18 Haziran 2012 Pazartesi

I Need Romance

İşlenen konu her zamanki gibi aynı "ikili ilişkiler".Dizinin farkıysa işlenen konunun nasıl ele alındığı ve irdelendiği.

Bir çok yerde Sex And The City tadında bir dizi yorumlarını okuyabilirsiniz. İlk başta bu benzetme insanın kulağına gayet normal geliyor. Çünkü afişlere bakıyorsunuz cukk aynı. Ama konu izlemeye gelince çok büyük farklar olduğu ortaya çıkıyor. Kesinlikle esinlenilmemiştir diyemem, ama fark ortada.

Zengin fakir ayrımı var, bakımlı güzel farkı var... Açıkçası ilişkiler hakkında düşündüğünüz her şey ama her şey var. Hiç bir şey es geçilmemiş durumda.

Bir ilişkide olabilecek tüm sorunlar, tüm yanlış anlaşılmalar tek taraflı değil de her iki tarafında eksikleriyle, kusurlarıyla, hatalarıyla bir ele alınarak gözler önüne serilmiş bu dizide. Diziyi bu kadar sevmemin sebebi de sanırım bu. Toz pembe ilişkiler beni çekmiyor. Yalan olduğunu biliyorum çünkü.

Hanginiz gerçek hayatta deli gibi parası olan birinin aşkı uğruna hayatını yok edip de aşkının peşinde gittiğine şahit oldu??? Şahsen ben olmadım. Olmak da istemem. O insanın hüsrana uğrayıp da aşk bittiğinde karnını neyle doyuracağını görmeyi hiç mi hiç istemem. Aşk karın doyurmadığı gibi bir süre sonra buhar olup uçuyor. Geriye alışkanlıklar, pişmanlıklar, acı tatlı hatıralar kalıyor. Bazen uzaklara dalıp hüzünleniyorsunuz yok olup giden aşkınızın ardından. Tutkunuzu düşünüyorsunuz, iki bedeni cayır cayır yakan tutkunuzu... Nerede o deli dolu dakikalar? Nerede o seni sonsuza kadar seveceğim cümleleri? Artık dokunuşu bile hissizlik nedeni. Öff çek elini, sıkıldım, işim var... Bahaneler bahaneler bahaneler. Gerçek olan işte bu.

Masal dünyasından çıkıp da suratımıza gerçekler bir bir çarpıldığında soğuk duş etkisi yaratmamalı. İşte bu dizi de bende soğuk duş etkisi yaratmadı, aksine kendimi gördüm, kendi hayatımı, kendi yaşadıklarımı gördüm. Kendimden bir parça var bu dizide.

Otuz üçünde bir bakire, otuz üçünde bir çılgın, otuz üçünde on yıllık ilişkisinin ardından ağlayan bir mutsuz. Üçü bir arada, şeytan üçgeni gibi arkadaşlık üçgeni değil mi?

Bakireliğini kutsallığı ve saflığı sanan, üç tane koca değiştirmiş anneye sahip, pratikte dünyayı yerle bir eden, uygulamaya gelince elini dahi kıpırdatamayan dünyalar güzeli kızımız düğün günü terk edildiğinde neler hissetmiştir acaba? İş hayatında ise başarılarıyla göz doldurmaktadır oysa. İş yaşamıyla, ilişkiler yan yana bu kadar güzel yürümüyor demek ki...

İkinci güzelimize gelecek olursak, çok gençken derin bir yaranın ardından beni öldürmeyen güçlendirir diyerek ayağa kalkan bir güzel o. Ve duygudan çok tenselliği önemseyen bir hal alıyor ilişkileri. Terkedilmeden önce terkeden taraf hep o. Gücünün arkasına saklıyor tüm acılarını... Geçmişinden güç alıyor ki ayakta durabilsin. Harika bir modacı, harika bir model o. Özgür ruhlu bir kadın, kendi ayakları üzerinde durmayı bilen bir kadın.

Son güzelimize gelirsek, romantizmin doruklarından ışık hızıyla gerçekliğe dönüşün maddeleşmiş hali o. İçi içini yerken çektiği acılara göğüs germek için kendini yemeğe vuran da o, işi için gece gündüz deli gibi çalışan da o...

Bu dizi izlenmeye değer. Benden söylemesi.

Herkes kendinden bir parça bulacak bu dizide.

2 yorum :

Bikomoko dedi ki...

Slaytlar cok guzel olmus :D

ஐ๑LeiThYcAt๑ஐ dedi ki...

Ben de çok beğendim. Sağol bikocum :)