14 Haziran 2010 Pazartesi

Tezat

Nefes almak için kendimi zorluyorum. Burnuma hafif bir yanık kokusu geliyor.

Asfalt zift, yapış yapış. Sanki yola bastığımda tutkala yapışıyor ayakkabılarımın altı.

Sırtım vıcık vıcık ter... Güneş tepemde pis pis sırıtıyor sanki... Ve delici ışınlarıyla daha bir kavuruyor bedenimi.

Eridiğimi hissediyorum.

Allahım bu işkence ne zaman bitecek? Belediye otobüslerinde canım çıktı. Ter kokusu, mazot kokusu, sigara kokusu... Tiksintiyle karışık yüzümü ekşitiyorum, insanların bakışlarından uzak kuytu bir gölge yer arıyorum otobüste gözlerimle.

Boşuna uğraştığımı farkedip, can alıcı sıcağa aldırmadan, -itoğlu itlerin sürtünüşlerini en aza indirmek uğruna- alabildiğine yapışıyorum otobüs camına doğru.

Son bir hamleyle arkamdaki pencereyi zorlayarak açıyorum. Tık sesiyle pencerenin kilidi elime düşüyor. Sinirden ve aşırı sıcaktan galiba gücümün sınırlarını zorladım. Çantamın bir kenarına tıkıştırıyorum camın kırılan kopçasını. Kafamı açık pencereye doğru dönüp biraz nefes almaya çalışıyorum. Otobüsün hızı normal ama deniz havası, tuzlu koku kafamı birazcıkta olsa sakinleştiriyor. Maviliğin gözümün önünde akıp gitmesini izliyorum.

Zaman yavaşça ilerliyor ve ben hala ayakta camdan dışarıyı izliyorum. Bazen deniz kenarında el ele dolaşan çiftlere takılıyor gözüm, içim burkuluyor. Pencereye tututmadığım boş elimle çantama sarılıyorum, içimdeki yalnızlık duygusunu örtme telaşıyla.

Yaşlı bir teyze ufak bir çocouğu sallıyor parkta -torunu olması ihtimal olan- çocuk kahkahalarla gülüyor. Görebiliyorum ve gülüşünü kulaklarımla duymamın imkansızlığına rağmen duyar gibi oluyorum. Yüzüme sıcak bi rgülümseme yayılıyor.

İçimdeki boşluk duygusu birazda olsa yok oldu bu sayede. İnsana gülümsemek bile yarıyor...

İneceğim durağa yaklaşınca, damalarımda kalan son gücü de kullanarak etrafımdaki insanları iktire kaktıra kapıya yanaşıp, duracak düğmesine basıyorum.

Otobüs eski, güç bela duruyor durakta. İniyorum. Ve hala sıcak, yavaş yavaş eriyorum.

Vücudum soğuk bir duşa hasretlik çekerken, yüreğim sıcak bir gülümseme uğruna canını verecek halde.

Yalnızlık çok acı. Yutkunuyorum biraz buruk, biraz isteksizce...

Bir gün bu kadar kasvetli ve bu kadar güzel olabilir mi? Bu tezatları bünyemin hazmetmesi çok güç.

Düşünmekten yorgun düşen beynim çığlık çığlığa artık yeter diyor, sus diyor. Susamıyorum ama konuşmuyorum da.

Saat eskiden bu kadar tiktaklamıyordu, ya da ben mi yeni farkına vardım?

Yalnızlık diyordum... Beni yoruyor. Ama bir başkasının varlığı beni daha fazla aciz hissettiremez. Anılarımın canımı bu kadar yakmasına katlanamıyorum. Keşke hiç yaşanmasaydı.

Ama yaşandı. Yaşandıysa orada kalsaydı bu zamana şu ana taşımasaydım hiç birini.

Düşünmemeye çabalayacağım bundan sonra. Başka uğraşlar bulmam gerek.

Belki bir süre kitap okusam iyi olabilir. Ya da bir yürüyüş... Ama hava çok sıcak yürümek istemiyorum.

Soğuk bir duş... Tenimde soğuk suyun sıcakla buharlaştığını hissetmek iyi gelecek sanırım.

1 yorum :

Mavi Balon dedi ki...

"Vücudum soğuk bir duşa hasretlik çekerken, yüreğim sıcak bir gülümseme uğruna canını verecek halde." harika olmuş... bu arada sıcak off ki ne off...