31 Mayıs 2011 Salı

Günün Şarkısı




Seni seçtim günün şarkısı 

24 Mayıs 2011 Salı

Metres!!!


Biz diğer taraf ne kadar terbiyesiziz!!!
Metres diyoruzz o.O
"Zaten çokeşlilik var. Erkeklerin yüzde 85'i aldatıyor. Bu muhafazakâr kesimde 'imam nikâhlı eş', diğer kesimde 'metres' adını alıyor" diyor.
Şuradaki Hanımefendi...

16 Mayıs 2011 Pazartesi

La Posesión de Emma Evans


La Posesión de Emma Evans filminde türkçe altyazıdaki bir kısım :)


Kelimeler Yetersiz Kalır


Geceye döndüğünde yüzünü, bir o geliyorsa aklına... 
Sabahların akşamlara sarkıyorsa... 
Dünya sanki tersine dönüyormuş gibi hissediyorsan... 
Kelimeler yetersiz kalır anlatmaya; hiçliğini... 
Elinde yüreğin, hüzünle gölgelenmiş gözlerinle bakıyorsan yattığın yerde bomboş bir şekilde tavana, kelimeler yetersiz kalır anlatmaya; hiçliğini... 
Aldığın her nefeste biraz daha kararıyorsa sabahların, güneş çabuk doğsun derken zamanın durduğunu hissediyorsan, kelimeler yetersiz kalır anlatmaya; hiçliğini!

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Uslu Olursanız Belki...

Uslu olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz...
Hayatın içinden link!





















Ben Evimi Özledim!

Müstakil bir evde ömrünün 23 yılını tükettikten sonra 23 yılın üstüne 6ayını apartmanda yaşamaya alışarak geçiren insan benim!!!
Benki apartman hayatını hep merak etmişimdir. Sebebiyse Rıfat Ilgaz'ın Apartıman Çocukları kitabıdır.
Ama apartman hayatı hiç de hayal ettiğim gibi çıkmadı...


Yıldız Tilbe'nin ne olur aşkı bana çok görme allahımıyla uyandım bu sabah... Baş ağrısından duramıyorum...
Hadi bu şarkı olayını geçtim. Gecenin bir yarısı elektrik süpürgesi...
Çocukların tepişmesi...
Zank zunk dış kapının çarpılması...
Ben evimi özledim...
Ben meyve ağaçlarının altına sere serpe yatıp kitap okumayı özledim.
Dut mevsimi de geldi... Ben pazardan alınan dut'u sevmemki... Tatsız oluyor onlar...
Ben yemiş (incir) ağacına çıkıp kaşınmadan yemiş yediğimi anlayamam ki...
Ben üzümü asma dalından koparmadım mı gorukken tadı tuzu olmaz  ki...
Keşke yıkılmasaydı evim...
Keşke kökünden kesilmeseydi ağaçlarımız...
Ben evimi, ben bahçemizi, ben ağaçlarımızı, ben rengarenk açan çiçeklerimizi özledim.
Şimdi üç-beş saksıyla süslü balkon benim hüznümü geçirmezki...

Yüksek Felaket


Beklenen son gerçekleşti sanırım...
Yüksek Sadakat'in şarkısını beğenen var mıydı bilinmez ama ilk onu bırakın görmek yarı finali bile geçemedik sayın okuyucu...
Bu ülke ne üçüncülükler ne dördüncülükler gördü... Nice sıfır puanla sonunculuklar gördü amma velakin hiç böyle bir şey görmemişti...
Üzdün bizi Yüksek Sadakat!

7 Mayıs 2011 Cumartesi

#22AĞUSTOS İNTERNETTE YENİ BİR SAYFA!!!

Genelde Unutuyorum... Ama Bunu Ben İstedim :)

Bu mimi arkadaşıma zorla beni de yazına ekle diyerekten zoraki yoldan elde etmiş bulunmaktayım. 
Beni kırmayıp gönderen arkadaşım blogda İŞTE BURDA!
Birinci soru:  En sevdiğin üç görsel denmiş,  
İlki National Geographic'ten... Bana yalnızlığımı hatırlatıyor... İçimi burkuyor bu.


İkinci görsel çok sevdiğim bir filmden. Hangi film mi? Görsele bakın:


Üçüncü görsel ise bu aralar beni deli manyak benzettikleri bir film yıldızının Noomi Rapace:


İkinci soru: En sevdiğin üç ses; şöyle diyebilirim kuş cıvıltısı, sinek vızıltısı, kedi miyavlaması...

Üçüncü soru: En sevdiğin üç tat; Baklava, börek, mantı :D

Dördüncü soru: En sevdiğin üç koku; Klorak, sarımsak, osuruk.

Beşinci soru: En sevdiğin üç his; Tutku, korku, hiçlik.

Bu mim burada bitti. İkinci bir mim daha varmış ona da bakalım bakalım neler neler varmış.

Size armağan edilen, çok sevip aldığınız, değer yüklediğiniz ya da birini hatırlatan peluş-maskot oyuncağınız var mı? 
Varsa hikayesini anlatıp mim olarak yazabilir misiniz? Herhangi bir manevi değeri yüksek sevdiğiniz bir eşyanız da olabilir.

Bundan yaklaşık iki sene önce doğum günümde (ki o sene kimse hatırlamamıştı tek bir kişi harici) öğlene doğru kapı çaldı. Karşımda postacı, elinde de ufak bir korumalı zarf vardı. İlk başta babama kredi kartı falan yolladıklarını düşündüm, üzerime hiç alınmadım.
Neyse postacı benim adımı söyleyince bir an kal geldi sonra toparlandım. Zarfı aldım, postacıya teşekkür ettim kapıyı kapattım.
Bir merakla yırta yırta zarfı açtım. İçinden çok güzel bir anahtarlık ve çok güzel bir kartpostal çıktı...
Doğum günümü en yakınımdakiler bile hatırlamamışken, taa Malezya'daki eski bir mektup arkadaşım hatırlamıştı.
Orda elimde o yırtık pırtık zarfla ve o anahtarlıkla ne kadar ağladığımı hala tam olarak bilmiyorum. Ama gözlerim lokma lokma kızarmıştı. Bundan şu sonucu çıkarabilirim baya baya hönküre hönküre ağlamışım yani...
Anahtarlığımı paylaşayım sizle :)
Hala en yakınımdan ayırmıyorum. Çok kıymetli benim için. 
Mutsuz olduğum zamanlarda ona bakıp beni de hatırlayan birileri oluyor diyorum.





2 Mayıs 2011 Pazartesi

Dinlenesi - İzlenesi

Sabahtan beri bu şirin videoyu dinliyorum. Çok hoşuma gitti.
İzlemenizi ve dinlemenizi ısrarla tavsiye ediyorum.
(Dinlemeyenin blog sayfasına erişim engellensin hıh)


Korkuyorum!


Bir şeyi kırk kez söyleme olur görürsün anyayı konyayı derdi babannem de inanmazdım. 
Günlerdir kendim için at gibi hatunum, yarmagüle rakibim deyip duruyordum... 
Hay dilimi eşşek arısı soksaydı da demeseydim bunları...

Sabahtan beri gelip gidip kesme şeker yiyorum :(
Annecim çok korkuyorum!