18 Ağustos 2010 Çarşamba

Deniz Aşırı

Bir sahil kasabasında, akşam 8 suları rastladım ona... Gözlerimiz buluştu önce...

Karşı masamda oturuyordu öylece. Halinde tavrında birini bekliyormuş gibi bir görüntü barınmaktaydı. Ya da bu düşünceler sadece benim beynimin bir oyunuydu. Kim bilir...

Sadece benim olduğunu düşündüm oracıkta, o dakikada... Ne hayal gücü vardı bende de...

Bir bir sıralıyordum beynimde sana sunacağım cümleleri... Hatta o kadar ileriye gitmiştim ki bahanelerimi bile üretmeye başlamıştım beynimde, geç kaldığım günlerin, aramadığım günlerin özrü.

Yalanıma kanıp kara gözlerine daldım daldım gittim. Oysa o farketmedi bile beni...

Şöyle kapattım gözlerimi, derin bir nefes aldım doldurdum ciğerlerimi, topladım cesaretimi yanına geleceğim aklım sıra...

Ama iş işten geçmişti, gözlerimi açtığımda... Bir başkası masanın yanı başında, elinde bir deste gül, yüzünden yıllanmış aşkın huzuru, gülümsemekte gözlerinin içine bakarken...

Soğumakta olan çayımı bir yudumda indirip mideme, sarsak adımlarla kalktım masamdan. Ardımda yıllar geçmişçesine bir büyük hüzün takılı, pişmanlığımsa deniz aşırı.

Ben o anda sevmiştim onu!

Hiç yorum yok :