12 Eylül 2011 Pazartesi

An Invisible Sign, Sayılar Diyarına Hüzünlü Bir Yolculuk...

Matematikçiyim çünkü sayıları seviyorum. Çözümlemeli düşünmeyi seviyorum. Soyut kavramları somutlaştırmayı seviyorum. Hayal ettiklerimin varlığını bile sayılarla eğlenerek ölçüyorum. Ama beni hayata bağlayan şey sayılara olan tutkum değil.

Ama öyle biri var ki yaşamını babasının tutkusuna sarılarak anlamlandırıyor. Babasının hastalığı yüzünden yaşamına küçücük bir yaşta küsen bir kız var karşımızda bu filmde.... Ve bu minik kızımız yaşama olan öfkesini içine atarken kendini hayattan soyutluyor. Çevresinden uzaklaşıyor, sevdiği şeyleri bir bir terkediyor. Geriye sadece babasından arta kalan matematik sevgisi kalıyor.

Annesi kızı büyüdükçe farkediyor çocuğunun hayatındaki eksiklikleri...

Ve kızını bir gün ansızın evinden kendi hayatını yaşaması için kovuyor. Bir süre bahçede ailesinin onu eve geri alacağı günü bekleyen kızımız sonunda pes ediyor ve annesinin yardımlarıyla bir ev ve iş buluyor üstü örtülü yalanların eşliğinde...

Bulduğu işe odaklanamasa da sayılarla uğraşmak onu mutlu ediyor. Mutluluğu sayılarda buluyor, hayatını sayılarlar sürdürüyor. İçinde bastırdığı hayata olan öfkeyi de sağa sola vurduğu küçücük sayısal yumruklarla gidermeye çabalıyor... Her bir ufak tıkırtı ona yalnızlığını unutturuyor.

Bir süre sonra yalanları ortaya çıkacak olan kızımız acaba hayatını yaşamayı nasıl öğrenecek? Hangi sebep ona hayatının elinden kayıp gittiğinin farkına varmasını sağlayacak? Onu gerçeklerle yüzleştirecek olan şey ne?

Merak ediyorsanız, izlemelesiniz diyorum.

Film ilk başlarda kasvetli hatta sıkıcı bile gelebilir. Ama kendini izlettirmeyi bir şekilde başarıyor ve seyirciyi kendi öyküsünün içine sürüklüyor. Film bittiğinde ilk başlardaki sıkıntınızı unutmuş olacaksınız.

Şimdiden iyi seyirler.

Ha bana bu filmi önermem için tavsiyede bulunan FD canıma da teşekkürü bir borç bilirim :)

Nedense içimden naber panpa yazmak geldi :))

Hiç yorum yok :