31 Ağustos 2014 Pazar

Çeken Bilir Acısını

Onca seneyi herhangi bir işte çalışmak için okumadım. Öyle olsaydı liseden sonra bulur bir iş hayatıma bakardım.

Hiçbir mühendis okuduğu işten farklı bir işte çalışmak için dirsek çürütmediği gibi hiçbir öğretmen de herhangi bir işte çalışmak için dirsek çürütmüyor. Tek fark mühendis her yerde iş bulurken öğretmenin önünde çok zorlu bir süreç olan kpss var. Kpss gibi bir engelle karşılaşan yüzlerce öğretmen idealleri doğrultusunda hareket etmek için yılmadan gece gündüz ders çalışıp da hakkı olanı bir daha sınava girerek elde etmeye çalışıyor ya da dershanelerde hak ettiği ücretin çok cüzzi bir kısmına köle gibi çalıştırılıyor.

Geçim derdi bir çok kişinin boynunu büküyor. Çevreden gelen laflar da cabası... "Öğretmen olamadın mı hala? Okudun da ne oldu? Aaaa onca sene okudun maaşın bu kadarcık mı?"

MEB'e atanılmadığı müddetçe öğretmen olunmayacağına inanan bir güruh var. Diplomamı alıp da suratına suratına çarpasım geliyor...

Sana ne arkadaşım sana ne! Senin ideallerin yoksa benim de mi olmayacak?

Evlenenin başına taç mı takıyorlar? Benim kolumdaki bilezik ömür boyu altından. Bunun özel dersi de var şükür. Senelerce para edecek cinsten bir bilezik bendeki. Öyle gidip kuyumcuya bozdurulacak cinsten değil yani!

Elbet ki ben de evlenirim ama bana "Okudun da ne oldu, yaşıtların çoluk çocuk büyütür" diyenlere lafım da o yaşıtlarım sadece çoluk çocuk büyütüyor şu an ve benim okuduğumu okumayacak ömrü boyunca ama ben zamanı gelince elbet evlenmeyi de bileceğim.
Gerekirse yıllarca boşta kalırım, işsiz dururum ama ideallerimden ödün verip de mesleğimden öteye gidip de bir şey yapmam. Onca seneyi herhangi bir işte çalışmak için heba etmedim ben.

Biz ki mesleğimizin ehliyken yerimize iki yıllık mezunlar kadro açığı gösterilmediği için ücretli öğretmenlik yapıyor.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Kpssyi çeken bilir.
Öğretmenim ben! Hakkım olanı tırnaklarımla kazıya kazıya almasını bilenim ben.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Ücretsiz Sağlık Hizmetleri YALANI!

Hani devlet 18 yaşına kadar olan tüm çocukların sağlık masraflarını karşılıyordu ya, işte o laf külliyen yalan.

Çocuğun tedavisi için ihtiyaç olan hiçbir aparatı ya da buna benzer diş için kullanılacak zorunlu metal gereçleri karşılamıyor. Bin tlye yakın masraf çıkacağı söyleniyor ve üstüne basa basa da belirtiliyor, “Bunu devlet karşılamıyor, siz ödeyecekseniz, gerekenleri siz temin edeceksiniz ondan sonra tedavi başlayacak.”

Soruyorum eğer bu tedavi olmazsa ne olacak?
El-cevap “Ameliyat olacak son çözüm.”

Şimdi insan tüm sağlık masraflarını devletin karşıladığı palavrasına inanabilir mi şu bire bir yaşadıklarından sonra?

19 Ağustos 2014 Salı

Hayatını Ortaya Koy! Hadi Lan Oradan!


KPSS bu kadar önemli mi? Atanmadan da karın doymuyor mu? Hayatını ortaya koymak neyin kafası?

Bakın ben de çalıştım ama gecemi gündüzüme katarak değil ya da zevk aldığım şeylerden uzaklaşarak da değil.

Bu sene KPSS'ye hazırlanırken yaklaşık olarak 35 kitap okudum. Yetmedi yaklaşık olarak 50'ye yakın film izledim. O da yetmedi 2-3 anime serisi bitirdim, üstüne de dolusuyla diziyi takip ettim. Asla ama asla zevk aldığım şeyleri yapmaktan vazgeçmedim.

Sınava bir hafta kala bisiklet turuna katıldım. Tüm günümü bisiklet tepesinde geçirdim ve yaşadığım güzel anlar sayesinde bir sonraki gün ders çalışırken "otur kalk ders çalışıyorum, hayatımı yaşayamıyorum" cümlesini kurmadım.

Kardeşim evli. Genelde kocasıyla geziyorlar. Ben de yalnız gezmeyi sevmediğimden bir yere gittikleri zaman beni illa yanlarına alıyorlar. Ne zaman bir yere gidiyoruz dediler, şııppp ben damladım yanlarına. Hatta komiktir bir deneme sınavında, sınavı yarıda kesip de Köceğiz'e gezmeye gittiğimi biliyorum.

Asla dershaneden gelir gelmez ders çalışmaya da başlamadım. Oturdum, soluklandım, ailemle rahat rahat stressizce yemek yedim, çayımı içtim. Yaptığım şeyleri zevk alarak yapmaktan asla vazgeçmedim. Ha benim de dolusuyla kaygım oldu... Nasıl yetiştireceğim onca konuyu diye ağladığım anlar da oldu. Hatta yeter artık usandım yoruldum da dedim ama bir yerde kesip attım ağladığım anları ve benim için önemli olan sağlığım. Siktiri boktan bir sınav yüzünden kafayı yer de sağlığımdan olursam ne yaparım dedim ve öylece yoluma devam ettim. Sinirlerim benim de yıprandı ama bu sınav benim hayat meselem asla olmadı.

Ha bu arada bu sınava çalışma sürem zarfında kendime bir hırka, arkadaşıma bir atkı ve de çok sevdiğim bir ufaklığa da atkı-bere takım ördüm. Örgü insanın kafasındakilerden kurtulmasını sağlıyor. Cidden terapi gibi bir şey bu örgü.

KPSS'ye yeni hazırlananlar için belirtmem gereken bir şey daha var. Ben geçen sene bir yandan formasyon alırken, bir yandan da ücretli öğretmenlik yaptım. Sabah öğretmendim, akşam öğrenci. Hafta sonları da dershanede öğrenci... Doğru dürüst elime kitap alıp da çalışamadm bu yoğunluktan. Sadece dersleri dinlemekle yetindim böyle olunca da. Sonra bu sene, bu sene hazırlandım adam akıllı işte KPSS'ye... Ve bildiğim bir şey varsa çok işime yarayan, asla ezber yapmamış olmam. Hiçbir şeyi ne dağları, gölleri barajları, ne padişahların yaptığı zibilyon tane ıslahatı, ne dolusuyla devrimi, ne de milyon tane olan matematik formüllerini ezberlemedim. Hepsinin mantığı neydi, nereden geliyordu, ne için böyle oldu, neden bu şekilde yapıldı onu irdeledim ben. Ve puanım ciddi anlamda iyi geldi.

Çevremde benden kat be kat fazla yapan, denemelerde benim puanımı ikiye katlayan onlarca insan... Şu an ne yaptık da böyle oldu diye kendilerini irdeleyip duruyor ve ben sen yaşamayı unuttun diyemiyorum. 

Siz siz olun zevkle yaşamaktan vazgeçmeyin.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Saksı Olmanın Faydaları

 Filmi dün izlemeye başlamıştım fakat işim çıkınca filmi yarıda kesmek zorunda kaldım. 

Bugün yarım kaldığım yerden filmi izlemeye devam ettim. 

Tanıtım görselinden de anlaşılacağı üzre film bir gençlik filmi. Birçok izleyici başlangıçta bayık bir ergenlik sinemasıyla karşılaşacağını sanacaktır ama film tam anlamıyla bir hayat dersi veriyor izleyiciye.

Homofobiyle ilgili filmde yer yer birçok vurgu yapılmış ve bu konuya dikkat çekilmiş. Tam ayrıntılı işlenmese de eşcinsel insanların ne kadar çok dışlandığı filmde gözler önüne serilmiş. Birçok filme göre bu bile başlı başına büyük bir şey.

Sonrasında geçmişte yaşanılan kötü şeylerin geleceği nasıl da mahvettiği anlatılmış. Eğer ki bir yerde büyük bir sorun varsa ve o sorun hiç yokmuşçasına hayata devam edilmeye çalışılıyorsa, er ya da geç o sorunla yüzleşmeden hayatımıza devam edemeyeceğimiz de vurgulanmış filmde. Yani korkularınızla, yaşanmışlıklarınızla yüzleşmek ve kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek zorundasınız. Eğer ki siz kendinizi olduğunuz gibi kabul ederseniz, çevrenizdekiler de sizi olduğunuz gibi kabullenecektirin filmde altı çizilmiş.

Lise öğrencilerinden beklenilmeyecek olgunlukta cümlelerle bezenmiş bu harika filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. 

Hatta neden izlemeniz gerektiğini de bir örnekle açıklamak isterim:


"Hak ettiğimizi sandığımız aşkı kabul ederiz."

"Ayağa kalkıyorsun ve binalardaki ışıkları görüyorsun ve her şey içini hayranlıkla dolduruyor. 

Ve o yolda, dünyada en çok sevdiğin insanlarla birlikte o şarkıyı dinliyorsun. İşte o anda, yemin ederim biz sonsuzuz."

Hangimiz hayatımızda ben daha iyilerine layığım diyebiliyor ki? Hep bundan daha iyisini bulamam diyerek yolumuza devam etmiyor muyuz?

Ya elimizdekiler hak ettiğimizden çok çok çok daha azıysa?


17 Ağustos 2014 Pazar

Nancy Pickard'dan Bakire

Yazıma kitabın kapak yazısını yazarak başlıyorum.

Small Plains Bakiresi kimdi ve nasıl öldü?

Acımasız bir cinayetle değişen hayatlar...
Küçük bir kasabadaki sahipsiz bir mezar...

On yedi yıldır saklanan korkunç gerçeği öğrenmeye hazırmısınız?


Macavity, Agatha, Anthony, Shamus ve Barry ödüllü yazarımız Nancy Pickard'dan yürek burkan bir hikaye: Bakire!

Küçük bir kasabada birbirine her şeye rağmen mükemmel derece bağlı dostlar. Her ne olursa olsun en yakın arkadaşına arkasını dönüp gitmesine neden olmayacak yaşanmışlıklar...

Ve bu körü körüne bağlılığın ardında yok olup gidecek bir beden... Bir can! Bakire!

O gece olacaklardan haberdar olmayan bir çift. Hayatlarının baharında, sırılsıklam iki aşık... Yarının onlara ne getireceğinden habersiz geceyi birlikte geçirmenin vereceği hazzın sarhoşluğuyla birlemeye hazır bedenler...

Ufak bir tıkırtıyla bir daha hiç birleşmemecesine ayrılacaklar mı? 
Gelecek onlara neler gösterecek geçmişin gölgelerindeki sırlar gün yüzüne çıkmadan?

Cevapsız sorular, beklenmedik sonuçlar... Hepsi ama hepsi bu kitapta.  Nancy Pickard'ın kaleminden hayat bulan karakterlere sıkı sıkı bağlanacak, suçlunun kim olduğunu öğrenmek için satırları adım adım takip edecek ve her attığınız adımda daha da şaşıracaksınız.

Soluksuz okuyacağınız, sürükleyici bir kitap sizi bekliyor.


Birlikte eğleniyoruz.
Birlikte iyiyiz.
Birbirimize ihtiyacımız var.
Daha iyi görünmek için sana ihtiyacım var.
Bana ihtiyacın var çünkü, açıkçası...

"Geçmişi senin gibi lekeli birinin bu konularda fazla seçim şansı yok!"


Kitabın Adı: Bakire
Kitabın Yazarı: Nancy Pickard
Yayınevi: Ephesus Yayınları

15 Ağustos 2014 Cuma

Kitaplarla İç İçe Bir Mim

Bu mim'i DeepTone'da gördüm ve ben de yazayım dedim. Hani beni etiketleyen falan yok. Baştan belirteyim :D 

Ayrıca mimi yazmak istememin sebebi de mim'in konusunun oldukça hoşuma gitmesi :)

Başlayalım bakalım yazmaya.

1. Kitaplığınızda en ilginç kitap isimleri hangileridir?


2. 2014 yılı başından beri kaç kitap okudunuz?

Tuttuğum çeteleye göre 32 kitap okumuşum. Az gözüküyor olabilir ama KPSS'ye deli gibi hazırlandığımı belirtmek isterim.

3. 2014 yılı için bu yılın kitabı dediğiniz kitap hangisidir?

Ursula K. LeGuin hayranı olaraktan Metis'in Yerdeniz serisini tek bir cilt haline getirmesi beni aşırı mutlu etmişti. Bu yüzden benim için bu yılın kitabı Yerdeniz.


4. 2014 yılında ilk defa okudum dediğiniz yazar kim?

İlk defa okuduğum yazar Mine Duran ve kitabı da Serafina. 
Yazarın yarattığı karakter bende derin izler bıraktığı için kitap kahramanı olan Serafina'nın adıyla, hayranı olduğum yazarın soy adını birleştirerek kendime yeni bir google adı bile edindim. Benim için bir milat oldu bu kitap.


5. 2014 için okuma hedefiniz?

Açıkçası bir hedefim yok. Sadece zevk aldığım için okuyorum. Bir hedef koyarak canımı sıkmak istemiyoruz. Bir de önümde atanma durumu varken hedef belirlersem onca keşmekeş arasında yalan dolan olur o hedef... Ona ulaşayıp diye hırslanırsam da ben heder olurum. En iyisi mi iyi böylesi.

6. Kitap okumak tamam da onun kadar sevdiğiniz bir başka etkinliğiniz?

Tabii ki de film izlemeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeek :) Hatta izlediğim filmleri de şurada yazıyorum ben.

7. Diğer etkinliği sevme nedeniniz?
Biraz olsun gerçek hayattan uzaklaşmamı sağlıyor.

8. Blog okurlarından dilek, istek ve ricalarınız?
Kafanızın estiğini yapın arkadaş.

9. Okuyup da anlamadığınız kitap?

Orta okulda tutup da Böyle Buyurdu Zerdüşt okumuştum. Doğal olaraktan hiçbir cacık da anlamamıştım.
Sonradan kitabı tekrar okudum tabii ki de :)

10. Okuyup da sevmediğiniz, sıkıldığınız kitap?

Elif Şafak'tan Aşk!

Mimlediklerim ise Zamska ve Ot İnsan :D




Sırlarla Dolu Bir Geçmiş...


Günahkarlar Turnede serisinin üçüncü kitabı Ateşli Bilet... 
Olivia Cunning yine yapmış yapacağını ve insanın içini zevkle titreten satırları kaleme almış.

Bu arada serinin ilk iki kitabının da adını belirtmek istiyorum.

Ayrıca seri üç kitapla da kalmıyor. Yazarımız görmüş olacak ki seri oldukça tutuldu, ee böyle olunca da ben devamını getireyim demiş. Sayıdan tam emin değilim ama netten öğrendiğim kadarıyla seri 8 kitaba kadar çıkacakmış. El mahkum bize de okumak düşüyor.

Neyse kitaba geri döneyim ben :)

Bu sefer ki kahramanımız Jace Seymour... Fiziksel acıyla ruhsal acısını bastırmaya çalışan, melek görünümünün altına sırlarla dolu bir geçmişi saklayan muhteşem bir bas gitarist. Aggie ile karşılaşır karşılaşmaz, hayatında farklı bir şeylerin olacağını anlayan adam... 

Yazar bu kitabıyla da günahkarların üyelerinden birinin, Jace Seymour'un, görünenle görünenin ardındakini okuyucuya harmanlayarak sunmuş. 


Roman serinin diğer kitapları kadar akıcı. Yer yer yapılan ruhsal çözümlemeler, kahramanımızı daha iyi tanımamızı ve kafamızda daha rahat canlandırmamızı sağlamış. 

Kitabı bir çırpıda, zevkle okudum. Ayrıca ilk kitapla yapılan bağlantı da oldukça hoşuma gitti. Yazar resmen bir geceyi farklı iki kitapta başlangıç kabul ederek harika bir olay örgüsü yaratmış ki bu da daha bir renklendirmiş kitabı yahu.

Olivia Cunning yine benden geçer not aldı ve tensel arzuların nasıl da sevgi açlığıyla harmanlandığını bana fark ettirdi.

Olaya sadece cinsellik olarak bakılmayacağını, aslında gerçek duyguların bir maskenin ardında gizlenebildiğini anladım ben bu kitapta. Oysa biz insanlar insanın davranışlarının altında yatan nedenleri bilmeden ne kadar da yargılarız karşımızdakileri... İşte bu kitapla Jace'i yargılamamam gerektiğini öğrendim. 

Seriyi okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.


Kitabın Adı: Ateşli Bilet
Kitabın Yazarı: Olivia Cunning
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


13 Ağustos 2014 Çarşamba

İyilik Yap, At Denize

Elimde bulunan kpss kitaplarını attığımı söyleyince facebook matematik grubundan bir kişi "Elinizde kalan kitapları bana gönderebilir misiniz?" dedi.

Cevabımsa şu şekildeydi:

"Attığım kitaplar çözdüklerim ve artık geçerliği olmayan 2012 ve 2011 yıllarına ait kitaplar. Atanmam netleşirse elimde kalan birkaç kitabı da size yollarım"

Neyse branş bazında sıralamalar açıklandı. Ben de benden kitap isteyen arkadaşa geri dönüş yaptım. 

Hocam dedim, eğer kitaplar hala lazımsa size kitapları göndermek istiyorum. Şu şu kitaplar mevcut ama bazı kitaplar eksik. Eğer kabul ederseniz ptt kargo ile gönderebilirim. Eğer ki durumunuz hiç yoksa da kargo ücretini de ben karşılayacağım. Yeter ki kitaplar elinize ulaşsın dedim.
Kitapları isteyen adamdan gelen cevap:
image

Ben insan gibi açıklamamı yapmışım. Bir de üstüne kargo ücretini dahi karşılayamazsa karşılarım demişim. Adam hayrın zamanında yapılması gerektiğini, geç kalınmaması gerektiğini söylüyor.

Sen benim durumumu biliyor musun? Ne sıkıntılarla o kitapları aldığım hakkında fikrin var mı? Belki cep harçlığımdan belki özel ders paramdan kıstım da aldım, belki aldığım bütün kitapları da bana bir arkadaşım verdi ve ben de atanamazsam diye kendime saklama ihtiyacı duydum da işim garanti olsun diye bekliyorum... İnsanlar artık o kadar bencil ki... Yardım eli bile uzatmaya değmiyor! 

Daha geçen gün bir başka arkadaşa 16 kilo kitap gönderdim. Hem de iki gün üst üste pttye taşıdım o kitapları. Yeter ki benim faydalandığımdan da bir başkası faydalansın diye yaptım bunu... İnsan bir teşekkür eder ki o kitapları gönderdiğim ne kadar çok teşekkür etti. İşe yarar diye tüm alan notlarımı, denemelerimi, çözdüğüm birçok şeyi bile gönderdim yahu. Benim bunda ne çıkarım olacak ki? Çöpe de atardım... Ya da hiç geri dahi dönmezdim o kişiye ki hemen aklıma istediği için ilk o geldi. Arkadaşlarımdan da isteyen var ama ben onların alabileceğini bildiğim için git kendi paranla al diyebildim onlara...

İyilik yap, denize at diye boşa dememişler!

Bu arada belirtmek istediğim bir şey daha var. Arkadaş önlisans öğrencisi ve önlisans kpssye girecek ama ben lisans mezunuyum ve lisans düzeyinde kpssye girdim. Yani demem şu ki benden kitapları istediğinde bana önlisans öğrencisi olduğunu söylemedi, ikincisi de kitapları vereyim dediğimden sonra önlisans olduğunu söyledi. Yani bendeki kitaplar onun zerre işine yaramayacaktı. Bir üst basamak düzeyinde olduğundan onun için benim kitaplarım oldukça ağır kaçacaktı!

Yardıma İhtiyacım Var

Okuduğum kitapları tanıtmayı seviyorum. Bunun için de genellikle fotoğraflarını çekip yazımla birlikte yayınlıyorum ama bu benim için yeterli olmamaya başladı. Bu yüzden de daha değişik şeyler yapmak istiyorum. Ve fikirlerinize ihtiyacım var.

Mesela kitapta altını çizdiğim satırları, kitabın fotoğrafının üzerine yazıp da değişik ve göze hoş gelen resimler oluşturmak istiyorum. Acaba bunun için hangi programları kullanmak daha sağlıklı olur?

Bugün itibariyle picasa ile şu iki görseli yaptım. Acaba nasıl olmuş? Yorumlarınızı alsam...



11 Ağustos 2014 Pazartesi

A Beautiful Mind, John Nash

Blogu takip edenler bilir, ben bir matematikçiyim. Matematiği cidden seviyorum ama bu ülkede matematik yaparak para kazanmak imkansız... Bu yüzden de öğretmen olma yolunu seçtim. Hayırlısıyla da öğretmen olarak işe başlamam yakın gibi duruyor.

Bir matematik sevdalısı olarak da matematikle ilgili filmleri izlemeyi seviyorum. Bu yüzden dün gece tekrardan A Beautiful Mind'i izledim. Bu filmi her izlediğimde olduğu gibi yine son sahnede göz yaşlarıma hakim olamadım... Sanırım ileride öğrencilerime de bu filmi izleteceğim.

Film John Forbes Nash'in hayatını konu alıyor. Üniversite hayatının başlangıcı, evliliği, aldığı ödüller ve yaşadığı sıkıntılarla nasıl başa çıktığı gözler önüne serilmiş filmde.

Gerçek hayattan alıntı olması filmi daha da etkileyici kılıyor. Zaten hakkını vermişler ki film birçok ödüle ve Oscar'a sahip. Eğer ki hala izlemediyseniz ve biraz da olsa matematiğe ilginiz varsa zaman kaybetmeden izlemenizi öneririm. Hem bir dahinin başarısıyla hem de hayata karşı verdiği büyük mücadeleyle karşı karşıya kalacaksınız izlerken. Dramla zeka iç içe bu filmde.


Modernizm


Modernizmin gökdelen sayısıyla ölçüldüğü bir gelecek istemiyorum.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kim Olduğunu Biliyorum!

Kitabın arka kapak yazısıyla başlamak istiyorum.




Kitabın Adı : Kim Olduğunu Biliyorum
Orjinal Adı : I Know Who You Are 
Yazarın Adı : David Kessler 
Yayınevi : Altın Bilek Yayınları 
Tür : Polisiye,Gerilim


Ölüm cezası istemiyle yargılanan Chuck Burrow'un annesi, California valisine, oğlunun idam cezasının kaldırılması için son bir şans verilmesi konusunda ısrar eder. Avukat Alex Sedaka, vali kendisine Bayan Burrow'un tavsiyesini dinleyeceğini bildirdiğinde çok şaşırır.
Bu sayede müvekkilini idamdan kurtarmak için eline mucizevi bir fırsat geçmiştir. Önünde sadece on beş saati vardır ve bu indirim hakkı için Burrow'un cesedi nereye gömdüğünü itiraf etmesi ve cesedin bulunması yeterlidir. Öte yandan Burrow masum olduğunda ısrar etmekte ve hatta kendisini ihbar edenin de sözde katili olduğu kızın ta kendisi olduğunu söylemektedir.
Sedaka, kendisini hem gerçeği açığa çıkarmak için iz peşinde, hem hukukun sınırlarını zorlamak için adalet mercilerinin arasında, hem de büyük bir kumpasın içinde bulur.
Mahkeme salonlarını, adalet sisteminin sorunlarını ve yanlışlarını anlatırken kurduğu akıl almaz öykülerle polisiye edebiyatta devleşen David Kessler ile tanışmaya hazır mısınız ?
John Grisham, Scott Turow, Harlen Coben gibi ustaların izinden giden yazar, her satırında devleşiyor…
Alex Sedaka, yeni kahramanınız olacak.

 Ales Sedaka'nın müvekkilinin asılmasına sadece on beş saat kalmıştı ve deneyimli avukat müvekkilini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak gibi duruyordu. Zaman hızla akıp gidiyordu... Saniyeler müvekkili için amansızca ilerliyordu. 

İşte böyle bir çıkmazın eşiğinde olan roman kahramınımıa, kitabımın sayfalarını kana kana okuyarak eşlik ettim ben bugün. 

Kitap yaklaşık olarak 405 sayfa ve akıcı bir dilde yazıldığından hızlı bir şekilde okunabiliyor. Yazar kurguyu sağlam temellere oturtmuş. Ayrıca kitapta karakterlerin yapmış olduğu edebi vurgular da kitaba ayrı bir hava katmış. Bu edebi vurgulardan birkaç örnek verecek olursam:

"Nefrete dönüşen aşk gibisi cennette bulunmaz, aşağılanmış bir kadının gazabına ise cehennemde bile rastlanmaz. (William Congreve)"
"Frankeyştayn bir hayat yaratmak istedi; oysa ortaya asla sevemeyeceği türden bir şey çıktı. O, bir canavar olarak değil, duyguları olan biri olarak yaşamına başladı. Ancak yaratıcısı onu sevilecek biri haline getiremedi. Ve sevgi, yaratılmış olan herkesin istediği bir şeydir. Bu yüzden o, bir canavara dönüştü. Çünkü çok istediği sevgi ve aşk için dayanılmaz bir açlık duyuyordu." 

Üst satırlarda alıntıladığım gibi kitapta birçok yerde bu alıntılara benzer edebi vurgular var ve bu da konuyu daha da etkileyici hale getirmiş. Açıkçası ben bu alıntıları okurken büyük bir zevk aldım. Eminim ki birçok kitapsever bu alıntıları benim gibi zevkle okuyacaktır.

Son söz olarak söylemeliyim ki uzun zamandır okuduğum kitaplar arasında beni oldukça etkileyen bir kitaptı David Kessler'in kaleminden çıkan Kim Olduğunu Biliyorum.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

İyi ki Doğdun Beren!

Beren'in bu cumartesi doğum günü. Biz de ne yapalım, ne edelim diye kara kara düşünürken şeker hamuruyla kurabiye yapalım dedik. Ve kolları şeker hamuruyla bir yapmak için sıvadık. Ha sadece bir yapmadık, kalplerimiz de var :)


Biz kurabiye hamurunu normal un kurabiyesi hamuru gibi yaptık ancak biraz da farklı olsun diye içine bir tatlı kaşığı tarçın attık. Hem tarçın şeker hamurunun aşırı tadını dengeliyor ve daha da lezzetli olmasını sağlıyor. Hoş kokusu da oldukça tatmin edici oluyor.



Fotoğraflardan görüldüğü üzre şekilleri kalıp yardımıyla verdik. Tabii bu şekilleri elde edebilmek için de hamuru merdaneyle açtık ve belirli bir kalınlığa gelen hamurları kalıplar yardımıyla şekillendirdik.
Kurabiyeler zaten yağlı olduğundan tepsiyi yağlamak yerine altına yağlı kağıt serdik. Böylelikle de kurabiyeleri tepsiden alırken yapışmaları ve kırılmaları önlemiş olduk.


Şeker hamurunu kendimiz yapmadık. Çünkü gıda boyasını bulamadık. Bunun yerine de hazır satılan şeker hamurlarından aldık. Büyük kutulardaki hamurlar 10tl, küçük kutulardaki şeker hamurları ise 5 tl idi. Hem saklanması kolaydı, hem de pratikti. Ayrıca fiyatları da uygun geldi yalan yok :)

Kurabiye hamuru gibi şeker hamurunu da merdaneyle açtık. Ama mümkün mertebe şeker hamurunu çok ince açmalısınız yoksa kalın olunca çoğu kişi severek yemiyor ya da çöpe atıyor güzelim kurabiyeleri. Benden demesi.




Açtığımız şeker hamurlarını da kalıplar yardımıyla kestik. 
Bunları yaparken de bir tarafta küçük bir kasede ballı su hazırladık ki kurabiyelerle şeker hamurunu birbirine rahatlıkla sabitleyebilelim.
Ayrıca şeker hamurunu sakın ama sakın fırınlamayın. Yanık şekerler moralinizi bozabilir :)))
Pişmiş kurabiyelerin üstünü ballı suyla ıslatıp da şekillendirdiğiniz şeker hamurunu kurabiyelerin üstüne yapıştırın.


İsimleri de yine böyle ev malzemesi satılan bir yerden aldığımız harf kalıplarıyla yazdık.
Kelebek motiflerini de şeker hamurunu kesmek için aldığımız kalıpların yanında almıştık.

Son olarak da her şeyini tamamladığımız birlerimizi paketledik ve bir strafor yardımıyla şirin saksılarımıza yerleştirdik.

Artık tam anlamıyla doğum günümüzdeki sunuma hazır şeker hamurlu kurabiyelerimiz :)



5 Ağustos 2014 Salı

PTT Kargo ve Bana Yaşattığı Hezeyan

KPSS kitapları istedi bir arkadaşım. Nasılsa artık senin ihtiyacın yok, artık ben faydalanayım onlardan dedi. Tamam dedim ben de, göndereyim sana kitapları.

Neyse topladım kitaplarımı ve de PTT'nin yolunu tuttum. Toplamda 16 kilo kitapla yarım saatlik yola gittim. 16:05 civarı da PTT'ye ulaştım. Kargo kısmındaki banko memuruna yanaştım ve gönderi yapmak istediğimi dile getirdim. Banko memuru yüzüme gerizekalıymışım gibi şöyle bir baktı ve şu dialog geçti aramızda:

- Üzgünüm ama bu saatten sonra gönderi kabul etmiyoruz. Çünkü bütün paketleri nakliye aracımıza koyduk.

ben: Ama saat daha 16:30 değil ki benim gönderimi de almanız gerek.

- Yarın gelirseniz sizin gönderinizi de alırız.

ben: Bugün alsanız da yarınki nakliye aracıyla gönderseniz olmaz mı? Zaten daha saat 16:30 değil, kargomu almamazlık yapamazsınız.

- Yarın gelin. Nakliye aracı yola çıkacak, alamayız!


16 kilo kitapla yarım saatlik yolu geri teptim... Neden mi? Lanet olası bir memur kafasına göre hareket edip de evine daha erken gitsin diye!

Eğer ki bütün memurlar salla başını al maaşını diyerekten, işlerini olması gerektiği gibi değil de kafalarına göre yapıyorsa aldıkları para haram olsun! Ben hakkımı helal etmiyorum!

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Rani Queen :)


Queen, 2014 Hindistan yapım, pozitif enerji ve müzikle dolu eğlenceli mi eğlenceli bir film.

Rani düğününe iki gün kala ve de düğünle ilgili tüm hazırlıklar tamamlanmışken evleneceği adam tarafından terk edilince başta tüm hayatının mahvolduğunu sanar ama bir yerden de başlaması gerektiği inancıyla aylarca hayalini kurduğu ve önceden bütün planları yapılmış olan balayı hayallerini yalnız başına gerçekleştirmek için Paris'e doğru yol alır.

Başta neden böyle bir şey yaptığına akıl sır erdiremez, oteldeki odasından çıkamaz. Bütün gün tv karşısında yatar durur. Ağlamaktan gözleri şişer, düşünmekten başına ağrılar girer ama değişik bir tesadüfle eğlenceli vakit geçirmeye başlar. Biraz da olsa hayatını akışına bırakması gerektiğini fark eder.

Rani evinden kilometrelerce uzakta hayatını tek başına yaşamayı zorlu da olsa öğrenecektir. Başına gelenlerin tamamı artık sadece kendi kararları olacaktır.



Film hem müzikleri açısından, hem de özgün senaryosu bakımdan beni oldukça tatmin etti. Hint müziklerini ve danslarını seviyorsanız kesinlikle izlemelisiniz.

Ayrıca belirtmeliyim ki filmin imdb puanı da oldukça tatmin edesi, 8.6 kadarcık :)

3 Ağustos 2014 Pazar

Japonya'dan Bir Film : Bairokêshon


Japonya'dan her zamanki gibi yaratıcı bir kurgu ile karşımıza gelmiş bulunmakta olan bir film Bairokeshon.

Türkçeye çevrilmiş haliyle de Bilokasyon.

Konu olarak ikilemde kalıp da bir çıkmaza sürüklenen insanların yapacakları tercihlerin sonucunda hayatlarına nasıl devam edeceklerini kurgulamışlar. Ha burdaki muamma ise verilen kararın iki kişiyi bağlıyor oluşu. Ama bu iki kişi birbirinin tıpatıp aynısı olan iki kişi. Biri zarar gördüğünde, diğeri de zarar görüyor. Biri öldüğünde diğeri de ölüyor. Resmen aynı bedene sahip ama seçimlerin biri birindeyken seçilmeyen diğerinde olan bir hayatı temsil ediyor.

Senaryo içerisinde senaryoya sahip, korku denilemez, gerilim denilemez ama gizemlerle dolu tuhaf bir film Bilocation.

Uzak doğu sinemasını sevenler bu filmi de kesinlikle izlemeli.

Tavsiye ederim.