29 Ekim 2012 Pazartesi

Rüya...


"Ben deli değilim!
Rüyalarım delice.
Söylediğim gibi, rüyamda oldu."


"Arzular ıstırabı doğurur, ıstıraptan kurtulmanın yolu da var olmaktan vazgeçmektir"


Uçurtmayı Vurmasınlar...


Geçen hafta Nevin’le odun taşıyorduk yine. 
Sordum ona, ‘Senin de yüreğin çarpıyor mu?’ diye. 
Çarpıyormuş. 
Herkesin çarparmış. 
Ama kimininki aydınlık olurmuş,kimininki karanlık. Dışarıdan hangisinin karanlık,hangisinin aydınlık olduğu nasıl anlaşılır İnci? 
Nevin’e sordum: ‘Dünyanın en zor işidir onu birbirinden ayırmak’ dedi. 
‘Dünyanın en zor işi nedir?’ diye Zahide Ana’ya sordum. 
Islak odunla kağıtsız soba yakmakmış. 
Nevin’in dediği, ıslak odunla soba yakmaktan bile daha mı zor?

28 Ekim 2012 Pazar

24 Ekim 2012 Çarşamba

Hoşgeldin Hayatımıza Vibratör


Victoria dönemi...
Orta çağın tedavi yöntemlerine ayak uyduramayan genç doktor Granville gittiği hiç bir yerde uzun süreli olarak çalışamamaktadır....

Gel zaman git zaman Granville'in yolu histeriden müzdarip kadınların tedavi olduğu bir poliklinikle kesişir ve orada kadınları vajinal yoldan tedavi etmeye başlar.

Bu tedavi yöntemine de tam olarak ayak uyduramaz gen doktorumuz. Elindeki uyuşmalara çözüm bulamaz... Kendi eline tam olarak hükmedemez hale gelir... Tabi bunlar devam ederken de polikliniğin sahibinin küçük kızına da yavaş yavaş aşık olmaktadır doktorcuğumuz...

Ve bir gün büyük abla ansızın gelir. Babası tarafından histerik olarak tanımlanan kızımız gönüllü olarak bir halk evi işletmekte, kadın haklarını da sonuna kadar savunmaktadır. Bulunduğu dönemin kadın tipine tamamen zıt bir duruş sergilemekte olan büyük kız kendi ayakları üzerinde durabilmekte olduğu gibi kadın haklarını da sonuna kadar savunmakta, çocuklara eğitimde yardımcı olmakta, hastalara destek olmaktadır.

Peki Granville'i neler beklemekte?

21 Ekim 2012 Pazar

Sevgiye Aç...


Akrabamızın 6 kızı var. En büyük 3 aylık hamile olduğu öğrenilince evlendirildi. 

İkinci büyük kız 15 yaşında kocaya kaçtı. Evlendirilemeyeceği için eve geri getirildi. Kaçtığı çocuk hapiste yattı bir süre... Kız 17ye basar basmaz baba izniyle kaçtığı çocukla evlendirildi.

Dün de üçüncü büyük kızı gördüm. Daha 15 yaşında sevgilisi var... 

Neden böyle oluyor diye sormaya gerek yok sanırım. 

Cinsiyetçi yaklaşım... 

Cinsiyet ayrımcılığı... Kız çocuklarının değersiz görülüşü. Kadının doğum makinesi gibi algılanışı... Sevgisiz, ilgisiz büyüyen çocuklar. Sırf bir penis sahibi olmadıkları için hayatı çok çabuk yaşlarda öğreniyorlar. 

Ve son olarak babaları da sağ olsun erkek evlat sahibi olamadığından gece gündüz kendini rakı masalarında bulmaya çalışıyor. 

Ben böyle hayatın ağzına tüküreyim. 

Bu zihniyet ne zaman değişecek!!!

15 Ekim 2012 Pazartesi

NTV'den Leonardo da Vinci'ye sansür!


Sonunda bu da oldu diye başlayan milyonlarca cümle kurabiliyoruz artık. Ne de olsa şaşırmıyoruz artık başımıza gelen hiç bir şeye...

Sabah bir kalkıp da bakmışız ki her yer tarumar. Ona bile şaşırmam yani o derece vahim bir durumdayız milletçe...

Neden bunları yazıyorum?


İşte sebebi :


NTV'den Leonardo da Vinci'ye sansür!

10 Ekim 2012 Çarşamba

Seks mi Aşk mı?!


Hemel, 2012 yılında (yani bu sene) Hollanda’da gösterime giren bir film. Bir çok yerde filmle ilgili yorumlara ve de eleştirilere baktığınızda porno ya da soft porno yazısını göreceksinizdir. Ama benden size tavsiye aldanmayın bu yorumlara.

Neden aldanmayalım diye soracak olursanız da her çıplaklığın ya da her sevişme sahnesinin sadece sexsells mantığıyla filmin içine konulmadığını belirtmek isterim. Kaldı ki her sevişme sahnesi illa ki porno değildir.

İnsanlar sevişir. İnsanlar hoşlandıklarıyla sevişir, hoşlanmadıklarıyla sevişir. Sırf ihtiyaç için de sevişilir. İnsanlar bir çok nedenle ya da nedensiz olarak da sevişir. Sevişmek için bir sebep aramamak gerekir. Ama bir an gelir ki insan sevgi açlığından bir arayış içine girdiğinden dolayı sevişir. O sevgi açlığı ki insanı yer bitirir. Dünyasını başına yıkar. Var olanı yok kılar… Bir yataktan başka yatağa sürüklenirsiniz. Sevgiyi tanımadığınız kollarda, tanımadığınız tenlerde, tanımadığınız, keşfetmediğiniz bedenlerde ararsınız da bulamazsınız. Bulamadıkça da daha bir kapanırsınız içinize… Daha bir sivrileşir diliniz. Espri anlayışınız, hayata bakış açınız değişir.

Siz karşınızdakilerden sevgi bekledikçe onlar sizi sadece kullanır. Yaralanırsınız. Yaranızıa her bir bedende merhem aranırsınız da bulamazsınız. İşte Hemel tam da böyle bir hayatın içinde sürüklenip gitmektedir. Annesinin yokluğunu yoğun ilgisiyle babası gidermeye çalışmaktadır Hemel’in… Ama o ilgi de nereye kadar devam edecektir?

Hemel’in babası bir gün aşık olur ve tarjik bir hayatın içinde yok olup gider Hemel.
Basit bir kurguyla kasvetli bir film Hemel. Bir çok kişinin sevmeyeceği, hatta ve hatta yadırgayacağı türde bir film Hemel…
Ben yine de izlemenizi tavsiye ederim.