12 Ocak 2014 Pazar

Öğretmen ve Öğrenci…

Çoğu ebeveynde asla kendi çocuğunun çalışkan ya da zeki olmadığına inanmadığı gibi çocuğunun da tembel olduğunu ve çalışmadığını kabullenmez. Bir aile nasıl olur da kendi çocuğunu iyi tanımaz, kapasitesi ne kadardır bilmez ve bu yüzden sürekli suçu öğretmende bulur anlamıyorum. Aileler şöyle bir çocuklarına baksa ve onları biraz analiz etmeye çalışsa belkide eğitim sistemindeki bu rezil düzen biraz da olsa iyiye gidecek ama yok... Her şey ama her şey öğretmenden bekleniyor. Bu beklentinin altında da öğretmen, öğretmenliğinden çıkıyor ve ezilip un ufak oluyor... 

Ailelerin okul yaşamıyla ilgili inandıkları bir kaç şey vardır, biri okuldaki öğretmenin dersi anlatmadığı, çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmediği, sınıftaki yaramaz çocukların dersi sabote ettiği… Her ailenin çocuğu sütten çıkma ak kaşıktır, kanatsız melektir çünkü. 

Bu ebeveynlerin akıllarına çocuklarının dersi dinlemediği, ders düzenini bozduğu gelmez. Gelmediği gibi bazı ebeveynler çocuklarının ergenliğe girdiğini dahi anlamaz ki ergen kısmının aklı bir karış havadadır. Ergenlerin çoğu hayal aleminde yaşar. Dersi dinlemez… Suç hep dersi dinletemeyen öğretmendedir. Hem öğretmenin işi ne, ne için para alıyor ki??? 
Kimse sınıfta kaç tane öğrenci olduğunu sorgulamaz. Müfredattaki konu yoğunluğuna kafa yormaz. Yeterli araç, gereç var mı düşünmez.

Günümüzün geldiği noktada aileler evde bir çocuğu doğru dürüst zapt edemezken ki o zapt edilemeyen çocuğun her istediği yapılıyorken çocuğa okulda istemediği bir şeyi öğretmen yaptırmaya uğraşırken ne çiler çekiyor aileler hiç düşünmüyor. 

Çocukların her istediğini yapmak onlara iyi bakmak demek değil. Çocuğunuzun her istediğini yaparak ona her şeyi elde edebileceği hissini veriyorsunuz. Her şeyi elde edeceğine inanan çocuk da dünyanın kendi çevresi etrafında döndüğüne inanıyor ve sorunların ardı arkası kesilmiyor. 

Bir çok çocuğun ilk öğrendiği şey konuşmaktır. Çünkü konuşmak gelişimsel bir sonuçtur. Her çocuk bir sorun olmamak kaydıyla yerinde ve zamanında genetik ve çevresel faktörlerden dolayı konuşmayı öğrenir. Her ailenin görevi konuşmayı öğrenen çocuğuna yerinde ve zamanında konuşmayı, konuşmaması gereken yerde de susmayı öğretmektir. Peki günümüz aileleri bu sorumluluğunun bilincinde mi? 

Tanıdığınız kaç aile çocuğuna sevmediği bir insana dahi saygı göstermesi gerektiğini öğretiyor? Bir bakın bakalım çevrenize… Saygı duyması gerektiğini bilmeyen bir çocuk karşısındaki kişinin onun istekleri için var olduğunu sanıyor. Birey bilincinde olmayan çocuk, karşısındakinin de bir birey olduğunu unutuyor. 

Öğretmenlerin işi artık öğretmek eyleminden çıktı… Öğretmenler artık ailelerin disipline edemediği çocuklara çobanlık etmek oldu. 

"Dur çocuğum."
"Sus çocuğum."
"Otur çocuğum."
"Dersi dinle çocuğum."

Yapılandırmacı eğitim sisteminin amacı çocuklarda içsel bir kontrol mekanizması oluşturmalarına yardım etmekti değil mi? Geldiğimiz noktaya bakın bir… Çoğu çocuk dışsal kontrollerin kurbanı…

"Sınıfı geçersen, sana iphone alacağım."
"Ödevini yaparsan, parka gidebiliriz."
"Ayşe Hanım oğluna sınıfı geçti diye bilgisayar almış, benim oğlumun ne eksiği var, ben de almalıyım. Hem çocuğum onu sevdiğimi bilsin."

Ne kadar da maddi şeylere bağımlı hale geldik değil mi… Öğretmenlik artık bir meslek olmaktan çıktı. Çoğu öğretmen derste eğitim ve öğretimin yanından dahi geçemiyor sınıf düzenini sağlamaya çalışmaktan…

4 yorum :

blackberry dedi ki...

Merhaba,
Öğretmenler ve velilerin çocuklara karşı olan tutumu ile ilgili söylediklerinizin hepsine katılıyorum. Bir veli olarak bahsettiğiniz pek çok yanlışı gözlemliyorum, belki ben de zaman zaman bu yanlışlara düşüyorum. Ancak benim dikkat çekmek istediğim bir konu var. Çocuğun kapasitesi olayı bazen bizi yanıltabiliyor. Çocuğa tembel vasfını ya da kapasite bu kadar bundan daha fazlası olmaz etiketini yapıştırmadan önce başka sorunların olup olmadığına da bakılmalı. Benim oğlum disleksi. Ve bu sorunu, hakkını hiç bir zaman ödeyemeyeceğim öğretmeni sayesinde keşfettik. Oğlum belki de normal sayılan pek çok çocuğun kapasitesinden daha fazlasına sahip. Bunu henüz bilmiyoruz ama ülkemizde pek çok veli ya da öğretmen tarafından bu tip çocuklar tembel etiketiyle etiketlenip yitip gidiyor ne yazık ki.

Leithy Cat dedi ki...

Sadece geneli yazmak istedim. Çok fazla özele inemedim. İstisnai durumları biraz göz ardı etmem gerekti çünkü büyük bir pencereden bile duruma bakmak yerine yok sayıyor çoğu veli bu aksaklıkları.

Ayrıca çocuğunuzun durumunu fark etmenizi sağlayan öğretmeni de takdir etmek gerek. Çoğu öğretmen disleksiden haberdar bile değil.

fatih amorf dedi ki...

seni yine kızdırmışlar belli...

İnsanoğlu özellikle ebeveyn vasfı yüklenenler, para verince her şeyin istedikleri gibi olacaklarını düşünürler. Bunu neye dayanarak beklerler hiç anlamış değilim. Çocuğun kapasitesine bakmadan özel okul veya bu tarz kurumlarda yetiştirip çıka ürünün kötü(ki bu iyi yönlerinin henüz farkedilmediğine dair bi bakışaçısı) çıkma ihtimalini hiç akıllarına getirmezler bile. Ya da evde sabah programlarını kaçırmak istemeyen ebeveynin para karşılığı çocuğunu avutacak sözde sistemleşmiş köle olan öğretmene bırakır ilgilenmesi için.

Yaptıklarına bakmaksızın şu ademoğlu -ben de dahil- sonucun iyi olmasını ister ve bekler. Beklediğini bulamayınca da içimizde her daim bi köşede duran çirkefi ortaya çıkarırız farklı yollarla da olsa..

aslı aslan dedi ki...

bir öğretmen olarak yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum mesleğimiz maalesef bir işkenceye dönüştü her gün 7-8 saat tahammmül ve sabır göstermekten çok yoruluyorum ..sınıfta durmak istemeyen amacı sadece haylazlık olan öğretmenine küfredip beddua eden ergenlerle her gün 8 saat bir sınıfa tıkılıp kalmaktan sıkıldım öğretmenlik bu olmamalıydı