30 Eylül 2012 Pazar

Konak'ta Kızılderililer :)


Videoyu çeken ve car car konuşan benim :)

Buyrun bu şöleni siz de izleyin.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Kahvem Geldi


Gece gece yine kahvem geldi.
Tutamadım kendimi.
Koştur koştur uğradım mutafağa...
Uykumun kaçması umrumda bile değil.
Ne de olsa sabahlar benim.
Uyurum öğlene kadar.
Uyuyamazsam da göz altı morluklarımla aynada kendime bir güzel selam çakıveririm.

Şimdi değmeyin benim kahve keyfime.
Miss gibi dumanı tüten bir bardak kahve.
Daha ne isterdim ki sıcacık geceme.

Not: Bardağı bana hediye edene kucak dolusu sevgiyle... :)

Bir Fincan Kahve


Benim gibi türk kahvesi bağımlıları var mıdır ki blogger aleminde?
Gecenin bir yarısı bile aklıma düşmeye görsün kalkar yapar içerim.
O derece bağımlıyım ben bu merete...

Ne alkolüm var, ne sigaram ama kaşık kaşık bile yerim ben kuru kahveyi...
O gün içemediysem illa ki gece içerim.
Yanına aramam lokum, çikolata...
Kokusu bile yeter farklı diyarlara uçmama.
Kendimden geçerim resmen kahvemi yudumlamaya başladığımda.
Dünyayı unuturum içerken.

O derece seviyorum ben kahveyi.

Twitterdan Bir Yenilik Daha

Twitter gün geçmiyor ki bir yenilik daha eklemesin bünyesine... Bu sefer ki facebook ve google plustan hallice esinlenilmiş kapak fotoğrafı. Twitterin deyimiyleyse başlık fotoğrafı.

Bu benim twitter hesabımın yeni görünümü:


Japonların Yeni Çılgınlığı Bagel Head


Vücuda enjekte edilen bir sıvının belirli bir süre sonra yaptığı şişkinliğin ortasına parmak basılar elde ediliyor bagel head. 
Geçici sürelik görsellik elde ediliyor bu operasyonla.
Ne kadar geçici diye sorarsanız da bir gün diyor Japonlar.

28 Eylül 2012 Cuma

Zakkum & Cem Adrian - Biraz Uyu



Gelmiyorsa artık yardıma bir zamanlar ağladığın omuzlar, soğumuyorsa kalbine akan kaynar sular...


Nefes alamıyorsan, açıklayamıyorsan, tutunamıyor kanatlanamıyorsan
Ve artık başaramıyorsan...



Olsun olsun varsın şimdi uyu biraz uyu!!!

19 Eylül 2012 Çarşamba

Yakın İlişkiler...


Sırf akraba olduğu için tersleyemediğim, sevmesem de saygı gösterdiğim insanlar var. 
Oysa ki sosyal çevremde olan birileri olsa çoktan itin götüne sokmuştum her birini...
Ya sabır!

12 Eylül 2012 Çarşamba

Negatif/Pozitif


Negatif egonun tek bir amacı vardır: Haklı olmak. Haklı olmak uğruna düşünceleri, duyguları ve davranışları çarpıtır, işine geldiği gibi yorumlar, savunma mekanizmaları geliştirir, iç ve dış dünyamızda bize savaşlar ve çelişkiler yaratır.




Pozitif ego, tek başına olabildiği anlardan haz alır; çünkü yaratıcı olmak için bulunmaz bir fırsattır. Negatif Ego yalnızlıktan korkar. YALNIZLIK DAYANILMAZDIR!!!

Alıntı
Özsaygı
Saim Koç & Nil Gün

Girl On The Bridge


Yırtık banknota inanır mısın? İkiye bölünmüş ve değersiz hale gelmiş...

Not: Filmin bir bölümü İstanbul'da geçmekte :)

Ma Vie En Rose


 Ludovic dünyalar tatlısı bir çocuk. Tek sorunu cinsel kimliğinin farkındalığı. Ve bu farkındalık kendini nasıl ifade edeceğini aramasına neden oluyor. Kendini ne kadar aramaya yönelirse o kadar çevresindekilere zarar vermeye başlıyor…

Ailesi bulunduğu ortamdan dışlanmaya başlıyor. Arkadaşları tarafından minik çocuğumuz hor görülüyor. Sıra arkadaşı sırf onunla yan yana oturduğu için cehennemde cayır cayır yanacağını, bu yüzden onunla aynı sırayı bir daha paylaşmayacağını dile getiriyor. Dışlanmaların, hor görülmenin ardı arkası kesilmiyor.
Ailesi de bu olanlar yüzünden Ludovic’in davranışlarını hor görmeye başlıyor… Onu terapiyle tedaviye zorluyorlar…

Devamında çevreden gelen tepkilerin şiddeti artıyor ve bu tepkiler Ludovic’in her şeyin tek suçlusunun kendisi olduğuna inanmasına yol açıyor. Miniğimiz içine kapanıyor. Ailesinden uzaklaşmak için de ananesinin evine yol alıyor.

Çevrenin dar görüşlülüğü yüzünden miniğimizin babası işten atılıyor. Annesi bütün suçun Ludovic’te olduğunu iddia ediyor…. Bu şekilde hareket etmeye devam ederse de asla mutlu olamacayaklarını ima ediyor.

Daha sekiz yaşında olan bir çocuğun zorluklara göğüs germesine şahit oluyoruz bu filmde.

9 Eylül 2012 Pazar

Prosecutor Princess

Geçmişten gelen sırların geleceğimizde ayağımızı tökezletmemesi için bazı şeyleri göze almak gerekir... İşte bu dizi de bunu öğretiyor insana.

Bol avukatlı, bol savcılı, bol cafcaflı bir film. Aşk deseniz var, acı deseniz var, hüzün deseniz var, göz yaşı deseniz hayli hayli var...

İntikam mevcudunu doldurmuş bir film. Zaten Kore dizilerinin olmazsa olmaz alt yapısı intikam üzerine kurulu değil mi? Bunda da eksik etmemişler allahtan :)

Dizinin müziklerine gelince harikaaaağ, harikağğğğ, tek kelimeyle harika. Her sahneye uygun bir müzik mevcudu var şu Kore dizilerinin... Bizimkiler de hala müziği arka plana ata dursunlar, Kore bu konuda kendini aşmış vaziyette....

Prosecutor Princess konu olarak, babasının zoruyla savcı olmaya zorlanan moda delisi bir kızımızın hikayesi. Okuldan mezun olduğu günden itibaren yakasını tesadüfler zinciri bırakmıyor bu cici kızımızın. İlk gün cüzdanını çaldırıyor, akşamına deli gibi arzuladığı ayakkabıyı açık arttırmada alamıyor. Ama onun da öncesinde ayırttığı odanın başkasına verildiğini öğrenip kapı dışarda kalıyor... Daha neler neler...

Müzakere sonunda hem ayakkabıyı alamamanın verdiği hüzün hem de cüzdanını çaldırmış olduğunun yaratmış olduğu sıkıntılarla çevresinde bulunan birini hırsız sanıp üzerine atlıyor... Ama o da nesi?! Üzerine atladığı kişi bir savcı...

Bakalım bundan sonra o savcıyla yolları kesişecek mi? Güzel kızımızı neler neler bekliyor? Hangi zorluklara göğüs gerecek? Moda tutkusu ona ayak bağı olacak mı? Bulunduğu ortamdan dışlanacak mı?

5 Eylül 2012 Çarşamba

2 Eylül 2012 Pazar

Shontelle'den Impossible


Impossible by Shontelle on Grooveshark

Shontelle'den Impossible şarkısı...
Harika bir ses, harika bir yorum.
Dinlemenizi tavsiye ederim.




Grave Encounters 2011

El kamerasıyla çekilen filmlerin miladı The Blair Witch Pojecttir.

O anki sahnede yansıtılmak istenen korku el kamerasının titremesiyle, ani hareketlenmelerle izleyiciye aktarılıyor. Bu şekilde seyirci filmi daha etkin bir şekilde izlemeye başlıyor hatta ve hatta filmin içine daha hızlı bir şekilde çekilmiş oluyor.

Zaten hayatımızın bir çok alanına el kameraları girmiş vaziyette. Hatta ve hatta cep telefonlarımız bile küçük birer el kamerası vazifesi görmekte. Durum böyle olunca da filmin gerçek hayatta yaşanabilirliğine olan inanç daha da bir artmakta. Bu da korkma eylemini daha da aktifleştirmekte.

Düşünsenize elinizde bir el kamerasıyla sağı solu çektiğiniz bir an sağdan soldan zombilerin üzerinize akın ettiğini... Uuuu benim için hayali bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor.

Grave Encounters da bir Blair Poject olmasa da türünün oldukça sağlan örneklerinden.

Bir tv için korku show çekimi yapan bir grup genç kendilerini efsaneleşmiş bir akıl hastanesine çekim yapmak için kilitlettiriyor. Filmimiz de bu kilitlenme olayından sonra başlıyor.

Acaba ekip bu akıl hastanesinden kurtulabilecek mi? Akıl hastanesinin önceki geçmişi nasıl sırlar barındırıyor. Anlatılanların gerçeklik payı var mı? Delilere daha önce işkence edilen odalar mevcut mu? Hayaletler peşlerine düşecek mi? Yanlarında getirdikleri aletler onları korumaya yetecek mi? Daha neler, neler...

Paranormal Activity ve Rec fiyaskolarından sonra izlediğim en iyi el kamerası çekimi film diyebilirim. Ayrıca imdb puanı da bir korku filmine göre oldukça iyi.

İzlemenizi tavsiye ederim.

Filmin imdb sayfası : http://www.imdb.com/title/tt1703199/

Sinemalar.com yorumlarına ulaşmak için : http://www.sinemalar.com/film/131096/mezar-bulusmalari

Ekşi Sözlük yazarlarının fikirlerine göz kulak vermek için : http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=grave+encounters