28 Eylül 2014 Pazar

Ah Deniz'im Aaaaaahhhh :)

Asude'nin kaleminden okuyucularıyla buluşan Pabucumun Ajanı-1'i bir hayli zaman önce bitirmeme rağmen telaştan zaman bulup da yazmak nasip olmamıştı.

Malum ev bul, taşın, okula alış, yerleş, yolculuk, alışveriş canım çıktı. Ben de durum böyle olunca kitabın hakkını doğru düzgün vereyim diye, kitabı geçiştirme bir şekilde yazacağıma geç yazmaya karar verdim. Hem de bu sayede aldığım tadı uzun uzun daha rahat bir şekilde siz güzel okuyucularıma aktarabileyim :)

Haaa ne diyordum, Asude'nin Pabucumun Ajanı kitabı beni benden aldı. Kitabı bir çırpıda heyecanla, tırnaklarımı kemire kemire okudum ve en heyecanlı yerde finish görünce ikinci kitabın ne zaman start vereceğini hüzünlü hüzünlü beklemeye başladım.

Kitabı tanıtmam gerekirse Deniz baş karakterimiz, Tuna Üstüner de  esas oğlan. Yani o da bir baş karakter :) 

Deniz hanım hanımcık diyemeyeceğim türden az biraz patavatsız, az biraz saf kalpli, az biraz hayatın akışına göre yaşayan biri. Ev arkadaşı da güzeller güzeli hemşire Yasemin. 

Başkahramanımız Deniz, işssizlikte ihtisas yapmış vaziyette, artık tüm umutları tükenmiş haldeyken Üstüner Holding'e cvsini bırakır. Fakat şöyle bir sıkıntı vardır. Cv normal bir cv değildir ve Deniz ne yapıp edip, o cvyi geri almak zorundadır.

Bir cvnin ardından harika bir olay örgüsü gelir mi? Gelirmiş. Asude sayesinde bunu gördüm :)

Asude'nin ilk kitabı olan Gül ve Avcı'nın tarihi bir roman olduğunu duymuştum. Bu yüzden de açıkçası içimden okumak gelmemişti. Ama Pabucumun Ajanı'nın fotoğraflarına sürekli instagramda rastlamaya başlayınca ve okuduğum bazı blog yorumlarını da dikkate alınca kesinlikle okumam gerektiğine karar verdim. 

Sonuç olarak okudum ve harika, harika, harikuladeeee dakikalar geçirdim Deniz ve Tuna ile... Deniz'in o saf ve içten cevaplarıyla gülümsedim. Tuna'nın buzdolabından hallice duruşuyla öfkelendim. Bazen güldüm, bazen hüzünlendim. Kendimi buldum kitapta. Çünkü kitabı okurken ben de bir işsizdim ve işsizliğin ne kadar zor olduğunu da çok iyi biliyorum... Kitabı okuduktan sonra sanki bir peri hayatıma bir sihirli değnek değdirdi ve tüm hayatım değişti. Aynı Deniz'in tüm hayatının değişmesi gibi...

Ne benim hayatım ne de Deniz'in hayatı bir peri masalı değil ama... Acılarıyla, hüzünleriyle gerçek yaşamdı bizim hayatlarımız. Deniz'in yerine koydum kendimi ben hep, kitabı okurken... 

Eğer ki bu harika kitabı bir kitapçıda elinize alır da alayım mı almayayım mı kararsızlığına düşerseniz, fikrinizi almaktan yana kullanın çünkü siz de eminim hikayenin bir yerinde kendinizi bulacaksınız... 

Kitapta altını çizdiğim satırlardan ufak bir kısmını sizlerle paylaşayım da kitabı kesinlikle okumanız için biraz daha fazla katkım olsun :)

Yasemin elindeki kitabı arasına ayraç koymadan kapatıp, bana baktı.

"Sonradan nasıl hatırlayacaksın kaldığın sayfayı?" diye sordum.

"Aramak hoşuma gidiyor." diye bilgece yanıt verdi. "Bulmak da mutlu ediyor sonra."

"Ben kaldığım yeri bulamıyorum Yasemin. Ertesi gün kaldığım yere dönmek istediğimde hiçbir şey yerinde olmuyor. Benim kitabımı berbat bir yazar yazmış."

……………………………………………………

"Gelinliğim Çin malı gibi sahte, yüzüksüz parmağım tüm bunların bir piyes olduğunu hatırlatırcasına bomboştu."
……………………………………………………

-Hayatta doğru dürüst yaptığın bir iş yok mu?

"Var işte, sana katlanıyorum. Tam zamanlı berbat bir iş!"

……………………………………………………

Siz hiç ölmek istediniz mi? Biliyorum, istediniz. Ben ise ölmek değil, gömülmek, cenaze namazımın kılınmasını bile istiyordum. Kafamda BİM poşeti, çiçekli tülbent ve üzerimde Hello Kitty’li pijamalarımla Uranüs’ten kapıma kadar inmiş olan adama bakıyordum.


Kitabın Adı: Pabucumun Ajanı-1
Kitabın Yazarı: Asude
Yayınevi: Ephesus Yayınları

27 Eylül 2014 Cumartesi

Tarihi Mekanlar

Bugün evde yapacak hiçbir şey olmamasından dolayı birazcık ilçe merkezini gezeyim dedim. Müze kartımın süresi dolduğu için, yanımda da müze kart alacak kadar para olmadığı için yeraltı şehrini gezmek nasip olmadı. Ben de çevredeki tarihi mekanları uzaktan fotoğraflamakla yetindim.

Fotoğraflarda ilçedeki tarihi kiliseyi ve tarihi camiiyi göreceksiniz. Kilise ziyaretçiye kapalı durumda. Yılın sadece belirli günlerinde sadece hrıstiyanlar için açılıyormuş. 
Camii ise kullanımda.





Medeniyetten Önce Gelen Para...

Uzun soluklu bir aradan sonra merhaba sevgili bloggerlar ve canım okuyucularım. Nevşehir'de bir çok programlı liseye atandım. 

Açıkçası doğuya ya da güney doğuya atanmadığım için üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Çünkü buranın halkı çok değişik. Hem tvlerde görmeye alıştığımız kuma olayları, doğu insanın üzerine yıkılmaya çalışılan çok kadınlı evlilikler burada da var. Hem de iç anadolunun orta göbeğinde. 

İlk geldiğimde insanların en fazla bağnaz olabileceğini düşünmüştüm ama durum hiç de öyle değildi. Tvde gördüğümüz o iki kadın burada o kadar sıradan bir durum ki insanların ağzında resmen şaka konusu. 

Evlerdeki ikinci kadınlara burada kuma denmiyor. Ferik deniyor. Ferik de aslında gerçek kelime anlamı olarak civcivden büyük, tavuktan küçük daha yumurtlama düzeyine gelmemiş canlıya verilen ad. Burada da evlerdeki ikinci kadınlara ferik deniliyor. Öğrencilerime sorduğumda aileniz kaç kişi diye genelde aldığım cevaplar, ferikten üç kardeş, anamdan beş kardeş diye gidiyor...

Evler çoğunlukla sarı taştan ve de hangar gibi. Benim tuttuğum ev bulunduğum yerde en küçük ev olarak geçiyor ki küçük dedikleri ev 150 metre kare. Varın siz düşünün normal dedikleri evleri. Evler genelde hep iki katlı. Çoğunlukla altlarında hayvan damları var. Evlerin üstleri de barınma amaçlı kullanılıyor. Öğrencilerime neden böyle diye sorduğumda aldığım cevapsa ısınma konusunda hem hayvanlar, rahat ediyor hem biz cevabını aldım. 

Eylül ayları genelde patates söküm dönemi olduğundan okulda öğrenci bulmak pek mümkün değil. Zaten diğer öğretmenlerden de öğrendiğim kadarıyla eğer öğrenciler patates sökümden zaman bulup da okula gelmezlerse sınıfta kalıyorlarmış devamsızlıktan. Hatta bir öğrencim okuldan o kadar yılmış olacak ki dersimin orta yerinde "Patates sökümün günlük yevmiyesi 40tl, haftada 5 gün okula geleceğime 5 gün söküme gidersem 200 tl cebime girer" diye veryansın ettiydi. Yani buradaki çocuklar okumanın para getirmediğini düşünüyorlar. Hatta çoğu dersi zaman kaybı görüyor. 

Devlet taşıma sistemle öğrenciyi ücretsiz getir-götür yapıyor. Hatta öğle yemekleri de çocukların ücretsiz. İstenilen tek şey öğrenciden derslerine çalışmaları ve okulu bitirmeleri ama nafile... 

Yine öğretmen arkadaşlardan birinin demesine göre "Medeniyetten önce para gelmiş buralara"... Eğer ki önce medeniyet gelmiş olsaydı bu çocuklar bu zenginliğin devamlı olmadığını fark edecekti...

Ülkenin büyük bir çoğunluğunun patates ihtiyacı bu küçücük yerden karşılanıyor. Böyle olunca da patates harici çok da bir şey bulmak mümkün değil...

Neyse zaman bulursam yine yazarım. Şimdilik benden bu kadar. Açıkçası biraz hüzünlüyüm. Öğrencilerden biri motordan düşüp beyin kanaması geçirmişti. Bugün vefat etti... 

19 Eylül 2014 Cuma

T.C ANAYASASININ DEĞİŞMEZ MADDELERİ

1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili TÜRKÇE'dir
Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.

4) Anayasanın 1 nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

11 Eylül 2014 Perşembe

Öğretmen Atamaları ve Kadın Bedeni Üzerinden Siyaset

video

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yüzünden öğretmen atamalarının da içinde bulunduğu torba yasa bir gün önce mecliste görüşüldü ve geçti. Şimdiyse cumhurbaşkanın onayı bekleniyor.

Bir de belirtmem gereken bir şey var ki o da okulların bu pazartesi açılacağı ve hala öğretmen atamalarının yapılmamış olduğu.

Meb belirttiği atama takviminin oldukça dışına çıktı. Eş durumu atamaları, özür durumu atamaları seçimler yüzünden aşırı sarktı. Bu sarkma birçok senelerde de olan bir şey olmasına rağmen bu sene birçok öğretmen ve öğrenci aşırı gecikmeden dolayı mağdur ediliyor.

Çözüm süreci nedeniyle de birçok kontenjan açılmasına rağmen sadece Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu'da yığılmalar söz konusu. Batı neredeyse açılmıyor bile denilebilir. Ayrıca torba yasada geçmiş olan eş durumuyla ilgili kanunda da aile birliği neredeyse yok sayılıyor.

Bu ülkenin sadece doğusunda eğitim açlığı yok. Spor salonu, labaratuvarı olmayan okullar mı ararsınız... Yoksa kadrolu öğretmeni olmadığı için ücretli öğretmen mi arasınız ki ücretli öğretmenler de o branşın uzmanı değil...

Ondan geçtiğimdeyse de özel okullara yönelimi arttırmak için verilen özel okul teşvik primiyle dolusuyla okul elden geçirilip de tamir edilebilirdi. 

Parayı asla ama asla işe yarar şekilde kullanmıyorlar. Sadece işlerine geldiği gibi kullanıyorlar. 

İhtiyacımız olan iyi bir eğitim sistemiyken, sistem daha da yerin dibine batırılıyor.

Ha videonun bu yazıyla alakası ne diyecek olursanız da artık siyasilerin kadın bedeni ve din üzerinden siyaset yapmalarından o kadar sıkıldım ki kadın millet vekilimiz düşündüklerime tercüman olmuş. Bu videoyu da buraya o yüzden ekledim.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Asude'den Pabucumun Ajanı


Ephesus Yayınları aracılığıyla Asude'nin kaleminden hayat bularak okuyucusuyla buluşan Pabucumun Ajanı-1 daha ilk sayfasından okuyucuyu kahkahalara sürüklüyor.
Bu kahkaha bombardımanına tutulanlardan biri de benim.

Hatta o kadar eğlenceli ki birçok satırı sonradan tekrar okuyup da gülümsemek için renklendirdim. Üstteki fotoğrafta da bu renklendirmelerden biri mevcut.

Ne demiş güzel yazarımız ya da romanımızın güzel kahramanı, fiyasko birlik başkanı Deniz Akın:

"Bir oda dolusu külçe altın içinde tek başına dikilen tenekeye benziyordum. Allahım, benim burada ne işim vardı?"


Kitabı kahvaltımı yaptıktan sonra elime aldım. Şöyle bir balkonda cıvıl cıvıl çocukların sesleri de gelirken bir yandan çayımı yudumlayayım ve bir yandan da Pabucumun Ajanı ile eğlenceli vakit geçireyim dedim.

İyi ki de öyle dedim. 

Şimdi de kitaptan aldığım zevki sizlere de haber vereyim diye pc başına geçtim ve bu cümleleri yazıyorum.

Eğlenceli zaman geçirmek istiyorsanız bu kitabı okumaya başlayın derim :)


9 Eylül 2014 Salı

Marketa'nın, Hacamatçının Kızının Hüzünlü Hikayesi...

Kitabın adı eskiden oldukça yaygın olarak kullanılan ve insanların tedavi edilmesi için uygulanan bir tıbbi yöntem olan Hacamat'tan geliyor. 

Hikayenin başkahramanları ise Hacamatçının kızı olan Marketa Pichlerova ve Habsburg Hanedanlığından gelen kutsal Roma İmparatoru 2. Rudolf'un gayrimeşru çocuğu olan ve deliliğiyle tüm ülke tarafından tanınmış Don Julius...

Kitabın orjinal ismi The Bloodletter's Daughter, ülkemizeyse Trend Yayınevi aracılığıyla adı Hacamat olarak geçmiş. 

Kapak tasarımında masumluğuyla göz dolduran ve elinde porselen bir kan çanağı taşıyan, saçları rengarenk olan bir kız temsili var ki bu da hikayede anlatılan Marketa'yı hayalimizde canlandırmamıza yardımcı oluyor.


İnternette ufak bir araştırma yaparsanız birçok cinayet haberine denk geleceksinizdir, Marketa'nın adının geçtiği... Ki bu da hikayenin kurgusal yanı kadar gerçeğe dönük bir tarafının da olduğunu size gösterecektir.

Kitabın yazarının, yani Linda Laffaerty'nin kalemi oldukça akıcı. Hikayeyi bazen içim acıyarak bazen de mutlulukla takip ediyordum ben. 

Bir de Marketa'nın kaderinin baştan yazıldığını iddia eden Natır annesi kitapta Don Julius'tan sonra en canımı sıkan ikinci karakterdi. Hangi anne kızının bekaretini diğer çocukları uğruna satmaya kalkışabilir? Aklım almıyor yahu! Almıyor. Zaten Marketa'nın da natır olmaya zerre niyeti yok ki babasının kan çanakları arasında tıbba olan ilgisi hayatına yön verecek...


Peki beyazlı kadın Marketa'nın seçimini doğru mu buluyor olacak?

Heyecanlı, sürükleyici, tutkulu, şehvetli ve de esrarengiz... Deliliğin sınırlarında tarifsiz bir acıyla karmaşık bir hayat... Hiçbir planın tutmadığı, hiçbir hayalin gerçek olmadığı bir zamanda geçen bir cinayet... Hırsın gölgesinde kalan kadınların hayatları... Hepsi ama hepsi bu kitapta...

Hacamat... Bir Bohemya Romanı...

Kesinlikle gerçeklikle bağlantısı olan tarihi kitapları sevenlerin okuması gereken bir kitap.

Yazıma kitaptan ufak bir alıntıyla son vermek istiyorum.


"Ludmilla hala, bu kadar yıldır bu manastırda kapalı kalarak kaç kişiye yardım ettiniz? Karanlıkta tanrıya ibadet ve hizmet etmek kolay ama dışarıda, aydınlıkta insanlar acı çekiyor ve biz bu acıya tanık oluyoruz. Biz en azından dizlerimizin üzerine çöküp ellerimizi hiçbir işe yaramayacak şekilde kavuşturmaktan daha fazlasını yapıyor, yardımcı olmaya çalışıyoruz. "



Kitabın Adı: Hacamat
Kitabın Yazarı: Linda Lafferty
Yayınevi: Trend Yayınevi



8 Eylül 2014 Pazartesi

The Booklist Challenge, ‪#‎bookchallange‬

The Booklist Challenge açıklamam gerekirse meydan okuyacak kişi on tane kitap listeliyor ve sonrasında meydan okuduğu kişiden bu on kitabı okumasını istiyor. Kendisine meydan okunan kişi de kitaplardan birini ya da birkaçını okuyor. Akım bu şekilde devam ediyor.

Bu akım oldukça hoşuma gittiğinden ben de bir on kitap yazayım da birkaç kişiye meydan okuyayım dedim.

İşte yapmış olduğum listem:

1)Mo Yan'dan İri Memeler ve Geniş Kalçalar
2)Dr.David Burns'ten İyi Hissetmek
3) Dostoyevski'den Ecinniler
4)Asude'den Pabucumun Ajanı
5)G.A. Aiken'in Ejder serisinden Ejderin Büyüsü
6)Vefa Vefa Enver'in Bana Prenses Deme!
7)Fatma Fatma Erdek'ten Erken Rüya Zamanlar
8)Laurie Faria Stolarz'dan Mavi
9)Mine Söğüt'ten Deli Kadın Hikayeleri
10) M.Amparo Escandon'dan Esperanza'nın Kutusu


Meydan okuduğum bloggerlar ise

4 Eylül 2014 Perşembe

Okumaya Özen Gösterdiğim Bloglar

Sıcak bir İzmir gecesinden iyi akşamlar herkese. Bu mim'i Sade ve Derin blogunun sahibi Deeptone'da gördüm ve ben de yapayım dedim. Hem bu sayede yeni bloglar da keşfedilmiş oluyor.

İlk olarak blogumu açtığım günden beri takip ettiğim harika bir emekli öğretmeni tanıtmak istiyorum sizlere. Benim canım meslektaşım Leylak Dalı :) Bazı günler okuduğu kitaplar hakkında yazar ve bazı günlerse gezdiği gördüğü yerleri... Blogun o kendine has huzurunu yazılanları okurken kesinlikle siz de hissedeceksiniz.

Blog adresi ise : http://leylakdali.blogspot.com.tr/

İkinci olarak -yüz yüze görüşme şansı da bulduğum, aynı şekilde Ayşe Arman'la muhteşem de bir röportaj yapmış kişik (http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/27009085.asp)- Bigay ya da blog adıyla yazacak olursam Kaan Arer, ha Ayşe Arman sevdiğim bloggerin adını karıştırıp da Kaan Arter yazmış. Bu hatası da gözümden kaçmadı.

Kaan'ın nelerle ilgili yazdığına gelecek olursak, kendi cinselliği, aşk yaşamı, sevdiği şeyler, deneyimleri, açıldığı insanların ona karşı takındıkları tavırları diye sıralayabiliriz. Bence okunması gerekler listesine alınmalı.

Kaan'ın blog adresi : http://bigayingunlugu.blogspot.com.tr/

Üçüncü olarak Asortik Krep diyebilirim. Paylaştığı fotoğrafları ve fotoğraflarla süslediği kendine has yazılarıyla yıllardır onu takip etmemi sağlamayı başarmış bir şahsiyet.

Blog adresi: http://asortik-krep.blogspot.com.tr/

Dördüncü kişi ise çatlak arkadaşım Ot insan ya da Topik ya da İnsangillerden :D Neyse bu çatlak şakireyle de reelde tanıştım. Hatta yetmedi gittim bir de evine misafir oldum. Allahı var hürmette kusur etmedi. Güldük geçtik, eğlendik koca bir gün. Ondan öncesinde de Konak, Kızlarağasında harika bir kahve keyfiyle bezeli bir gün de geçirmiştik.

Ne yazdığına gelecek olursak da güncel hayatta karşılaştığı çelişkili durumları kafasında irdeleyip yazıyor hanfendileri. Ha bir de belirtmeliyim ki kendisini başta erkek sanıyordum. Tanışmamıza vesile olan şeyse bana attığı bir tanışma mailiydi. Konuşmaya başlayınca hatun olduğunu anladım ve muhabbet de koyulaşınca aha dedim bu hatun tam benim kafadan :D Kontak kafa, kırık kafa :D

Blog adresi: http://otinsan.blogspot.com.tr/

Beşinciye gelelim. Beşinci gelip de bloguma yorum yazmasaydı sanırım içselliğimden sıyrılıp da o şirin kişiliğin bloguna teşrif dahi edemeyecektim. İyi ki de yorum yazmış da tanışma şansı bulmuşuz :) Ha o yorumu yazan kim mi? Tabii ki de Zamskaaaaa :)

Blog adresi : http://zamskaa.blogspot.com.tr/

Altıncı olarak Halik Kondak diyorum. Hatta bir de ekleme yapıyorum ki blogunu okuduğumdan dahi haberi yok blog sahibinin. Çünkü uzaktan uzaktan yazdıklarını hazmede hazmede okuyorum. Eşcinselliğe bakışı çok iyi irdeleyerek yazıyor. Kime göre normal sınıflanıyor? Bence bir kez daha düşüneceksini bu blogu okurken...

Blog adresi: http://halilkandok.blogspot.com.tr/


Sanırım şimdilik altı blog yeter :)

3 Eylül 2014 Çarşamba

Hatice Üzgül'den Lokman Hekim, Efsanenin Nuru


"Önemli olan, elimizdekilerin ne olduğu değil; bize verilenleri nasıl kullandığımızdır."

Hatice Üzgül'ün kaleminden dökülen, Trend Yayınevi aracılığıyla okuyucusuyla buluşan Lokman Hekim, Efsanenin Nuru kitabını okumadan önce kapak tasarımından aşırı etkilenmiştim. 

Kitap adına aşina olduğum ama hikayeyi yarım yamalak bildiğim bir efsaneydi ilk okumaya başladığımda. Sonra o efsane büyüdü büyüdü ve merak duygumu tetikledikçe tetikledi. İnternette birçok siteyi araştırdım, birçok makaleyi okudum kitabın bende yarattığı etkiyle.

Kitabı okurken de bir elimde kalem beğendiğim her bir satırın altını çizdim. Daha sonra dönüp dönüp tekrar okumak için... 

Her bir sayfada Lokman'ın bedeninde hayat buldum, nice peygamberle dost oldum, peygamberlere yoldaş oldum... 

Şahmerandan ölümsüzlüğe kelime oyunlarıyle bezeli muhteşem bir efsane: Lokman Hekim, Efsanenin Nuru.

Kitaplığınıza eklemeniz gereken sürükleyici bir roman... Geçmişin tozlu raflarından günümüze ulaşan bir efsane...


" Eşitleyici bir yönü vardı hastalıkların. Paraya tapanlar bile malı mülkü gözden çıkarmaya hazırdılar. Çünkü hastalık elçisidir ecelin. Bir hatırlattı mı insana faniliğini, o zaman ne kibir kalır ne gurur."




Kitabın Adı: Lokman Hekim Efsanenin Nuru
Kitabın Yazarı: Hatice Üzgül
Yayınevi: Trend Yayınevi