum listem:

1)Mo Yan'dan İri Memeler ve Geniş Kalçalar
2)Dr.David Burns'ten İyi Hissetmek
3) Dostoyevski'den Ecinniler
4)Asude'den Pabucumun Ajanı
5)G.A. Aiken'in Ejder serisinden Ejderin Büyüsü
6)Vefa Vefa Enver'in Bana Prenses Deme!
7)Fatma Fatma Erdek'ten Erken Rüya Zamanlar
8)Laurie Faria Stolarz'dan Mavi
9)Mine Söğüt'ten Deli Kadın Hikayeleri
10) M.Amparo Escandon'dan Esperanza'nın Kutusu


Meydan okuduğum bloggerlar ise

4 Eylül 2014 Perşembe

Okumaya Özen Gösterdiğim Bloglar

Sıcak bir İzmir gecesinden iyi akşamlar herkese. Bu mim'i Sade ve Derin blogunun sahibi Deeptone'da gördüm ve ben de yapayım dedim. Hem bu sayede yeni bloglar da keşfedilmiş oluyor.

İlk olarak blogumu açtığım günden beri takip ettiğim harika bir emekli öğretmeni tanıtmak istiyorum sizlere. Benim canım meslektaşım Leylak Dalı :) Bazı günler okuduğu kitaplar hakkında yazar ve bazı günlerse gezdiği gördüğü yerleri... Blogun o kendine has huzurunu yazılanları okurken kesinlikle siz de hissedeceksiniz.

Blog adresi ise : http://leylakdali.blogspot.com.tr/

İkinci olarak -yüz yüze görüşme şansı da bulduğum, aynı şekilde Ayşe Arman'la muhteşem de bir röportaj yapmış kişik (http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/27009085.asp)- Bigay ya da blog adıyla yazacak olursam Kaan Arer, ha Ayşe Arman sevdiğim bloggerin adını karıştırıp da Kaan Arter yazmış. Bu hatası da gözümden kaçmadı.

Kaan'ın nelerle ilgili yazdığına gelecek olursak, kendi cinselliği, aşk yaşamı, sevdiği şeyler, deneyimleri, açıldığı insanların ona karşı takındıkları tavırları diye sıralayabiliriz. Bence okunması gerekler listesine alınmalı.

Kaan'ın blog adresi : http://bigayingunlugu.blogspot.com.tr/

Üçüncü olarak Asortik Krep diyebilirim. Paylaştığı fotoğrafları ve fotoğraflarla süslediği kendine has yazılarıyla yıllardır onu takip etmemi sağlamayı başarmış bir şahsiyet.

Blog adresi: http://asortik-krep.blogspot.com.tr/

Dördüncü kişi ise çatlak arkadaşım Ot insan ya da Topik ya da İnsangillerden :D Neyse bu çatlak şakireyle de reelde tanıştım. Hatta yetmedi gittim bir de evine misafir oldum. Allahı var hürmette kusur etmedi. Güldük geçtik, eğlendik koca bir gün. Ondan öncesinde de Konak, Kızlarağasında harika bir kahve keyfiyle bezeli bir gün de geçirmiştik.

Ne yazdığına gelecek olursak da güncel hayatta karşılaştığı çelişkili durumları kafasında irdeleyip yazıyor hanfendileri. Ha bir de belirtmeliyim ki kendisini başta erkek sanıyordum. Tanışmamıza vesile olan şeyse bana attığı bir tanışma mailiydi. Konuşmaya başlayınca hatun olduğunu anladım ve muhabbet de koyulaşınca aha dedim bu hatun tam benim kafadan :D Kontak kafa, kırık kafa :D

Blog adresi: http://otinsan.blogspot.com.tr/

Beşinciye gelelim. Beşinci gelip de bloguma yorum yazmasaydı sanırım içselliğimden sıyrılıp da o şirin kişiliğin bloguna teşrif dahi edemeyecektim. İyi ki de yorum yazmış da tanışma şansı bulmuşuz :) Ha o yorumu yazan kim mi? Tabii ki de Zamskaaaaa :)

Blog adresi : http://zamskaa.blogspot.com.tr/

Altıncı olarak Halik Kondak diyorum. Hatta bir de ekleme yapıyorum ki blogunu okuduğumdan dahi haberi yok blog sahibinin. Çünkü uzaktan uzaktan yazdıklarını hazmede hazmede okuyorum. Eşcinselliğe bakışı çok iyi irdeleyerek yazıyor. Kime göre normal sınıflanıyor? Bence bir kez daha düşüneceksini bu blogu okurken...

Blog adresi: http://halilkandok.blogspot.com.tr/


Sanırım şimdilik altı blog yeter :)

3 Eylül 2014 Çarşamba

Hatice Üzgül'den Lokman Hekim, Efsanenin Nuru


"Önemli olan, elimizdekilerin ne olduğu değil; bize verilenleri nasıl kullandığımızdır."

Hatice Üzgül'ün kaleminden dökülen, Trend Yayınevi aracılığıyla okuyucusuyla buluşan Lokman Hekim, Efsanenin Nuru kitabını okumadan önce kapak tasarımından aşırı etkilenmiştim. 

Kitap adına aşina olduğum ama hikayeyi yarım yamalak bildiğim bir efsaneydi ilk okumaya başladığımda. Sonra o efsane büyüdü büyüdü ve merak duygumu tetikledikçe tetikledi. İnternette birçok siteyi araştırdım, birçok makaleyi okudum kitabın bende yarattığı etkiyle.

Kitabı okurken de bir elimde kalem beğendiğim her bir satırın altını çizdim. Daha sonra dönüp dönüp tekrar okumak için... 

Her bir sayfada Lokman'ın bedeninde hayat buldum, nice peygamberle dost oldum, peygamberlere yoldaş oldum... 

Şahmerandan ölümsüzlüğe kelime oyunlarıyle bezeli muhteşem bir efsane: Lokman Hekim, Efsanenin Nuru.

Kitaplığınıza eklemeniz gereken sürükleyici bir roman... Geçmişin tozlu raflarından günümüze ulaşan bir efsane...


" Eşitleyici bir yönü vardı hastalıkların. Paraya tapanlar bile malı mülkü gözden çıkarmaya hazırdılar. Çünkü hastalık elçisidir ecelin. Bir hatırlattı mı insana faniliğini, o zaman ne kibir kalır ne gurur."




Kitabın Adı: Lokman Hekim Efsanenin Nuru
Kitabın Yazarı: Hatice Üzgül
Yayınevi: Trend Yayınevi

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Saksı Olmanın Faydaları

 Filmi dün izlemeye başlamıştım fakat işim çıkınca filmi yarıda kesmek zorunda kaldım. 

Bugün yarım kaldığım yerden filmi izlemeye devam ettim. 

Tanıtım görselinden de anlaşılacağı üzre film bir gençlik filmi. Birçok izleyici başlangıçta bayık bir ergenlik sinemasıyla karşılaşacağını sanacaktır ama film tam anlamıyla bir hayat dersi veriyor izleyiciye.

Homofobiyle ilgili filmde yer yer birçok vurgu yapılmış ve bu konuya dikkat çekilmiş. Tam ayrıntılı işlenmese de eşcinsel insanların ne kadar çok dışlandığı filmde gözler önüne serilmiş. Birçok filme göre bu bile başlı başına büyük bir şey.

Sonrasında geçmişte yaşanılan kötü şeylerin geleceği nasıl da mahvettiği anlatılmış. Eğer ki bir yerde büyük bir sorun varsa ve o sorun hiç yokmuşçasına hayata devam edilmeye çalışılıyorsa, er ya da geç o sorunla yüzleşmeden hayatımıza devam edemeyeceğimiz de vurgulanmış filmde. Yani korkularınızla, yaşanmışlıklarınızla yüzleşmek ve kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek zorundasınız. Eğer ki siz kendinizi olduğunuz gibi kabul ederseniz, çevrenizdekiler de sizi olduğunuz gibi kabullenecektirin filmde altı çizilmiş.

Lise öğrencilerinden beklenilmeyecek olgunlukta cümlelerle bezenmiş bu harika filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. 

Hatta neden izlemeniz gerektiğini de bir örnekle açıklamak isterim:


"Hak ettiğimizi sandığımız aşkı kabul ederiz."

"Ayağa kalkıyorsun ve binalardaki ışıkları görüyorsun ve her şey içini hayranlıkla dolduruyor. 

Ve o yolda, dünyada en çok sevdiğin insanlarla birlikte o şarkıyı dinliyorsun. İşte o anda, yemin ederim biz sonsuzuz."

Hangimiz hayatımızda ben daha iyilerine layığım diyebiliyor ki? Hep bundan daha iyisini bulamam diyerek yolumuza devam etmiyor muyuz?

Ya elimizdekiler hak ettiğimizden çok çok çok daha azıysa?


17 Ağustos 2014 Pazar

Nancy Pickard'dan Bakire

Yazıma kitabın kapak yazısını yazarak başlıyorum.

Small Plains Bakiresi kimdi ve nasıl öldü?

Acımasız bir cinayetle değişen hayatlar...
Küçük bir kasabadaki sahipsiz bir mezar...

On yedi yıldır saklanan korkunç gerçeği öğrenmeye hazırmısınız?


Macavity, Agatha, Anthony, Shamus ve Barry ödüllü yazarımız Nancy Pickard'dan yürek burkan bir hikaye: Bakire!

Küçük bir kasabada birbirine her şeye rağmen mükemmel derece bağlı dostlar. Her ne olursa olsun en yakın arkadaşına arkasını dönüp gitmesine neden olmayacak yaşanmışlıklar...

Ve bu körü körüne bağlılığın ardında yok olup gidecek bir beden... Bir can! Bakire!

O gece olacaklardan haberdar olmayan bir çift. Hayatlarının baharında, sırılsıklam iki aşık... Yarının onlara ne getireceğinden habersiz geceyi birlikte geçirmenin vereceği hazzın sarhoşluğuyla birlemeye hazır bedenler...

Ufak bir tıkırtıyla bir daha hiç birleşmemecesine ayrılacaklar mı? 
Gelecek onlara neler gösterecek geçmişin gölgelerindeki sırlar gün yüzüne çıkmadan?

Cevapsız sorular, beklenmedik sonuçlar... Hepsi ama hepsi bu kitapta.  Nancy Pickard'ın kaleminden hayat bulan karakterlere sıkı sıkı bağlanacak, suçlunun kim olduğunu öğrenmek için satırları adım adım takip edecek ve her attığınız adımda daha da şaşıracaksınız.

Soluksuz okuyacağınız, sürükleyici bir kitap sizi bekliyor.


Birlikte eğleniyoruz.
Birlikte iyiyiz.
Birbirimize ihtiyacımız var.
Daha iyi görünmek için sana ihtiyacım var.
Bana ihtiyacın var çünkü, açıkçası...

"Geçmişi senin gibi lekeli birinin bu konularda fazla seçim şansı yok!"


Kitabın Adı: Bakire
Kitabın Yazarı: Nancy Pickard
Yayınevi: Ephesus Yayınları

15 Ağustos 2014 Cuma

Kitaplarla İç İçe Bir Mim

Bu mim'i DeepTone'da gördüm ve ben de yazayım dedim. Hani beni etiketleyen falan yok. Baştan belirteyim :D 

Ayrıca mimi yazmak istememin sebebi de mim'in konusunun oldukça hoşuma gitmesi :)

Başlayalım bakalım yazmaya.

1. Kitaplığınızda en ilginç kitap isimleri hangileridir?


2. 2014 yılı başından beri kaç kitap okudunuz?

Tuttuğum çeteleye göre 32 kitap okumuşum. Az gözüküyor olabilir ama KPSS'ye deli gibi hazırlandığımı belirtmek isterim.

3. 2014 yılı için bu yılın kitabı dediğiniz kitap hangisidir?

Ursula K. LeGuin hayranı olaraktan Metis'in Yerdeniz serisini tek bir cilt haline getirmesi beni aşırı mutlu etmişti. Bu yüzden benim için bu yılın kitabı Yerdeniz.


4. 2014 yılında ilk defa okudum dediğiniz yazar kim?

İlk defa okuduğum yazar Mine Duran ve kitabı da Serafina. 
Yazarın yarattığı karakter bende derin izler bıraktığı için kitap kahramanı olan Serafina'nın adıyla, hayranı olduğum yazarın soy adını birleştirerek kendime yeni bir google adı bile edindim. Benim için bir milat oldu bu kitap.


5. 2014 için okuma hedefiniz?

Açıkçası bir hedefim yok. Sadece zevk aldığım için okuyorum. Bir hedef koyarak canımı sıkmak istemiyoruz. Bir de önümde atanma durumu varken hedef belirlersem onca keşmekeş arasında yalan dolan olur o hedef... Ona ulaşayıp diye hırslanırsam da ben heder olurum. En iyisi mi iyi böylesi.

6. Kitap okumak tamam da onun kadar sevdiğiniz bir başka etkinliğiniz?

Tabii ki de film izlemeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeek :) Hatta izlediğim filmleri de şurada yazıyorum ben.

7. Diğer etkinliği sevme nedeniniz?
Biraz olsun gerçek hayattan uzaklaşmamı sağlıyor.

8. Blog okurlarından dilek, istek ve ricalarınız?
Kafanızın estiğini yapın arkadaş.

9. Okuyup da anlamadığınız kitap?

Orta okulda tutup da Böyle Buyurdu Zerdüşt okumuştum. Doğal olaraktan hiçbir cacık da anlamamıştım.
Sonradan kitabı tekrar okudum tabii ki de :)

10. Okuyup da sevmediğiniz, sıkıldığınız kitap?

Elif Şafak'tan Aşk!

Mimlediklerim ise Zamska ve Ot İnsan :D




Sırlarla Dolu Bir Geçmiş...


Günahkarlar Turnede serisinin üçüncü kitabı Ateşli Bilet... 
Olivia Cunning yine yapmış yapacağını ve insanın içini zevkle titreten satırları kaleme almış.

Bu arada serinin ilk iki kitabının da adını belirtmek istiyorum.

Ayrıca seri üç kitapla da kalmıyor. Yazarımız görmüş olacak ki seri oldukça tutuldu, ee böyle olunca da ben devamını getireyim demiş. Sayıdan tam emin değilim ama netten öğrendiğim kadarıyla seri 8 kitaba kadar çıkacakmış. El mahkum bize de okumak düşüyor.

Neyse kitaba geri döneyim ben :)

Bu sefer ki kahramanımız Jace Seymour... Fiziksel acıyla ruhsal acısını bastırmaya çalışan, melek görünümünün altına sırlarla dolu bir geçmişi saklayan muhteşem bir bas gitarist. Aggie ile karşılaşır karşılaşmaz, hayatında farklı bir şeylerin olacağını anlayan adam... 

Yazar bu kitabıyla da günahkarların üyelerinden birinin, Jace Seymour'un, görünenle görünenin ardındakini okuyucuya harmanlayarak sunmuş. 


Roman serinin diğer kitapları kadar akıcı. Yer yer yapılan ruhsal çözümlemeler, kahramanımızı daha iyi tanımamızı ve kafamızda daha rahat canlandırmamızı sağlamış. 

Kitabı bir çırpıda, zevkle okudum. Ayrıca ilk kitapla yapılan bağlantı da oldukça hoşuma gitti. Yazar resmen bir geceyi farklı iki kitapta başlangıç kabul ederek harika bir olay örgüsü yaratmış ki bu da daha bir renklendirmiş kitabı yahu.

Olivia Cunning yine benden geçer not aldı ve tensel arzuların nasıl da sevgi açlığıyla harmanlandığını bana fark ettirdi.

Olaya sadece cinsellik olarak bakılmayacağını, aslında gerçek duyguların bir maskenin ardında gizlenebildiğini anladım ben bu kitapta. Oysa biz insanlar insanın davranışlarının altında yatan nedenleri bilmeden ne kadar da yargılarız karşımızdakileri... İşte bu kitapla Jace'i yargılamamam gerektiğini öğrendim. 

Seriyi okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.


Kitabın Adı: Ateşli Bilet
Kitabın Yazarı: Olivia Cunning
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


11 Ağustos 2014 Pazartesi

A Beautiful Mind, John Nash

Blogu takip edenler bilir, ben bir matematikçiyim. Matematiği cidden seviyorum ama bu ülkede matematik yaparak para kazanmak imkansız... Bu yüzden de öğretmen olma yolunu seçtim. Hayırlısıyla da öğretmen olarak işe başlamam yakın gibi duruyor.

Bir matematik sevdalısı olarak da matematikle ilgili filmleri izlemeyi seviyorum. Bu yüzden dün gece tekrardan A Beautiful Mind'i izledim. Bu filmi her izlediğimde olduğu gibi yine son sahnede göz yaşlarıma hakim olamadım... Sanırım ileride öğrencilerime de bu filmi izleteceğim.

Film John Forbes Nash'in hayatını konu alıyor. Üniversite hayatının başlangıcı, evliliği, aldığı ödüller ve yaşadığı sıkıntılarla nasıl başa çıktığı gözler önüne serilmiş filmde.

Gerçek hayattan alıntı olması filmi daha da etkileyici kılıyor. Zaten hakkını vermişler ki film birçok ödüle ve Oscar'a sahip. Eğer ki hala izlemediyseniz ve biraz da olsa matematiğe ilginiz varsa zaman kaybetmeden izlemenizi öneririm. Hem bir dahinin başarısıyla hem de hayata karşı verdiği büyük mücadeleyle karşı karşıya kalacaksınız izlerken. Dramla zeka iç içe bu filmde.


7 Ağustos 2014 Perşembe

Kim Olduğunu Biliyorum!

Kitabın arka kapak yazısıyla başlamak istiyorum.




Kitabın Adı : Kim Olduğunu Biliyorum
Orjinal Adı : I Know Who You Are 
Yazarın Adı : David Kessler 
Yayınevi : Altın Bilek Yayınları 
Tür : Polisiye,Gerilim


Ölüm cezası istemiyle yargılanan Chuck Burrow'un annesi, California valisine, oğlunun idam cezasının kaldırılması için son bir şans verilmesi konusunda ısrar eder. Avukat Alex Sedaka, vali kendisine Bayan Burrow'un tavsiyesini dinleyeceğini bildirdiğinde çok şaşırır.
Bu sayede müvekkilini idamdan kurtarmak için eline mucizevi bir fırsat geçmiştir. Önünde sadece on beş saati vardır ve bu indirim hakkı için Burrow'un cesedi nereye gömdüğünü itiraf etmesi ve cesedin bulunması yeterlidir. Öte yandan Burrow masum olduğunda ısrar etmekte ve hatta kendisini ihbar edenin de sözde katili olduğu kızın ta kendisi olduğunu söylemektedir.
Sedaka, kendisini hem gerçeği açığa çıkarmak için iz peşinde, hem hukukun sınırlarını zorlamak için adalet mercilerinin arasında, hem de büyük bir kumpasın içinde bulur.
Mahkeme salonlarını, adalet sisteminin sorunlarını ve yanlışlarını anlatırken kurduğu akıl almaz öykülerle polisiye edebiyatta devleşen David Kessler ile tanışmaya hazır mısınız ?
John Grisham, Scott Turow, Harlen Coben gibi ustaların izinden giden yazar, her satırında devleşiyor…
Alex Sedaka, yeni kahramanınız olacak.

 Ales Sedaka'nın müvekkilinin asılmasına sadece on beş saat kalmıştı ve deneyimli avukat müvekkilini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak gibi duruyordu. Zaman hızla akıp gidiyordu... Saniyeler müvekkili için amansızca ilerliyordu. 

İşte böyle bir çıkmazın eşiğinde olan roman kahramınımıa, kitabımın sayfalarını kana kana okuyarak eşlik ettim ben bugün. 

Kitap yaklaşık olarak 405 sayfa ve akıcı bir dilde yazıldığından hızlı bir şekilde okunabiliyor. Yazar kurguyu sağlam temellere oturtmuş. Ayrıca kitapta karakterlerin yapmış olduğu edebi vurgular da kitaba ayrı bir hava katmış. Bu edebi vurgulardan birkaç örnek verecek olursam:

"Nefrete dönüşen aşk gibisi cennette bulunmaz, aşağılanmış bir kadının gazabına ise cehennemde bile rastlanmaz. (William Congreve)"
"Frankeyştayn bir hayat yaratmak istedi; oysa ortaya asla sevemeyeceği türden bir şey çıktı. O, bir canavar olarak değil, duyguları olan biri olarak yaşamına başladı. Ancak yaratıcısı onu sevilecek biri haline getiremedi. Ve sevgi, yaratılmış olan herkesin istediği bir şeydir. Bu yüzden o, bir canavara dönüştü. Çünkü çok istediği sevgi ve aşk için dayanılmaz bir açlık duyuyordu." 

Üst satırlarda alıntıladığım gibi kitapta birçok yerde bu alıntılara benzer edebi vurgular var ve bu da konuyu daha da etkileyici hale getirmiş. Açıkçası ben bu alıntıları okurken büyük bir zevk aldım. Eminim ki birçok kitapsever bu alıntıları benim gibi zevkle okuyacaktır.

Son söz olarak söylemeliyim ki uzun zamandır okuduğum kitaplar arasında beni oldukça etkileyen bir kitaptı David Kessler'in kaleminden çıkan Kim Olduğunu Biliyorum.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Rani Queen :)


Queen, 2014 Hindistan yapım, pozitif enerji ve müzikle dolu eğlenceli mi eğlenceli bir film.

Rani düğününe iki gün kala ve de düğünle ilgili tüm hazırlıklar tamamlanmışken evleneceği adam tarafından terk edilince başta tüm hayatının mahvolduğunu sanar ama bir yerden de başlaması gerektiği inancıyla aylarca hayalini kurduğu ve önceden bütün planları yapılmış olan balayı hayallerini yalnız başına gerçekleştirmek için Paris'e doğru yol alır.

Başta neden böyle bir şey yaptığına akıl sır erdiremez, oteldeki odasından çıkamaz. Bütün gün tv karşısında yatar durur. Ağlamaktan gözleri şişer, düşünmekten başına ağrılar girer ama değişik bir tesadüfle eğlenceli vakit geçirmeye başlar. Biraz da olsa hayatını akışına bırakması gerektiğini fark eder.

Rani evinden kilometrelerce uzakta hayatını tek başına yaşamayı zorlu da olsa öğrenecektir. Başına gelenlerin tamamı artık sadece kendi kararları olacaktır.



Film hem müzikleri açısından, hem de özgün senaryosu bakımdan beni oldukça tatmin etti. Hint müziklerini ve danslarını seviyorsanız kesinlikle izlemelisiniz.

Ayrıca belirtmeliyim ki filmin imdb puanı da oldukça tatmin edesi, 8.6 kadarcık :)

3 Ağustos 2014 Pazar

Japonya'dan Bir Film : Bairokêshon


Japonya'dan her zamanki gibi yaratıcı bir kurgu ile karşımıza gelmiş bulunmakta olan bir film Bairokeshon.

Türkçeye çevrilmiş haliyle de Bilokasyon.

Konu olarak ikilemde kalıp da bir çıkmaza sürüklenen insanların yapacakları tercihlerin sonucunda hayatlarına nasıl devam edeceklerini kurgulamışlar. Ha burdaki muamma ise verilen kararın iki kişiyi bağlıyor oluşu. Ama bu iki kişi birbirinin tıpatıp aynısı olan iki kişi. Biri zarar gördüğünde, diğeri de zarar görüyor. Biri öldüğünde diğeri de ölüyor. Resmen aynı bedene sahip ama seçimlerin biri birindeyken seçilmeyen diğerinde olan bir hayatı temsil ediyor.

Senaryo içerisinde senaryoya sahip, korku denilemez, gerilim denilemez ama gizemlerle dolu tuhaf bir film Bilocation.

Uzak doğu sinemasını sevenler bu filmi de kesinlikle izlemeli.

Tavsiye ederim.

20 Temmuz 2014 Pazar

Edith Wharton'dan Harika bir Kitap daha: İki Kız Kardeş


Harika bir kitabın ardından tekrar merhaba diyorum okuyucularıma.
Malum kpss nedeniyle çok fazla kitap okuyamıyordum. Ara sıra zaman buldukça birkaç sayfa göz atıyordum kitaplara. 

Benim gibi kitap sevdalılarına oldukça zorlu bir süreç oluyor kpss ama sonu hayırlı olacakmış gibi geliyor bu sefer için.

Neyse lafı kısa keseyim de merhaba dediğim kitaba giriş yapayım.

Edith Wharton'dan okuduğum ikinci kitap: "İki Kız Kardeş"
İlk okuduğum ise Masumiyet Çağı'ydı ve tadı hala hayallerimde.

Yazarımız Edith'in kaleminin büyülü vurgusu insanın beyninde tarihi bir görsellik yaratıyor. İnsan beyaz perdede sanki o anları izliyormuş hissine kapılıyor. 

İki Kız Kardeş kitabının konusuna da gelecek olursak:
"Hem ev, hem iş yeri olarak kullandıkları evde yaşayan Bruner kardeşler evlerine bir masa saati almaya karar verirler ve olay örgümüz burada yazılmaya başlar. Ancak şöyle bir durum vardır kendilerine bu masa saatini satan adama iki kız kardeş de aşık olurlar. Birinin verdiği ödünlerle bir diğeri aşkının peşine düşer..."

Kitabı bir solukta okudum hem de kpss ile ızdıraplardan ızdırap beğenirken. İyi ki de okumuşum biraz da olsa stresimin arasında soluklandım.  Hem de bu kadar büyük bir özverinin altında ezilen kardeşler arasındaki ilişkiye şahit oldum. Bir bilinmezin ardında onlarla sürüklendim durdum.

Kitaptan altını çizdiğim satırları da sizlerle paylaşmak istiyorum :)

"Hava nemli ve soğuktu, gökyüzü güneşe yüzünü göstermeyen asık suratlı bulutlarla kaplıydı ve hafiften kar yağıyordu. Sabahın ilk ışıklarında sokaklar en çirkin ve bakımsız hallerinde görünüyordu; fakat kendisinin sorumlu olmadığı herhangi bir durumdan rahatsız olmayan Ann Elize için sokaklar gayet şirin görünüyordu."

"İşte annelerin başına gelen buydu. Onlar katlanıyorlar, diye düşündü Ann Eliza; o halde neden kendisi katlanmasındı? Ah, ama önce onlar evlenmişlerdi; kendisininse hiç şansı olmamıştı. Ve şimdi de kendi kurduğu hayatı sonsuza kadar kaybediyordu; çoktan kaybetmişti, içten içe ve derinden bakıldığında çoktan kaybetmişti, yakın bir gelecekte dışarıdan olan yakınlıkları da sesler ve gözler yüzeyinde kaybolacaktı. O anda Evalina'nın mutlu olduğu düşüncesi bile onu avutmadı; ya da bu avuntunun ışığını görmüş olsa bile kendini ısıtamayacak kadar uzakta olacaktı. Kişisel ve vazgeçilemeyen bir bağa, kendisine ait acılara ve sorunlara karşı hissettiği açlık Ann Eliza'nın ruhunu kavuruyordu: bir daha asla yalnızlığıyla yüzleşecek cesareti olmayacak gibi geliyordu."

Kitabın Adı: İki Kız Kardeş
Kitabın Yazarı: Edith Wharton
Yayınev: Altın Bilek Yayınları




16 Haziran 2014 Pazartesi

Tavşan Peter'in Peşinde Kayıp Kızlar


Ephesus Yayınları yine yapmış yapacağını ve bir tane daha New York Times Bestseller kitaplardan birini güzel türkçemize kazandırmış. Durum böyle olunca, bana da bu merak uyandaran kapak tasarımına sahip kitabı okumak düştü.

Daha öncesinde Jennifer McMahon'un kaleme aldığı Söylemeyeceğine Söz Ver kitabını okumuştum ve yazarın kaleminden gayet memnun kalmıştım.
Durum böyle olunca da elimde okunması gereken bir çok kitabı bir kenara bıraktım ve Kayıp Kızlar Adası'nı okuma listemde başa aldım ve kitabı da yaklaşık bir yarım saat önce hakkıyla bitirdim.

Şu an iyi ki de önceliği bu kitaba vermişim diyorum. Çünkü kitabın sonun hiç beklemediğim bir noktada bağlandı ve ben hayretler içerisinde kaldım. Tahminlerimin hiçbiri tutmadı ve yazar beni resmen ters köşe yaptı.

Hikaye bir geçmiş, bir bugün, bir geçmiş, bir bugün olarak ilerliyor. Olayı anlatan kişi Rhonda olmasına rağmen olayın baş kahramanı Rhonda değil diyebilirim. Ancak Rhonda'nın çocukluğunda takılı kaldığı ve altını eşeleyerek merak duygusunu tatmin etmeye çalıştığı olaylar yüzünden kitap oldukça hızlı ilerliyor. İnsan Rhonda'yla birlikte ip uçlarını takip ederekte geçmişe ışık tutmak istiyor. 

Yer yer satırları dönüp dönüp tekrar okuduğum ve yok ya böyle bir şey olamaz dediğim oldu. İnanmakta güçlük çektim. Ha bu arada bu şaşkınlığımın sebebi de Jennifer McMahon'ın kaleminin insanı ters köşe yapması kaynaklı. 

Yazar kurguyu oldukça sağlam temellere dayandırarak kurmuş. Böyle olunca da kitabın tadı ayrı bir güzel oluyor. İnsan böyle kitapları okurken zevk alıyor.

Kitaptan altını çizdiğim cümleler:

" 'İstediğin kadar rüya gör' diye fısıldadı Trudy, sıcak nefesi Rhonda'nın kulağına çarpıyordu. 'İllaki biri ışığı açıyor.' "

"Kendimi onun masum olduğuna inandırdım. Buna öyle çok inandım ki kanıtlara bakmayı reddettim. Ama kendimize uygun gerçekleri yaratamayacağımızı anlıyorum artık."

" 'Bazen bir yalan uydurursun ve o yalan, içinde yaşadığın küçük, güvenli evin haline gelir.' dedi Warren. 'Ama aslında güvenli falan değildir. Temeli bozuktur, her an yıkılmaya hazırdır ve içeri davet ettiğin insanlar da tehlikededir.' "

Kitabın Adı: Kayıp Kızlar Adası
Kitabın Yazarı: Jennifer McMahon
Yayınevi: Ephesus Yayınları





8 Haziran 2014 Pazar

Okuduğum Kitaplardan Kısa Kısa

2e6c374f7486352b49416bdf87750ad4d6518170

Erkekler yorulunca evlenirler. Kadınlar ise sırf meraktan evlenirler. Sonunda her iki taraf da hayal kırıklığına uğrar. “Oscar Wilde”

Bir elmanın bir meyve olduğu, bir babanın baba, bir savaşın savaş olduğu, bir gerçeğin gerçek olduğu, bir yalanın yalan olduğu, bir başkaldırmanın başkaldırma olduğu, bir sesizliğin bir sessizlik olduğu, bir düzenin bir düzen ve bir evliliğin evlilik olduğu, olacağı günler gelecekti, inanıyordu Tante Rosa…

Her hamilelik farklı bir hamilelik. Her bebek farklı bir bebek. Tıpkı birbirini zerre kadar benzememesi gibi uzaktan aynı sanılan kar tanelerinin….

O kadın rahmiyle üretiyor, sen ise beyninle. Doğrusu onun yoludur, yanlış olan sensin. “Peyami Safa”

Varoluş demek tatminsiz ve tamahkar olmak demektir. İnsan yetinmeyi bilmez. Cioran’ın dediği gibi hepimiz kendi içimize düşüp bedbaht olmaya mahkumuz! “Elif Şafak – Siyah Süt”

Hayat daima noksan kalacaktır. Existential angst! İnsanoğlunun varoluşsal çelişkisi bu!

Yapımızın çimentosu ‘endişe ve evham’…

Noch Nicht… Henüz olmamışlık. Daha değil durumu.  Olmaya çalışmak yerine, oluşu ve varoluşu bitimsiz, sürekli yenilenen bir süreç gibi algılamalıyız. Sorduğun sorular cevaplanmamalı, bilakis yeni sorularla derinleştirilmelidir…

Neyi ötelersen, görmezden gelip bastırırsan, daha da palazlanmasını sağlarsın.

Kendi içimde didişen seslerle barış imzalamayı öğrenmeliyim. Sürekli seferberlik halinde olmaktan bıktım!

İstanbul’da bir sevdiğin varsa, üstüne üstlük bir de İstanbul’u seviyorsan eğer, ne kadar uzağa gidersen git ve nasıl bir hızla, gene de kurtulamazsın bu şehirle cebelleşmekten rüyalarında.

İvan Turgenyev, George Sand için şöyle demiştir: “Ne kadar iyi kalpli bir kadın ve ne cesur bir erkek!”

“Gün boyu son derece normal bir insan gibi hareket etmeye bayılırım” demişti Courtney Love. “Her ne kadar o esnada zihnimden şiddet, terör, seks ve ölümle ilgili bir sürü manyak düşünce geçiyor olsa da…” Yeterki dışarıdan “normal” görünelim…

1 Haziran 2014 Pazar

Geçmişin Soğuk İzleri


Orijinal adı Cold Remains olan ve türkçeye Geçmişin Soğuk İzleri adıyla çevrilen kitabın yazarı Sally Spedding.

Newyork Reviewer'da kitap hakkında "Okuyucuyu son satıra kadar diken üstünde tutuyor" denilmiş.

Mallory Heart Reviews ise "Karmaşık, inanılmaz ama bir o kadar gerçek." demiş.

Bense kitap hakkında baştan fikrimi belirtmek istiyorum.
Kitap oldukça sürükleyici. Bazı yerlerde okurken allah allah bir anda oradayken şimdi konu nasıl buraya geldi yahu dediğim oldu. Yazar okuyucuyu bir yerden bir yere soğuk bir rüzgarla sürüklüyor sanki.

Karakterlerin güçlü ve güçsüz oldukları noktalara güzel değinilmiş. Bir çok sahne için betimlemelere de güzel yer verildiği için insan hayal ederken zorlanmıyor. Mesela balıkçıl konağını hayal etmek benim için oldukça büyük bir zevkti. Üst katlardaki odalar, merdivenler, duvarda asılı tahtalar ve bir hayaletten arkada kalan hatıralar, anılar ve de izler... Hepsi ama hepsi kitaptan beynime doğru uçtu ve hayal dünyamda canlandı.

Kitabı film izliyormuşçasına okudum. An geldi içim ürperdi, an geldi karakterlerin dehşetengiz hareketleriyle tüylerim diken diken oldu. Yaşanan olayların bir bir ortaya çıkmasını, örtülen ölümlerin faillerinin bulunmasını diledim durdum ve kitabın son satırına kadar Mallory Heart'ın da dediği gibi diken üstünde oturdum.


Benim gibi korku-gerilim türünde kitap okuyanlara zamanı hızlı geçirmelerine katkı için tavsiye edebileceğim bir kitap. 
Gerçekleşen olayları takip etmeye çalışırken zamanın nasıl geçtiğini unutacaksınız, garanti veriyorum.

Kitabın arka kapak yazısıyla da yorumuma son veriyorum :)

"Gerçeği bulmak için aşktan vazgeçer miydiniz?

Jason Robbins yaratıcı yazarlık kursuna katılmak için Carmarthenshire'da bulunan ürpertici bir bina olan Balıkçı Konağı'na gitmeye karar verir. Orada, kendisi gibi bir kursiyer olan Helen ile tanışır ve aralarındaki yakınlaşma tutkulu bir aşka doğru yelken açar. Ancak konağın duvarları, büyük bir tarihi trajediyi saklamaktadır ve Jason ile Helen, bu hatıraların göbeğine düşmüşlerdir. Çok geçmeden genç bir kadının ruhu onlara musallat olur ve onları gerçeği bulmaları için zorlar.

Bu arayış bir maceraya dönüştükçe, yaşamları üzerindeki tehlike de giderek artmaktadır. Bir gerçeği bulmaları gerekmektedir ama aradıkları hangi gerçektir? Bir hayaletin zihnine güvenerek aramaya başladıkları bu gerçeği keşfetmek için ödeyebilecekleri en yüksek bedel nedir?"

Kitabın Adı: Geçmişin Soğuk İzleri

Kitabın Yazarı: Sally Spedding

Yayınevi: Altın Bilek Yayınları


23 Mayıs 2014 Cuma

Hazin Geçmişle Olan Büyülü Bağ

"O güne kadar çocuk gibi yaşamamışsınız. Meme emmemiş, kucağa alınmamışsınız. Sevgiyi bilmemişsiniz. Sevilmemişsiniz hiç... Başınız okşanmamış, sevindirmemiş sizi hiç kimse. Öpmekten, öpülmekten bihaber gelmişsiniz bu yaşa. Gök gürültüsünden korktuğunuzda sığınacak kucak bulamamışsınız. Kimsesizlik denilirdi düpedüz bunun adına. "


Mine Duran'ın kaleminde hayat bulan harika bir karakter Serafina... Yalnız, yapayalnız; dadısından başka kimsesi olmayan bir öksüz Serafina. Narin bir beden ile hayallerin binbir çeşidinin can bulduğu bir beyne sahip mavi gözlü kızımız... 

"İsa'nın annesi Meryem'den bile daha güzel ay bu kız" diyor dadısı Serafina için ve ekliyor kaderi de ona benzemese bari...

Gözlerini dadıyla açıyor narin kız. Büyüdükçe dadıya olan öfkesi de artıyor. Dadı ne kadar korumacıysa Serafina bir o kadar zincirleri kırıp, kimin patron olduğunu göstermenin derdiyle dadıyı eziyor da eziyor... Bazen koşar adım kaçıp gitmek istiyor dadının yanından ve bazı anlar geliyor ki sevgisiz büyümüşlüğün verdiği eksiklikle sıcacık bir temasın hasretiyle dadısından şefkat bekler hale geliyor öksüz kızımız.

Kasabalı da yadırgıyor yaşamlarını. İki baş kişi... Kocaman ev... Bir lanet dolanıyor gibi çevrelerinde. Bazı anlar dadının kendi kendine konuştuğunu duyumsuyor genç kız ve bazen de kapıların gümbürtüyle çarpıldığını... Bazı geceler ansızın uyandığında bedeninde bir elin gezindiğini hissediyor, gözlerini açmak istiyor, açamıyor. Çığlık atmak istiyor, atamıyor. Suskunluğu ölümü olacakmış gibi geliyor. Korkuyor. Korktukça içine sığınıyor. Hayal dünyasına kaçıyor kız.


Dadı korkuyor. Ona gözü gibi bakması gereken kıza ne kadar iyi bakabilecek? Hayatta daha neler görüp geçirecek? Onca ölüm, onca acıdan sonra daha ne günler görecek bu kızla? 

Hiç var olmayan varlıkları var bilen, kendi kendine konuşan, hayal dünyasında yaşayan bir kız... Hem de dünyalar güzeli bir kız Serafina... Güzelliğine yakışır adını, hayat arkadaşı olan dadısı bağışlamış bu kıza... Bedeninde taşıdığı iki ruhla nasıl devam edecek hayatına bu meleklerden adını alan kız? 

Kitap beni oldukça etkiledi. Bu türde bir kitabı daha önce en son lisedeyken okumuştum. O da o anki ergen bünyeme bir hayli ağır gelmişti. Hayal dünyamın genişliğiyle algılayamamıştım kitabı. Şu anki durumda Serafina resmen koca bir haftamda yoldaş oldu bana. An geldi yazılanların gerçekliğine inanıp gecenin bir yarısı ışıklar açık uyumaya kalktım ve an geldi aynada sanki arkamdan bir çift göz benle birlikte aynaya bakıyormuş gibi hissettim. Balkondan gelen tıkırtılara kulak kesilir oldum bazen de...

Mine Duran büyülü bir hikayeyi masalsı bir tatla okuyucusuna ulaştırmayı bilmiş. Tadı damakta kalan türde bir kitap Serafina. Okumak ister de kararsız kalırsanız benden söylemesi: "Bu kitabı okumazsanız, pişman olursunuz."


Kitabın Adı: Serafina
Kitabın Yazarı: Mine Duran
Yayınevi: Altın Bilek Yayınları



18 Mayıs 2014 Pazar

Biraz Kahve, Biraz Kitap, Biraz Yalnızlık...


Türk kahvesini çok severim ben. Kahvenin o sert ama huzur veren kokusu biraz olsun hayatın acı gerçeklerinden uzaklaşmamı sağlar...

Kahve içerken kitap okumayı daha çok severim. Kendime ayırdığım bir parça zaman diliminde biraz da olsa hayal dünyama kaçıp saklanmak zevk verir bana. Kahve ortağım olur kitabın yarattığı rüyalara...

Bazı kitaplar ağlatır beni, bazılarıysa gülümsetir. Bazı karakterlere öfkelenir, kızarım; bazı karakterlere bir ana içgüdüsüyle şefkatle yaklaşırım. Her karakter bende farklı bir etki, farklı bir izlenim bırakır. Bir yudum kahvemden alırım, bir yudum romanımdan... Ben roman olurum, kahvem roman... O an ne ben, ne romandaki olay, ne de kahve ayrılır bir birinden. Bir bütünün üç değişik parçası gibi oluruz... Hele bir de okuduğum kitaptaki olay beni iyice içine içine alır da kurgusuyla diyar diyar sürüklerse... İşte o zaman ben gerçekten de hayal dünyamda gerçek yaşamdan kopmuşçasına kendime zaman ayırdığımın ayrımına varırım.

Kahvemi yapıp, elime Fırtına Kokusu'nu da alıp pencere karşısına geçtim bugün. Kendime biraz zaman ayırmaktı amacım. Günlerdir tv karşısında can yakıcı haberleri izleyerek geçirdiğim zamanla, yaşamın acımasızlığına ettiğim lanetlerle elimden hiçbir şey gelmiyor oluşunun çaresizliğiyle biraz da olsa gerçek dünyadan kopup gitmek istedim bugün... İçim kan ağlıyordu... İnsanlar kan ağlıyordu ve berbat hayat devam ediyordu. 

Kitabı okurken Collin'le Jody'e ağladım... Hayatlarının bir ölüm ve bir kayıp olmadan belki de daha farklı olacağını düşünüp, hayal dünyama yolculuk ederken biraz daha ağladım. Düşündükçe kendi kurduğum senaryoya kendimi kandırdım... Kitabın sonunu kendi hayal dünyamda yarattım. Yarattığım o sona ulaşmak için de kitabı daha da hızlı okudum.

Koca bir ailenin paramparça oluşuna ağladım. Harika bir adamın bir anda vardan yoka gidişine ağladım... 
Çok ağladım ben bu kitapta...
Cinayetlere mi ağladım, kayıplara mı ağladım... Bende yarattığı etki çok derinleşti kitabın sonlarına doğru.

Bir çocuğun bulutları severken, bulutlardan korkmaya başlaması... Harika bir amcanın korkunç bulutları öldürmesi, iyi bulutlara da bereket getiriyor diye izin vermesine şahit oldum.

Bir kadının bastıramadığı dürtülerle hareket ederken başkalarının hayatını yok saymasını görüp lanetler okudum. O kadar ki kahveyi çok seven ben, kahvemi soğutup, içemedim...

Bitirdim kitabı bir solukta. Bir solukta bitirilmeyi hak ediyordu çünkü bu kitap. Geçmişin bir hayaletmişçesine bugünü lanetlemesine şahit oldum kitapta. Minnacık çocukların üzücü bir cinayetin ardından nasıl korkuyla, nasıl çaresizlikle yetiştirildiğini okudum kitapta. 

Hiç suçsuz bir çocuğun sırf ailesinden biri suç işlemiş diye lanetlenmesini ve bir kurbanın çocuğunun her yerde şahit olduğu acımayı okudum bu kitapta. İçim yandı bu iki çocuğa...

Nancy Pickard'ın yavaş ilerleyen ama yaptığı tanımlamalarla insanı olayın içine sürükleyen bir anlatım tarzı var. Yazar her duyguyu o kadar iyi kelimelere döküyor ki insan bire bir canlı yaşamışçasına etkileniyor kitapta anlatılanlardan. The Newyork Times'ın da dediği gibi yazar öykü anlatımında doğuştan yetenekli.

Kitapta etkilendiğim noktaları yazarak bugünlük veda edeceğim. Ayrıca kitabı okumanızı da tavsiye ederim. Bence siz de kendinize biraz zaman ayırmayı hak ediyorsunuz.

"Geçmiş, bugünun güvenilmezliğini ispatladığı için, mutluluk Jody Linder'ı endişelendirirdi. Güvende olduğunu hissetmek Jody'nin nelerin gizlenmiş olabileceğini düşünerek her köşeyi kontrol etmesine, çöp bidonlarının kapaklarını açmasına, duş perdelerini aralamasına neden olurdu, çünkü asla bilemezdiniz. Bir katil köşede gizlenebilir, böcekler çöp bidonunda pusuya yatabilir, örümcekler kuvetten fırlayabilirdi.

Mutluluk kırılgan, değerli ve şüphe edilecek bir şeydi."

"Kayalar benzersizdi ve o civarda yaşayan çoğu kişinin yuvası gibiydi. Bir süre Rose'dan ayrı kalanlar geri dönerken Kayaları gödükleri anda evlerine geldiklerini anlarlardı."

"Manzara, sonu hüzünlü bir masalın dekoru gibi yeni ve büyülüydü. Kendini hep bir prenses olarak görmüş, kendi kasabası için fazla özel, fazla güzel bulmuştu. Hugh-Jay zengin prensi oynamış, Rose'daki büyük ev de kalın taş duvarların içinde sonsuza dek mutlu yaşayacakları, üçünün de emniyette kalmasını sağlayacak kaleleri olmuştu.

Tepesindeki kayalar herhangi bir giyside harika duraak pastel renklerle yıkanıyordu sanki.

Dünyadaki bu güzelliği daha önce hiç fark etmemişti.

Eğer kollarını kıpırdatabilseydi, batıdan doğuya hızla ilerleyen bulutların altından çıkarn kehribar rengi ay ile göz kırpan yıldızlara uzanabilir, onlara dokunabilirdi."

Kitabın Adı: Fırtına Kokusu
Kitabın Yazarı: Nancy Pickard
Yayınevi: Ephesus Yayınevi