22 Aralık 2011 Perşembe

Maskeli Balo


Hayat sanki bir maskeli balo... 
Kimsenin iç yüzünü bilemediğimiz, duygularını o anlatmadan yüzünden anlayamadığımız bir diyar... 
O maskeler çıkmadıkça herkes mutlu, herkes güzel, herkesin hayatı dört dörtlük.
 Oysa ki hepimizin içinde ne fırtınalar kopuyor...
Anlatamadıklarımız var...
Kelimelere döküp cümleleştiremediklerimiz var...
Kırgınlıklarımız, gönül yaralarımız, uykusuz gecelerimiz, hasretliklerimiz var...
Hayır cevabının ardında sakladığımız keşkelerimiz, evet cevabının gölgesinde gizlenen pişmanlıklarımız var...
İnsanız sonuçta...
Gelişmemiş olsa da empati yeteneğimiz, anlamaya çalışmayı denesek ya birbirimizi...

19 Kasım 2011 Cumartesi

...



İnsanız sonuçta, ihtiyaçlarımız var, alınganlığımız var, eksikliklerimiz var...
 Herşey doğru-dürüst gitmez ya hayatta.
 Hani bazımız anlaşılmak isteriz, bazımız sevilmek, bazımız değerli hissetmek, bazımız önemsenmek...
 Öyle işte...
 Acayip hissediyorum bu gece.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Fizy Ve Cumhuriyet Bayramımız İçin Yapılan Tasarımı


Kolay kolay fizyde müzik dinlemem ama bugün dinlemek istediğim bir şarkıyı youtubeda bulamayınca fizyi açtım. Aaaa bir de ne göreyim Atamın resmi var orta tarafta. Alla alla dedim neden böyle bir şey yapmışlar (tabi kafam sabah basmadı bir 29 ekim tarihine)... Tıkladım resme, bir de ne duyayım Onuncu Yıl Marşı çalıyor. Dinlerken tüylerim diken diken oldu, bir gururlandım, göğsüm kabardı. 

Teşekkürler Fizy.


22 Ekim 2011 Cumartesi

Yavşaklığın...


Başarısızlığımın nedeni bilgisizliğim ya da tembelliğimden değil, yalakalık yapacak sıfatımın olmadığındandır! Ne birine yaranacak kadar haysiyetsizim, ne de kendi başımın çaresine bakamayacak kadar güçsüz...

16 Ekim 2011 Pazar

The Dancer - Ane Brun

Bu sesi dinleyip de hayran olmayan kaldı mı?
Nasıl bir ses insanı kendinden alır da çok kısa bir zamanda bambaşka diyarlara uçurur?
Nasıl olur da insan bir şarkıyı dinlerken kendini kül kedisi sanabilir?
Soruyorum size, eğer hala Ane Brun dinlemediyseniz, çok gecikmiş sayılmazsınız.
Şimdi değil sonra demeyin.
Dinleyin!!!

11 Ekim 2011 Salı

Beyin Bedava!!!



Allah aşkına bazı tiplerin aklı neresinde??? Gmail adresinizi yazın o da olmazsa en kötü ihtimalle hotmailinizi yazın, mail spama düşer oraya bakarsınız diyorum. Adam gidiyor rocketmail'den adres veriyor. Pardon da götünle mi dinledin beni, gerizekalı!!! 

21 Eylül 2011 Çarşamba

Yoksa Siz Hala?!

Yoksa siz hala Karmin'den haberdar değil misiniz! Böyle bir müzik zevkini nasıl kaçırabilirsiniz. Ben günlerdir dinliyorum nerdeyse... 

Grup Amy Heidemann & Nick Noonan'dan ibaret olmasına rağmen, internette oldukça popüler. Hani grup demek ne kadar doğru onu da bilmiyorum.

 Amy Heidemann ne zaman şarkıya bir giriş yapsa ben kendimden geçiyorum. Kadının sesi beni resmen büyülüyor. Normalde bu tür şarkıları dinlemem bile ama konu Amy olunca akan sular duruyor, nefesim kesiliyor, aklım beynimden çıkıp gidiyor.

Eğer çok geç olmadan siz de dinlemek istiyorsanız. 

Karmin Music Sayfası : http://karminmusic.com/

Karmin Music Youtube Sayfası : http://www.youtube.com/user/karmincovers

Karmin Facebook Fan Page : http://www.facebook.com/karminbook


Güzel bir şarkılarıyla da yazıma veda edeyim.


Rengi Atmış Tshirt Giyerdin



Şirin bir şarkıya yakışır, harika bir video.
Dinlemeyen pişman oluyormuş diyorlar...

20 Eylül 2011 Salı

Beni Çeken Bir Yan Var

Kore'nin müzik gruplarının beni çeken bir yanı var deyip duruyordum bir ara, çeken yanlarının ne olduğunu buldum. Kesinlikle eğlenceliler, aşırı eğlenceliler. Ya da davulun sesi uzaktan hoş geliyor ve ben bir kaç kare fotoğraf yüzünden eğlenceli olduklarını düşünüyorum. Amma velakin bizim müzik gruplarının albüm fotoğraflarına baktıkça içim kararırken, Koreli müzik gruplarının fotoğraflarına bakarken eğleniyorum ben.

Örnek görmek isterseniz de size B2ST grubunun iki fotoğrafını sunayım efendim. İşte karşınızdalar :)



Şarkılarından da bir örnek verecek olursam, tabiki de Fiction olur örneğim :)

İyi dinlemeler ^^


13 Eylül 2011 Salı

Üçüncü Şahsın Şiiri...

Üçüncü şahsın şiiri geldi aklıma bir an, fotoğrafları görünce...
Nasıl diyordu Atilla İlhan:

Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım

Belki de hayat böyle bir şey... Hiç olmadık anlarda çıkıyor karşımıza diğer yarımız sandıklarımız. Ve bazen bir yanılsamadan ibaret oluyor inandıklarımız, güvendiklerimiz, uğruna ölümü göze aldıklarımız...

Neyse fotoğraflara bir bakın hele.





kaynak:

12 Eylül 2011 Pazartesi

An Invisible Sign, Sayılar Diyarına Hüzünlü Bir Yolculuk...

Matematikçiyim çünkü sayıları seviyorum. Çözümlemeli düşünmeyi seviyorum. Soyut kavramları somutlaştırmayı seviyorum. Hayal ettiklerimin varlığını bile sayılarla eğlenerek ölçüyorum. Ama beni hayata bağlayan şey sayılara olan tutkum değil.

Ama öyle biri var ki yaşamını babasının tutkusuna sarılarak anlamlandırıyor. Babasının hastalığı yüzünden yaşamına küçücük bir yaşta küsen bir kız var karşımızda bu filmde.... Ve bu minik kızımız yaşama olan öfkesini içine atarken kendini hayattan soyutluyor. Çevresinden uzaklaşıyor, sevdiği şeyleri bir bir terkediyor. Geriye sadece babasından arta kalan matematik sevgisi kalıyor.

Annesi kızı büyüdükçe farkediyor çocuğunun hayatındaki eksiklikleri...

Ve kızını bir gün ansızın evinden kendi hayatını yaşaması için kovuyor. Bir süre bahçede ailesinin onu eve geri alacağı günü bekleyen kızımız sonunda pes ediyor ve annesinin yardımlarıyla bir ev ve iş buluyor üstü örtülü yalanların eşliğinde...

Bulduğu işe odaklanamasa da sayılarla uğraşmak onu mutlu ediyor. Mutluluğu sayılarda buluyor, hayatını sayılarlar sürdürüyor. İçinde bastırdığı hayata olan öfkeyi de sağa sola vurduğu küçücük sayısal yumruklarla gidermeye çabalıyor... Her bir ufak tıkırtı ona yalnızlığını unutturuyor.

Bir süre sonra yalanları ortaya çıkacak olan kızımız acaba hayatını yaşamayı nasıl öğrenecek? Hangi sebep ona hayatının elinden kayıp gittiğinin farkına varmasını sağlayacak? Onu gerçeklerle yüzleştirecek olan şey ne?

Merak ediyorsanız, izlemelesiniz diyorum.

Film ilk başlarda kasvetli hatta sıkıcı bile gelebilir. Ama kendini izlettirmeyi bir şekilde başarıyor ve seyirciyi kendi öyküsünün içine sürüklüyor. Film bittiğinde ilk başlardaki sıkıntınızı unutmuş olacaksınız.

Şimdiden iyi seyirler.

Ha bana bu filmi önermem için tavsiyede bulunan FD canıma da teşekkürü bir borç bilirim :)

Nedense içimden naber panpa yazmak geldi :))

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bir Gececik!

Bu hatunları bana versinler, bir gececik geçireyim...
Çok fazla bir şey istemiyorum yahu, sadece bir gececik.
Müzik zevkimin çarkına tükürecekler söyledikleri şarkılarla amma görsel ziyafet yaşamak istiyorum.
Off off yarabbim ya niye bazı hatunlar bu kadar güzel, bu kadar şirin, bu kadar çekici...
Kıskanıyorum bazı hatunları...
Hatta ve hatta gidip sen niye bu kadar güzelsin diye saçını başını yolmak istiyorum.
Benim ne eksiğim var yaeee....
Saymaya başlarsam eksikliklerimi iyice depresyona gireceğim en iyisi mi ben susayım...
Ezikliğin luzumu yok değil mi?!


Turkey!


Fazla söze gerek yok, reklam afişi oldukça başarılı.

Bu Reklam Dikkat Çekmeyecek de Ben mi Dikkat Çekeceğim?!

Bu reklam kadınların dikkatini çekmeyecek de kimin dikkatini çekecek?!
Hem kadere vurgu yapılmış, hem de kaçırdığımız fırsatlar önümüze serilmiş vaziyette...
İzleyin.
Yorumu size bırakıyorum.

9 Eylül 2011 Cuma

Sanatla Karışırsa Çizgifilm

Kim sevmez ki çizgi film karakterlerini ya da şöyle demeliyim, kim izlemedi ki çocukluğunda çizgi film...
Tvnin olmadığı zaman diyeceksiniz biliyorum o kısmı geçelim efendim diyorum ben de...
Her neyse konu bu değil. 
Çizgi filmler sanatla karışır, iç içe geçerse bakalım ne oluyormuş ^^










kaynak:

30 Ağustos 2011 Salı

Balina Ve Ben o.O

Yanlış okumadın canım, balina ve ben yazdım.
Çikolata ikram edenlerden kesme şeker isteyeceğim böyle giderse. Korkuyorum! Şeker yemeyi kesmezsem balina olacağım. Hadi balina olmam ama akrep Nalan yanımda zayıf durabilir o.O
İşte içimden tam da bu cümleler geçiyor...

29 Ağustos 2011 Pazartesi

How Edward Has His Tea

Ahah sabah sabah bunu görünce oldukça fazla güldüm.
Bu gönderim Edward Cullen ve İsabella Swan delilerinin sinirini bozacaktır kuvvetle muhtemel, amma ben yine de yayınlayacağım.
Çünkü gerçekten gördüğüm sesli güldüm.


28 Ağustos 2011 Pazar

Pocket Pulling Power from Lynx Bullet

Bugün yaratıcı reklamlardan gidiyorum.
Bu reklama ya da artık buna her ne deniliyorsa bayıldım, bayıldım.



Reklam hakkında yapılan eleştirileri görmek isterseniz

Ayrıca reklamın videosunu da paylaşmak isterimi sizlerle.

Sex Sells

Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Reklam dikkat çekici olduğu sürece daha iyi olur falan filan da her zaman en iyi taktik olan sex sells durumuna gelelim.

Elimde bir reklam afişi var ve bunu sizinle paylaşmak istiyorum.


Bakalım siz neler diyeceksiniz bu reklam afişiyle ilgili.

Ayrıca afiş için gelen diğer yorumları okumak için

Clean After Your Dog


Oldukça iyi bir reklam çalışması olmuş.
Aslında Türkiye'de de böyle bir reklam çalışmasıyla hayvenseverler uyarılmalı...
Yeşil alanlarda oturduğumuz yerleri 40kez kontrol etmekten, ayakkabılarımızdaki pislikleri temizlemekten kurtulsak süper olur diye düşünüyorum.

Ayrıca reklamla ilgili diğer eleştirileri de okumak isterseniz
LİNK

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Yeni Yüzler, Yeni Sesler


El Universo Sobre Mi



Como Hablar



Esta Madrugada


Last.Fm sayesinde hem yeni sesler keşfediyorum. Hem eğlenceli vakit geçiriyorum.
Yeni şeyler dinlemek uzak diyarlara geziye çıkmak gibi geliyor bana.
Belki dinlediğimi anlamıyorum, belki hissettiğimden çok farklı şeyler anlatılıyor o şarkıda hiç önemli değil benim için...
Önemli olan bana ne hissettirdiği, nasıl hissettiğim...
Uçuyorum sanki Amaral'ı her dinlediğimde...
Sesi beni benden alıyor.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Amaral - Dias De Verano




Naber lan müzik blogundan bozma kişisel haykırış blogum.
İçim dışım müzikken, müziksiz tek bir yazı dahi düşünemez oldum.
Şimdi bunu dinliyorum diye bir yazı yazmak yerine böyle abidik gubidik girişlerle yazımı daha da boklamayı kendime bir borç biliyorum.
Yok yazacak hiç bir şeyim yok.
Anlatabileceğim tek bir gelişme yok.
Hayatım içi boş bir çuval gibi, içi dolu olmadığı sürece ayakta duramayan bir çuval gibi...
Aşırı monoton...
Ha dün baya rahatsızdım bak tansiyonum dipteydi, ben sondaydım, depresyondaydım....
Bütün gün tavana bakarak yattım. Ruhum sıkıldı, tavan bana bakma yeter deyip durdu.
Yüzümü yastığa gömdüm ağladım.
Niye bu kadar değersiz hissediyorum diye sorup durdum.
Cevapları kendim kaybetmiştim, aradım durdum, bulamadım.
Yalnızım be blog. İçim sıkılıyor, ruhum daralıyor, müzikler tek yoldaşım tek sırdaşım oluyor.
Öyle işte neyse kendine iyi bak.

19 Ağustos 2011 Cuma

Leon The Professional - Shape Of My Heart

Leon'u tekrardan izleyesim var. Şarkıyı her dinleyişimde bu filmi tekrardan izlemeliyim diyorum kendime... 

Kaç kere izledim bu filmi, sayısını dahi unuttum. Ama biri hadi yine izleyelim dese yine büyük bir heyecanla, daha önce hiç izlememişim gibi izlerim...
Bende hissettirdiği duygular çok farklı.
Film her bittiğinde kendimi farklı bir duygunun ardına gizlenmiş buluyorum.
Farklı insanların ruhlarından bir parça çalmı gibi...