23 Mayıs 2014 Cuma

Hazin Geçmişle Olan Büyülü Bağ

"O güne kadar çocuk gibi yaşamamışsınız. Meme emmemiş, kucağa alınmamışsınız. Sevgiyi bilmemişsiniz. Sevilmemişsiniz hiç... Başınız okşanmamış, sevindirmemiş sizi hiç kimse. Öpmekten, öpülmekten bihaber gelmişsiniz bu yaşa. Gök gürültüsünden korktuğunuzda sığınacak kucak bulamamışsınız. Kimsesizlik denilirdi düpedüz bunun adına. "


Mine Duran'ın kaleminde hayat bulan harika bir karakter Serafina... Yalnız, yapayalnız; dadısından başka kimsesi olmayan bir öksüz Serafina. Narin bir beden ile hayallerin binbir çeşidinin can bulduğu bir beyne sahip mavi gözlü kızımız... 

"İsa'nın annesi Meryem'den bile daha güzel ay bu kız" diyor dadısı Serafina için ve ekliyor kaderi de ona benzemese bari...

Gözlerini dadıyla açıyor narin kız. Büyüdükçe dadıya olan öfkesi de artıyor. Dadı ne kadar korumacıysa Serafina bir o kadar zincirleri kırıp, kimin patron olduğunu göstermenin derdiyle dadıyı eziyor da eziyor... Bazen koşar adım kaçıp gitmek istiyor dadının yanından ve bazı anlar geliyor ki sevgisiz büyümüşlüğün verdiği eksiklikle sıcacık bir temasın hasretiyle dadısından şefkat bekler hale geliyor öksüz kızımız.

Kasabalı da yadırgıyor yaşamlarını. İki baş kişi... Kocaman ev... Bir lanet dolanıyor gibi çevrelerinde. Bazı anlar dadının kendi kendine konuştuğunu duyumsuyor genç kız ve bazen de kapıların gümbürtüyle çarpıldığını... Bazı geceler ansızın uyandığında bedeninde bir elin gezindiğini hissediyor, gözlerini açmak istiyor, açamıyor. Çığlık atmak istiyor, atamıyor. Suskunluğu ölümü olacakmış gibi geliyor. Korkuyor. Korktukça içine sığınıyor. Hayal dünyasına kaçıyor kız.


Dadı korkuyor. Ona gözü gibi bakması gereken kıza ne kadar iyi bakabilecek? Hayatta daha neler görüp geçirecek? Onca ölüm, onca acıdan sonra daha ne günler görecek bu kızla? 

Hiç var olmayan varlıkları var bilen, kendi kendine konuşan, hayal dünyasında yaşayan bir kız... Hem de dünyalar güzeli bir kız Serafina... Güzelliğine yakışır adını, hayat arkadaşı olan dadısı bağışlamış bu kıza... Bedeninde taşıdığı iki ruhla nasıl devam edecek hayatına bu meleklerden adını alan kız? 

Kitap beni oldukça etkiledi. Bu türde bir kitabı daha önce en son lisedeyken okumuştum. O da o anki ergen bünyeme bir hayli ağır gelmişti. Hayal dünyamın genişliğiyle algılayamamıştım kitabı. Şu anki durumda Serafina resmen koca bir haftamda yoldaş oldu bana. An geldi yazılanların gerçekliğine inanıp gecenin bir yarısı ışıklar açık uyumaya kalktım ve an geldi aynada sanki arkamdan bir çift göz benle birlikte aynaya bakıyormuş gibi hissettim. Balkondan gelen tıkırtılara kulak kesilir oldum bazen de...

Mine Duran büyülü bir hikayeyi masalsı bir tatla okuyucusuna ulaştırmayı bilmiş. Tadı damakta kalan türde bir kitap Serafina. Okumak ister de kararsız kalırsanız benden söylemesi: "Bu kitabı okumazsanız, pişman olursunuz."


Kitabın Adı: Serafina
Kitabın Yazarı: Mine Duran
Yayınevi: Altın Bilek Yayınları



18 Mayıs 2014 Pazar

Biraz Kahve, Biraz Kitap, Biraz Yalnızlık...


Türk kahvesini çok severim ben. Kahvenin o sert ama huzur veren kokusu biraz olsun hayatın acı gerçeklerinden uzaklaşmamı sağlar...

Kahve içerken kitap okumayı daha çok severim. Kendime ayırdığım bir parça zaman diliminde biraz da olsa hayal dünyama kaçıp saklanmak zevk verir bana. Kahve ortağım olur kitabın yarattığı rüyalara...

Bazı kitaplar ağlatır beni, bazılarıysa gülümsetir. Bazı karakterlere öfkelenir, kızarım; bazı karakterlere bir ana içgüdüsüyle şefkatle yaklaşırım. Her karakter bende farklı bir etki, farklı bir izlenim bırakır. Bir yudum kahvemden alırım, bir yudum romanımdan... Ben roman olurum, kahvem roman... O an ne ben, ne romandaki olay, ne de kahve ayrılır bir birinden. Bir bütünün üç değişik parçası gibi oluruz... Hele bir de okuduğum kitaptaki olay beni iyice içine içine alır da kurgusuyla diyar diyar sürüklerse... İşte o zaman ben gerçekten de hayal dünyamda gerçek yaşamdan kopmuşçasına kendime zaman ayırdığımın ayrımına varırım.

Kahvemi yapıp, elime Fırtına Kokusu'nu da alıp pencere karşısına geçtim bugün. Kendime biraz zaman ayırmaktı amacım. Günlerdir tv karşısında can yakıcı haberleri izleyerek geçirdiğim zamanla, yaşamın acımasızlığına ettiğim lanetlerle elimden hiçbir şey gelmiyor oluşunun çaresizliğiyle biraz da olsa gerçek dünyadan kopup gitmek istedim bugün... İçim kan ağlıyordu... İnsanlar kan ağlıyordu ve berbat hayat devam ediyordu. 

Kitabı okurken Collin'le Jody'e ağladım... Hayatlarının bir ölüm ve bir kayıp olmadan belki de daha farklı olacağını düşünüp, hayal dünyama yolculuk ederken biraz daha ağladım. Düşündükçe kendi kurduğum senaryoya kendimi kandırdım... Kitabın sonunu kendi hayal dünyamda yarattım. Yarattığım o sona ulaşmak için de kitabı daha da hızlı okudum.

Koca bir ailenin paramparça oluşuna ağladım. Harika bir adamın bir anda vardan yoka gidişine ağladım... 
Çok ağladım ben bu kitapta...
Cinayetlere mi ağladım, kayıplara mı ağladım... Bende yarattığı etki çok derinleşti kitabın sonlarına doğru.

Bir çocuğun bulutları severken, bulutlardan korkmaya başlaması... Harika bir amcanın korkunç bulutları öldürmesi, iyi bulutlara da bereket getiriyor diye izin vermesine şahit oldum.

Bir kadının bastıramadığı dürtülerle hareket ederken başkalarının hayatını yok saymasını görüp lanetler okudum. O kadar ki kahveyi çok seven ben, kahvemi soğutup, içemedim...

Bitirdim kitabı bir solukta. Bir solukta bitirilmeyi hak ediyordu çünkü bu kitap. Geçmişin bir hayaletmişçesine bugünü lanetlemesine şahit oldum kitapta. Minnacık çocukların üzücü bir cinayetin ardından nasıl korkuyla, nasıl çaresizlikle yetiştirildiğini okudum kitapta. 

Hiç suçsuz bir çocuğun sırf ailesinden biri suç işlemiş diye lanetlenmesini ve bir kurbanın çocuğunun her yerde şahit olduğu acımayı okudum bu kitapta. İçim yandı bu iki çocuğa...

Nancy Pickard'ın yavaş ilerleyen ama yaptığı tanımlamalarla insanı olayın içine sürükleyen bir anlatım tarzı var. Yazar her duyguyu o kadar iyi kelimelere döküyor ki insan bire bir canlı yaşamışçasına etkileniyor kitapta anlatılanlardan. The Newyork Times'ın da dediği gibi yazar öykü anlatımında doğuştan yetenekli.

Kitapta etkilendiğim noktaları yazarak bugünlük veda edeceğim. Ayrıca kitabı okumanızı da tavsiye ederim. Bence siz de kendinize biraz zaman ayırmayı hak ediyorsunuz.

"Geçmiş, bugünun güvenilmezliğini ispatladığı için, mutluluk Jody Linder'ı endişelendirirdi. Güvende olduğunu hissetmek Jody'nin nelerin gizlenmiş olabileceğini düşünerek her köşeyi kontrol etmesine, çöp bidonlarının kapaklarını açmasına, duş perdelerini aralamasına neden olurdu, çünkü asla bilemezdiniz. Bir katil köşede gizlenebilir, böcekler çöp bidonunda pusuya yatabilir, örümcekler kuvetten fırlayabilirdi.

Mutluluk kırılgan, değerli ve şüphe edilecek bir şeydi."

"Kayalar benzersizdi ve o civarda yaşayan çoğu kişinin yuvası gibiydi. Bir süre Rose'dan ayrı kalanlar geri dönerken Kayaları gödükleri anda evlerine geldiklerini anlarlardı."

"Manzara, sonu hüzünlü bir masalın dekoru gibi yeni ve büyülüydü. Kendini hep bir prenses olarak görmüş, kendi kasabası için fazla özel, fazla güzel bulmuştu. Hugh-Jay zengin prensi oynamış, Rose'daki büyük ev de kalın taş duvarların içinde sonsuza dek mutlu yaşayacakları, üçünün de emniyette kalmasını sağlayacak kaleleri olmuştu.

Tepesindeki kayalar herhangi bir giyside harika duraak pastel renklerle yıkanıyordu sanki.

Dünyadaki bu güzelliği daha önce hiç fark etmemişti.

Eğer kollarını kıpırdatabilseydi, batıdan doğuya hızla ilerleyen bulutların altından çıkarn kehribar rengi ay ile göz kırpan yıldızlara uzanabilir, onlara dokunabilirdi."

Kitabın Adı: Fırtına Kokusu
Kitabın Yazarı: Nancy Pickard
Yayınevi: Ephesus Yayınevi



14 Mayıs 2014 Çarşamba

Kimin Çorbasının Tuzu Oldu Bunca Can?!

İşimi iyi yapmadım demez bunlar; takdiri ilahi der, alın yazısı der… Hayrı da şerri de Allah’a bağlar. Böylelikle kusurlarını gizlediğini sanar bu koltuk sevdalısı tipler!

Müslüman geçinen bu insancıkların her şeyi bilip de bir çok şeyi görmezden gelmelerine alışığız artık da insan canı bu kadar ucuz olmamalı! 

İnandıkları ama uygulamada kusurlu oldukları dinde dünya malı dünyada kalır deniyor. Kefenin cebi var da bizim mi haberimiz yok?!
Kaderci inanışta üstüne düşeni yaptıktan sonra Allah’a emanet edersin geride kalanı. Yani önce işini sağlama alırsın. 

Ben bu ölümleri kadere bağlayamıyorum çünkü kusurlar gözüme gözüme batıyor!

Adaletsiz Bir Dünyada Yaşamak... Soma Yüreğim Seninle!

Ondu, yüz oldu. Yüzdü iki yüz oldu... Bir ölüm haberi bile yürekleri yakarken koca bir kömür mağdeni insanın hayatı... Yürekler ağladı, aileler yıkıldı, onca beden kömür sevdasına yok oldu.

Kimileri oy uğruna kömür yolu gözledi, kimileri ekmek parası uğruna kömür madenlerine gömüldü. Eksik vardı, kusur vardı ama hepsi bir çorba parasına görmezden gelindi. Olan onca cana, onca yuvaya oldu.

Üç çocuk dediler... İnsan canını daha da ucuzlaştırma derdine düştüler. Bu ülkede en ucuz iş gücüydü insan. En ucuz insan canıydı bu ülkede. Su para, yemek para, kıyafet para ama insan... Tohumuna para mı verdik aaa, doğur gitsin. Sonrasında sal sokağa büyüsün. Ya kaçırılsın ya tecavüze uğrasın ya dayak yesin ya çocuk yaşta gelin edilsin. Eğer ki bu saydıklarım gelmediyse başına o da bu koca dişlilerin çarkına kendi çocuklarını da eklemek için üresin.

Değeri yok insanın, adı var. İnsan, bir can, bir nefes... Doğar, yaşar ve ölür. Bu kadar basit. Başka da bir açıklaması yok.

Acımız büyük ama utancımız daha da büyük!

Bir insan ölür, bir aile karanlığa gömülür.

Soma'da hayatını kaybedenlerin ardından döktüğüm göz yaşlarıma dualarımı da ekledim. İnancım var veya yok... Sadece bir yerlerde bu adaletsizliğin bir gün son bulmasını diliyorum. Yeryüzünde adaleti göremedim ama adaletin var olmasını diliyorum. Onca insanın hayatının hesabını bu dünyada soramasak da bir yerlerde bunun hesabının sorulacağına inanmak istiyorum. Adaletsiz bir dünyada yaşamak çok can yakıcı çünkü...

13 Mayıs 2014 Salı

Süper Bir Güvercin Olduğunuzu Fark Etseydiniz Ne Hissederdiniz?

Süper Güvercin hayata gözlerini açtığında annesi kırk üç, babası ise elli altı yaşındaymış. 

Hayata gelişi bile ebeveynleri açısından bir mucize olan Bonnie, Süper Güvercinimiz ilk havalanma deneyimini yaşadığı gün İne ile karşılaşır. Bonnie ne kadar silikse, Ine bir o kadar güzel ve dikkat çekiciymiş, etrafındakiler tarafından hemen fark edilirmiş. 

Bonnie umutsuzluk içinde yeni gelen kızın dikkatinin asla kendine doğru olmayacağını düşünerekten okul kapısından çıkarken bebeklik arkadaşının üzerine atlayıp onu yerde yuvarlamasına göz yumarken Ine, Bonnie'nin hiç beklemediği şekilde Bonnie'yi kurtarınca arkadaşlıkları da başlamış olur. 

Ama minik kahramınımızın aklında böyle dikkat çekici bir arkadaşa sahip olmak yoktur. O sadece uçuş denemelerine devam etmek için eve erkenden gitmenin derdinde ve ailesine bunu nasıl açıklayacağını düşlemektedir.

Bonnie'nin annesi de babası da sürekli evdedir, çünkü işleri çevirmenliktir. Bu yüzden Bonnie çok fazla kitap okuyan ve hayal kuran bir çocuk olmuştur.Bu yüzden de arkadaş çevresi pek geniş değildir. Ine gökten inen bir arkadaş olur onun için. Hayal dünyasına ortak edecek bir arkadaşı olur miniğin...

Günler geçip giderken Bonnie bir gün şans eseri ilk dönüşümünün ardından tesadüfen bir arkadaşının hayatını kurtarır ama insan formunda değildir. O artık güvercine dönüşebiliyordur. 

Günler günleri kovalar, geceler geceleri ve Bonnie her dönüşümü heyecanla ve stresle bekler. Ansızın olması ihtimali korkutur, derslerinden uzaklaşır. Daha başına neler gelecektir? Geleceğin bilinmezliği Süper Güvercinimizi sıkıntıya sokar...

Kitabı okurken Bonnie'nin bütün yaşadıklarına ortak oldum. Mutsuzluğuna, huysuzluğuna, stresine, kahramanlıklarına, hayal gücüne... Yazar duyguları o kadar iyi anlatmış ki sayfalardan bedenime doğru bir duygusallık aktığını hissettim zaman zaman. Bir an geldi sanki kendim uçuyormuşçasına okudum her bir satırı ve bir an geldi içime hüzün çöktü Bonnie'nin umutsuzluğuyla... Birileri inanacak mıydı Bonnie'ye? Çabalarını görecek miydi insanlar? Ama insanlar en çok gözlerinin önünde gerçekleşen ve anlam veremedikleri şeyleri görmezden gelmez miydi? Süper Güvercin de görmezden mi gelinecekti hep?

İşte bütün soruların cevabı tam da bu kitapta. Bir yanı daima çocuk kalan okurlar için bu kitap. İçinizdeki çocuğu öldürmediyseniz, bir yerlerden hayat bulmasına bu kitapla izin verin. Bırakın hayal gücünüz beyninizden çıkıp gözlerinizde can bulsun. Çünkü hayat hayallersiz çok monoton. Biraz hayatınıza renk katmanın sırası geldi de geçiyor... Onca koşturmacının arasında, onca stresin arasında Bonnie ile biraz ayaklarınızı yerden kesin. Ortak olun onun duygularına.

2011 Libris Literatuur ödüllerine aday olarak gösterilen bu kitabı okurken emin olun hiç sıkılmayacaksınız. Çocukluğunuzdan bir parçaya rastlayacaksınız.

Kitabın Adı: Süper Güvercin
Kitabın Yazarı: Esther Gerritsen
Yayınevi: Trend Yayınevi

8 Mayıs 2014 Perşembe

Ölümün Peşinde

Tim Weaver'in okumuş olduğum ikinci kitabı oldu, Ölüm Patikası. Yazarın okuduğum ilk kitabıysa Paravan'dı ve kitabı oldukça beğenmiştim. Şuradan o kitapla ilgili yazdığım yazıya da ulaşabilirsiniz, merak edenler için baştan vereyim de linki, karışıklık ya da bir arayış olmasın dimi ama :) 

Bu arada Ölüm Patikası'nı okumadan Paravan'ı okursanız daha iyi olacaktır sizin için. Çünkü Ölüm Patikası'nın belirli kısımlarında Paravan'a atıflar var ve bu atıfları anlayabilmeniz için öncesinde Paravanı okumuş olmanız gerekiyor. 

Şimdi gelelim Ölüm Patikasına :) David Raker her zamanki gibi  baş kahramanımız. Olay örgüsünün başında yine bir kayıp vakaasıyla daha karşı karşıya kalan kahramanımız dişini tırnağına takarak elinden geleni ardına koymayıp kaybın peşine düşüyor. Bir an geliyor canı pahasına takipte kalıyor. Bir an geliyor polisle karşı karşıya geliyor ve hatta cinayetle suçlanıyor ama yılmıyor. Üstüne üstüne gidiyor kaybın. 

Elinden tek gelen şey duygularının kendi bedenini ele geçirmesine izin verip aldığı işi hakkıyla sonlandırmak olan David Raker kanınızı donduracak olaylardan alnının akıyla çıkmasını bilecek mi? Olay örgüsü içinde yeri gelecek tüyleriniz diken diken olacak, yeri gelecek yanaklarınızdan göz yaşlarınız süzülecek. Kitabı soluksuz okuyacaksınız. David Raker'in koşturmacasının içinde kitabı elinizden bırakamayacak, bir solukta okuyacaksınız. Şahsen ben deli gibi KPSS'ye hazırlandığım bir dönemde olmama rağmen kitaba koca bir gecemi ayırdım. Resmen o geceyi soluksuz kitapla geçirdim. İyi ki de geçirmişim diyorum şu an. Eğer ki kitabı parça parça okusaydım tadını bu kadar alamazdım. 

Kitabın bu kadar iyi olmasının en büyük nedeni kesinlikle yazarın sağlam kurgu kabiliyetinden olduğunu düşünüyorum. Yarattığı karakterleri en ince ayrıntısına kadar işlediği gibi olayları da ince eleyip sık dokuyor yazar. Kesinlikle polisiye tarzı kitaplar yazarları arasında vazgeçilmezler listeme girdi bu yüzden Tim Weaver.

Kitaptan ufak alıntılarla biraz merak uyandırmak istiyorum :) Bakalım siz de beğenecek misiniz, benim beğendiğim kadar kitabı?



"Sana yeter artık diyecek bir iç dünyan yok. Ne zaman durman gerektiğini bilmiyorsun. Yeryüzündeki tüm delikleri kapatmaya çalışıyorsun; çünkü birini kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorsun. Ve başka birilerinin de aynı acıyı çekmesinin önüne geçmeyi, işin sanıyorsun. "


"Bazen bir şey yapmak zorunda kalırsın, çünkü doğru olanı budur; yasal olarak doğru olmasa bile..."

Kitabın Adı: Ölüm Patikası
Kitabın Yazarı: Tim Weaver
Yayınevi: Ephesus Yayınevi