29 Ocak 2013 Salı

Biri Beni Öldürsün

İnsan nasıl hayatından vazgeçer konulu yazıma hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

İnsan hayatından vazgeçer çünkü nereye elini uzatsa kurumuştur.
Yaptığı seçimler hep tokat gibi suratına vurmuştur.
En güvendiği insanlar arkasından horon tepmiştir.

GİBİ

bahaneler sıralamayacağım sizlere bu yazıda.

Kaldı ki insanların hayatlarından neden vazgeçtiklerini irdeleyebilecek kapasitede değilim. Kim o kapasitedeki...

Ben oldumcu değilim. Ben mükemmelimci de değilim. Bildiğiniz insanım ben.

Karşımdakinin hatalarını yüzüne söylerim, patavatsızımdır.
Karşımdaki hatalarımı yüzüme söylediğinde agresifleşirim, tahammülsüzümdür.
Duygularla oynayabilirim, bencilimdir.

Neyse işte ben böyleyim.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Black Lagoon'dan Revy'nin Muhteşem Sözleri



Palmiye ağaçları altında yaşayan zengin şişko piçler, dünyanın en zevkli işinin makyaj yapmak olduğunu sanan orospular herkes normalliği yaşayacak...

Apartman-Müstakil


Apartman hayatı çok boktan! 
Ben müstakil evimizi özledim. 
Ağaçlarımızı, bahçede geçirdiğim zamanı, son ses müzik dinlemeyi, ağaç tepelerinde meyve yemeyi çok özledim. 
Apartman hayatı hastahanedeymişim hissi uyandırıyor. 
Biri osursa öteki evden duyulacak gibi...

6 Ocak 2013 Pazar

Heartless Bastard


Herkesin ama herkesin bir bakış açısı vardır hayata karşı.
Hayat algılayabildiğimiz ölçüde anlamlanır.
Neyi görmek istiyorsak, onu görürüz...

Dünya bizden önce de vardı, bizden sonra da var olmaya devam edecek ama dünyayı anlamlı kılan bizleriz.

4 Ocak 2013 Cuma

Rurôni Kenshin


Sürekli olarak anime izleyen biri değilim.
Hatta ve hatta uzun soluklu animeleri tercih dahi etmem. Bir şeyi izlemeye başladığımda en fazla ona ayıracağım gün sayısı 3ü ya da 4ü asla geçmemeli. 
Eğer bu süre daha uzun soluklu oluyorsa hayattan kopuyorum. 
Hayattan kopmamak için de daha kısa, daha sindirimi kolay animeleri izlemeyi tercih ediyorum.

İzlediğim ilk uzun soluklu anime Rurouni Kenshindir. 
Kenshin'in araaası beni benden aldığı gibi, çevresine olan ilgisi, anlayışı, insancıllığı beni oldukça fazla etkilemişti.
Hatta ve hatta katanaya karşı ilgim artmış, sonrasında belli başlı filmleri de sırf Kenshin sayesinde izlemiştim.

Gel zaman git zaman ben animeyi bitirdim. Resmen tadı damağımda kaldı. İzlediğim en iyi animelerden biridir diyebiliyorum hiç çekinmeden.
Aaaa nasıl bilebilirsin daha iyileri de var da sen izlememişsindir diyeceklerin de önerilerine açığım.

Neyse gelelim filme. Daha öncesinde bir çok anime uyarlaması film izlediğimi belirterek söze başlamak istiyorum.
Buna bağlı olarak da bende oluşan ön yargıyı tahmin etmek güç olmasa gerek.
Bir çok anime serisi oldukça sağlam olmasına rağmen, uyarlanan filmler ayrılan bütçelere rağmen rezalet ötesiydi.
Ama bu film tüm ön yargılarımı yıktı attı. Neden diyecek olursanız birinci olarak filmde seçilen karakterler oldukça sağlam bir oyunculuk sergilemiş. İkinci olarak ise filmdeki belli başlı sahneler için seçilen müzikler akışa çok sağlam bir iz bırakmış. İnsan müzikler sayesinde sanki  filmi birebir yaşıyormuş hissine kapılıyor.

Tek kusur diyebileceğim kısım ise Rurouni Kenshin'i daha turuncu hayal ediyordum ben :(

Bir de animedeki karakterin araaaa'sı burada olmuş orooooo. Ben Kenshin'imin araaaasını istiyorum yaee!!!

Filmin müziklerinden üç tanesini sizinle paylaşmak istiyorum.
Hiten


Hitokiri Battousai


Kenka Joutou


Son olarak da filmden bir kaç harika gif :)
Görüntülere içiniz giderse belki filmi de izlersiniz falan diye :):):)







2 Ocak 2013 Çarşamba

Eğitim Sistemine Genel Bir Bakış

Bilindiği üzere artık çocuklarımıza oldukça fazla proje ve araştırma ödevi veriliyor. "Bu da ne böyle çocuklar dersi derste mi öğrenecek yoksa biz mi öğreteceğiz" dediğinizi duyar gibiyim.

İşin aslına gelecek olursak eğer öğrenmenin yaşantılar sonucu kalıcı hale geleceğinden yola çıkılarak yeni bir sistem getirilmiştir ülkemizde.

Yaşantılar sonucu öğrenme de nesi yahu derseniz de çocuklarımızın bilgiye kendi çabaları doğrultusunda ulaşmalarının olduğunu söylemek isterim. Yani öğretmen bu sistemde rehber konumundadır.

Peki rehber ne demektir? Bu eğitim sisteminde rehber çocuğun öğrenmesi gereken konuyu tespit eden ve onun anlayacağı seviyede proje ya da araştırma ödevi veren kimsedir. Yani rehberlerimiz yine öğretmenlerimiz.

Eski sistemde öğretmen otoriteydi. Otorite de nesi derseniz. Öğretmen bilgiyi çocuklara aktaran ve sonucunda bilgiyi değerlendirerek çocuğa dönüt uygulayan kimseydi. Tek bilgi kaynağı öğretmendi ve aşırı derece aktif bir öğretmen duruşu söz konusuydu. Şu an ise öğretmen rehber konumunda, yani yarı aktif konumda. Yarı aktifliğin nedeniyse de çocuğa bilgiye ulaşmada yol gösterici konumda olması, çocuğun hatalarını çocuğu üzmeden ona anlatan olması, değerlendirme ve dönüt kısımlarında aktif olarak yer alması nedeniyledir.

Peki bu durumda öğrenci aktif mi, yarı aktif mi, pasif mi? Öğrenci bu sistemde aktif konumda. Aktiflik ile anlatılmak istenilense çocuğun bilgiye kendi yaşantıları, yani kendi çabalarıyla ulaşmasıdır.

Peki veliler, saygı değer ebeveynler, saygı değer aile büyükleri siz bu sistmede çocuğunuza ne veriyorsunuz? Yani çocuğunuzun proje ödevlerine yardım mı ediyorsunuz, yoksa allah kahretmesin seni bu ne berbat bir çalışma diyerekten tüm proje ödevini oturup kendiniz mi yapıyorsunuz?

Ben cevap vereyim. Çoğu veli çocuğunun proje ödevini oturup kendisi yapıyor. Bu durumda da çocuk aktif bir öğrenmeden olduğu gibi, pasif öğrenmeden dahi mahrum kalıyor. Çocuk herhangi bir çaba harcamadığı için de dersaneler dolup dolup taşıyor.

Yeni sistemle proje+süreç değerlendirmesi yapılırken, üniversite ve de lise sınavlarıyla ezberci sistemin kıstasları değerlendiriliyor.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız sonuna kadar haklısınız. Ne deseniz haklısınız.

Ayrıca aklıma takılan bir diğer konu da öğretmenlerin verdikleri proje ödevlerini öğrencinin yapmadığını bile bile yüksek puanlarla ödüllendirmesi. Yani bir çocuk kendi uğraşlarıyla bir ödev yaptığında düşük puanla cezalandırılırken, ödevini ailesine yaptıran bir öğrenci kendisi yapmadığı halde sırf öğretmen ödevin şeklini şemalini beğendiği için yüksek puanla ödüllendiriliyor. Büyüklerimizin dediği gibi çocuklarımız yine hazıra gark eyleniyor. Armut piş, ağzıma düşçü bir nesil geleceğe doğru ağır aksak adımlarla ilerliyor.

Lütfen siz veliler çocuklarınızın ödevini yapmayınız. Ona yardım etmek istiyorsanız da yol gösterici olun. Asla ama asla önünü kesip de bu olmamış, yapa yapa bunu mu yaptın demeyin. Çocuğunuzun emeğine saygı gösterin.

Aynı şekilde öğretmenler kendisi yapanla, velisine yaptıranı lütfen ayırt edin. Bunu anlayacak niteliktesiniz her biriniz. Rastgele hatalarla, ön yargılarınızla çocuklarımızı, geleceğimizi değerlendirmeyin!!! Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Bu çocuklar umudumuz. Onları şimdiden adil bir şekilde yaşamaya özendirelim. Hakkı olanı almasını, hakkı olana vermesini öğrensin çocuklar.

Son olarak da ezberci eğitim sisteminin ezberci öğrenmeyi değerlendirdiği sınav sisteminin en kısa sürede kaldırıldığını görmek benim bu yıldan en büyük dileğim.

1 Ocak 2013 Salı

Nescafe'den Falcı, Hazır Türk Kahvesi

İnstagram hesabımı ya da Twitter hesabımı takip edenler bilir. Ben ağır bir Türk kahvesi bağımlısıyımdır. Ders çalışırken vazgeçemeyeceğim tek şey Türk kahvesidir. Nescafe olsun, kola olsun, gazoz olsun, meyve suyu olsun neredeyse hiç aramam ama konu Türk kahvesine geldiğinde bende akan sular durulur.

Bazı zamanlar günde üç fincan içtiğim, bazı zamanlarsa bir kupayla çayın ötesine geçtiğim olur türk kahvesinde. Bu yüzden de iyi yapılmış kahveyi anlarım. 

En başta asla hazır paketlenmiş Türk kahvesi almam. Kendim özel olarak bir yerden gidip alıyorum kahvemi. Asla ama asla başka birine içeceğim kahveyi aldırmam. Keyfime oldukça düşkünümdür bu yönden.

Gel zaman, git zaman Türk kahvesini yapmak bile bana zaman kaybı gibi gelmeye başladığından daha pratik yöntemler arar olmuştum. Bu arayışım esnasında da hazır Türk kahveleri falan reklamları piyasada yerlerini almıştı.

İlk başlarda ümit vermemiştim. Aman yaa berbattır onlar şimdi falan diyordum içimden ama kpss hazırlanıyor olduğumdan ve de zaman kaybetmemem gerektiğini düşündüğümden Nescafe'nin piyasaya sürdüğü Falcı'yı denemeye karar verdim. 

Kendime bir paket Nescafe'nin falcısından aldım. Üzerindeki kullanma talimatlarına uyaraktan şipşak iki saniyede kahvemi yaptım. Kokusu güzel geldi. Köpüğü güzel geldi. Acaba tadı da güzel gelecek miydi?!


Sonuç...

Üzgünüm ama sonuç hüsran. Zerre beğenmedim. Aldığım kahveler orta şekerliydi. Orta şekerli olmasına rağmen şekerden eser olmadığı gibi kahvenin tadı da oldukça acıydı. 

Üzgünüm Nescafe Falcı, beklentilerimi zerre karşılayamadın. Bu yüzden sınıfta kaldın gözümde.

Umarım Nescafe bu girşimini geliştirir ve benim gibi kahveseverlerin damak tadına uygun kaliteli bir ürün piyasaya sürer.

Ha son olarak fal baktırmadığım ve falı da sevmediğim için telve konusunda diyeceğim tek şey fal bakılacak gibi bir telve söz konusu değil. Kaldı ki ben aşırı bir Türk kahvesi bağımlısı olduğumdan telveyi dahi silip süpüren bir insanım.

Siz düşünün artık nasıl büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı...