10 Aralık 2014 Çarşamba

Pabucumun Ajanı-2 Sonunda Elimde :)


Pabucumun Ajanı-1 ansızın bitmişti. Elimde kitap, aklımda hayaller acaba bu hikayenin sonu nerede bitecek diye diye ikinci kitabı beklemeye koyulmuştum.

Sonunda kitap yayınlandı ve ben de en en en kısa sürede kitaba ulaştım. Birinci kitabın bitiş heyecanıyla başladım kitabı okumaya.

2. kitapta da soluksuz ilerliyorum şu an. Aşka olan özlemim hızla artıyor. Deniz'in hazır cevaplığı gülümsetiyor. Tuna'nın soğuk duruşu donduruyor... 

Mert'in Yasemin'e olan ziyareti de nerede mi kaldı? İlk kitap biraz bahsedip de ara mı verdiydi bu konuda? Yeni ikilimizi merak mı ediyorsunuz? Bence ikinci kitabı da alın, beklemedeeeeeeeen!!!

Bekleyen pişman olur benden demesi.

Neyse ayyy ben kitabımı okumaya gidiyorum :)





4 Aralık 2014 Perşembe

Wedding Dress

Yürek burkan bir Güney Kore filmi: Wedding Dress


29 Ekim 2014 Çarşamba

Biraz da şiir... Şizofren İstikamet


Sürekli olarak okuduğum romanları tanıtıyorum ve hiç şiir kitabı tanıtmadığımı fark ettim.
Bu sefer de duyguları harekete geçiren şiirleri barındıran bir kitabı tanıtmak istiyorum.

Kitabın adı:
Şizofren İstikamet

Yazarı:
Seyit Pelitli

Şiir kitabımızın yazarına twitter üzerinden de ulaşabilirsiniz. Twitter adresini de yazayım, belki ulaşmak isteyen olur:


Yazarımız kitabındaki şiirlerin paylaşılmasından mutlu oluyor. Bu yüzden, ben de sizlere o güzel şiirlerden en beğendiğim şiiri yazayım dedim.

Kelimeler Mezarlığı

Zamanın sürgün odalarında ölü bir çığlıktır gece

yara iz'dir kapandığı sanılan
kan delil
ki ömrüm ihtiyaç halinde takasta

bir ölçüsü yok öfkemin fakat kusurlu bulunmuştur kavgalarım

dudağımda korkunç hayat teorileri
ağzım, kaskatı kesilmiş kelimeler mezarlığıdır
kendime tırmanıyorum aralıksız; arsız acılar yokuşu
kim eksik yalnızlığımda
gözlerim kal
terk etme benden evvel bu dramı

durultan duvar önlerinde parçalanmış kafatasları
durultan duvar önlerinde paramparça hayatlar

terk edilmiş mektuplar sandığıdır dizime yatırdığım
aralasam
söz kimde kurur

bir kelimeyim
uzun bir cümle olmaktan vazgeçiyorum hayatlarınızda

..........................................

Bu harika şiirleri okumanız dileklerimle...





29 Ekim Coşkusu

Bugün 29 Ekim... Bazıları için hiçbir şey ifade etmeyen ve bazıları için çok şey ifade eden bir gün... 

Cumhuriyet... Okunduğunda sadece bir kelime ama Türk milleti için çok uzun, acıklı bir hikayenin mutlu sonu... Türkiye'nin varlığının anlamı! 

Ne oldu da bizi biz yapan şeylerden bu kadar uzaklaştık?

Artık tüm bayramlar buruk... Coşku mu? Mazide kaldı o!

26 Ekim 2014 Pazar

Ejder Serisinin En Son Çıkan Kitabı: Ejderin Büyüsü


Türk kahvesi içmeyi seviyorum ama yanında harika bir kitap varken o kahveyi daha da bir zevkle içiyorum.

Ejder serisinin son kitabını okurken de türk kahvemi yanımdan eksik etmedim. Keita'nın kaprislerine katlanan Ragnar'a içim burkulurken, kahvemin yanında yediğim çikolata mutsuzluğumu biraz da olsa dindirdi diyebilirim.

Serinin her kitabında olduğu gibi bu kitapta da entrikalar gayet dozunda. Heyecanı bu sayede sonuna kadar ruhunuzda hissedebiliyorsunuz. Hem duygusal yönden tatmin edici hem de insanı sıkmayacak türden sürükleyici bir kitaptı.

Keita'nın birçok farklı yönü bu kitapta gözler önüne serilmiş. Oysaki serinin diğer kitaplarında kızıl ejderimiz mızmız, yaramaz, memnuniyetsiz, annesinin baş belası bir karakter olarak resmediliyordu. Ve bu sefer bu kitapta başka yönleri de gayet ortaya serilmiş karakterin. 

Hatta kitaptan ufak bir alıntı vereyim:

"Unutma savaş lordu. Burada göreceklerine aldanma. Ben, olduğumu düşündüğün kişiden farklı değilim."

Keita'nın gayet güçlü ve gözdağı verecek kapasitede farklı bir karakter olduğunu verdiğim alıntıdan anlayabilirsiniz.

Kitaptan birkaç alıntı daha yazayım da yazıma öyle son vereyim.

"Çok şirin değil mi? İki yıldır kana susamış yabanilerle birlikte ama hala yumurtadan çıktığı ilk günkü kadar sevimli. Aslında yumurtadan ilk çıktığında, gördüğü ilk yüz benimki olmuştu. Annem, kabuğundan çıktığında kendisine haber vermemi söylemişti ama ben istememiştim.Sadece benim olmasını istiyordum."

.............................................................................

"Bu dünyada yalnız yaşayamazsın oğlum. Ailene ihtiyacın var. Ve bir gün, sana ne kadar ihtiyaçları olduklarını fark edecekler."

.............................................................................

"Acı çekmen sana başkalarına acı çektirme hakkı tanımaz. 
Keita gözlerini devirdi. 'Sen ve şu derin felsefi zırvaların...'

'Şu derin felsefi zırvalarımı seversin sen.'

'Benim saçma öfke krizlerime engel olunca sevmem. Sen böyle mantıksal çıkarımlar yaparken onurlu bir şekilde fırlayıp gitmek çok zor oluyor.'

'Onurlu bir şekilde bir yere fırlayıp gidemezsin.'

Keita gülmemek içn dudaklarını ısırdı.Ren'i bu yüzden seviyordu.Durum ne olursa olsun, her şey ne kadar sinir bozucu, korkunç veya dehşet verici olursa olsun, Keita'yı her zaman güldürebiliyordu."

.............................................................................


"Kuzey ellerinde yakalanmak, tecavüze uğramak anlamına gelebilir. Bu da ne kadar hoş olmasa da en azından hayatta kalmak anlamına gelir, Lord Ragnar. Ama Hükümdarlıkta yakalanmak, çarmıha gerilmek demektir. Ve çarmıha gerilmek demek, ölmek demektir. Ölünce yapabilecek çok bir şey kalmıyor, değil mi? Ayrıca -yine burnunu kırıştırdı- çarmıha gerilmenin hızlı bir ölüm olmadığını işittim, özellikle ejderhalar için. "

.............................................................................


Şimdilik bu kadar. Başka kitap yorumlarımda görüşmek üzre.

Kitapla kalın, mutlu kalın.

16 Ekim 2014 Perşembe

Nevşehir'e Panoramik Bir Bakış




Bugün Nevşehir İl Milli Eğitim, uyum semineri kapsamında tüm aday öğretmenleri Nevşehir turuna çıkardı.

Bu panoramik fotoğraflar da o turdan elimde kalanlar. 

Aslında daha çok fotoğraf var ama o kadar çok yorgunum ki onları da başka zaman yüklerim artık.

10 Ekim 2014 Cuma

Facebook Sayfama Beklerim

Yıllardır blog tutuyorum ve aklıma hiç bir facebook sayfası açmak gelmemişti. Baktım gördüm, sürekli kitap okuyorum, kitaplardan alıntılar yapıyorum. Durum böyle olunca da ben bir facebook sayfası açayım da orada da okuduğum kitaplardan alıntıları paylaşayım dedim.

Veeee sonuç olarak facebook sayfam artık yayında. Lütfen beğenilerinizi eksik etmeyin, beni facebookta da takipte kalın :)

Sayfamın adresi:

PARANOYAK SATIRLAR

28 Eylül 2014 Pazar

Ah Deniz'im Aaaaaahhhh :)

Asude'nin kaleminden okuyucularıyla buluşan Pabucumun Ajanı-1'i bir hayli zaman önce bitirmeme rağmen telaştan zaman bulup da yazmak nasip olmamıştı.

Malum ev bul, taşın, okula alış, yerleş, yolculuk, alışveriş canım çıktı. Ben de durum böyle olunca kitabın hakkını doğru düzgün vereyim diye, kitabı geçiştirme bir şekilde yazacağıma geç yazmaya karar verdim. Hem de bu sayede aldığım tadı uzun uzun daha rahat bir şekilde siz güzel okuyucularıma aktarabileyim :)

Haaa ne diyordum, Asude'nin Pabucumun Ajanı kitabı beni benden aldı. Kitabı bir çırpıda heyecanla, tırnaklarımı kemire kemire okudum ve en heyecanlı yerde finish görünce ikinci kitabın ne zaman start vereceğini hüzünlü hüzünlü beklemeye başladım.

Kitabı tanıtmam gerekirse Deniz baş karakterimiz, Tuna Üstüner de  esas oğlan. Yani o da bir baş karakter :) 

Deniz hanım hanımcık diyemeyeceğim türden az biraz patavatsız, az biraz saf kalpli, az biraz hayatın akışına göre yaşayan biri. Ev arkadaşı da güzeller güzeli hemşire Yasemin. 

Başkahramanımız Deniz, işssizlikte ihtisas yapmış vaziyette, artık tüm umutları tükenmiş haldeyken Üstüner Holding'e cvsini bırakır. Fakat şöyle bir sıkıntı vardır. Cv normal bir cv değildir ve Deniz ne yapıp edip, o cvyi geri almak zorundadır.

Bir cvnin ardından harika bir olay örgüsü gelir mi? Gelirmiş. Asude sayesinde bunu gördüm :)

Asude'nin ilk kitabı olan Gül ve Avcı'nın tarihi bir roman olduğunu duymuştum. Bu yüzden de açıkçası içimden okumak gelmemişti. Ama Pabucumun Ajanı'nın fotoğraflarına sürekli instagramda rastlamaya başlayınca ve okuduğum bazı blog yorumlarını da dikkate alınca kesinlikle okumam gerektiğine karar verdim. 

Sonuç olarak okudum ve harika, harika, harikuladeeee dakikalar geçirdim Deniz ve Tuna ile... Deniz'in o saf ve içten cevaplarıyla gülümsedim. Tuna'nın buzdolabından hallice duruşuyla öfkelendim. Bazen güldüm, bazen hüzünlendim. Kendimi buldum kitapta. Çünkü kitabı okurken ben de bir işsizdim ve işsizliğin ne kadar zor olduğunu da çok iyi biliyorum... Kitabı okuduktan sonra sanki bir peri hayatıma bir sihirli değnek değdirdi ve tüm hayatım değişti. Aynı Deniz'in tüm hayatının değişmesi gibi...

Ne benim hayatım ne de Deniz'in hayatı bir peri masalı değil ama... Acılarıyla, hüzünleriyle gerçek yaşamdı bizim hayatlarımız. Deniz'in yerine koydum kendimi ben hep, kitabı okurken... 

Eğer ki bu harika kitabı bir kitapçıda elinize alır da alayım mı almayayım mı kararsızlığına düşerseniz, fikrinizi almaktan yana kullanın çünkü siz de eminim hikayenin bir yerinde kendinizi bulacaksınız... 

Kitapta altını çizdiğim satırlardan ufak bir kısmını sizlerle paylaşayım da kitabı kesinlikle okumanız için biraz daha fazla katkım olsun :)

Yasemin elindeki kitabı arasına ayraç koymadan kapatıp, bana baktı.

"Sonradan nasıl hatırlayacaksın kaldığın sayfayı?" diye sordum.

"Aramak hoşuma gidiyor." diye bilgece yanıt verdi. "Bulmak da mutlu ediyor sonra."

"Ben kaldığım yeri bulamıyorum Yasemin. Ertesi gün kaldığım yere dönmek istediğimde hiçbir şey yerinde olmuyor. Benim kitabımı berbat bir yazar yazmış."

……………………………………………………

"Gelinliğim Çin malı gibi sahte, yüzüksüz parmağım tüm bunların bir piyes olduğunu hatırlatırcasına bomboştu."
……………………………………………………

-Hayatta doğru dürüst yaptığın bir iş yok mu?

"Var işte, sana katlanıyorum. Tam zamanlı berbat bir iş!"

……………………………………………………

Siz hiç ölmek istediniz mi? Biliyorum, istediniz. Ben ise ölmek değil, gömülmek, cenaze namazımın kılınmasını bile istiyordum. Kafamda BİM poşeti, çiçekli tülbent ve üzerimde Hello Kitty’li pijamalarımla Uranüs’ten kapıma kadar inmiş olan adama bakıyordum.


Kitabın Adı: Pabucumun Ajanı-1
Kitabın Yazarı: Asude
Yayınevi: Ephesus Yayınları

27 Eylül 2014 Cumartesi

Tarihi Mekanlar

Bugün evde yapacak hiçbir şey olmamasından dolayı birazcık ilçe merkezini gezeyim dedim. Müze kartımın süresi dolduğu için, yanımda da müze kart alacak kadar para olmadığı için yeraltı şehrini gezmek nasip olmadı. Ben de çevredeki tarihi mekanları uzaktan fotoğraflamakla yetindim.

Fotoğraflarda ilçedeki tarihi kiliseyi ve tarihi camiiyi göreceksiniz. Kilise ziyaretçiye kapalı durumda. Yılın sadece belirli günlerinde sadece hrıstiyanlar için açılıyormuş. 
Camii ise kullanımda.





Medeniyetten Önce Gelen Para...

Uzun soluklu bir aradan sonra merhaba sevgili bloggerlar ve canım okuyucularım. Nevşehir'de bir çok programlı liseye atandım. 

Açıkçası doğuya ya da güney doğuya atanmadığım için üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Çünkü buranın halkı çok değişik. Hem tvlerde görmeye alıştığımız kuma olayları, doğu insanın üzerine yıkılmaya çalışılan çok kadınlı evlilikler burada da var. Hem de iç anadolunun orta göbeğinde. 

İlk geldiğimde insanların en fazla bağnaz olabileceğini düşünmüştüm ama durum hiç de öyle değildi. Tvde gördüğümüz o iki kadın burada o kadar sıradan bir durum ki insanların ağzında resmen şaka konusu. 

Evlerdeki ikinci kadınlara burada kuma denmiyor. Ferik deniyor. Ferik de aslında gerçek kelime anlamı olarak civcivden büyük, tavuktan küçük daha yumurtlama düzeyine gelmemiş canlıya verilen ad. Burada da evlerdeki ikinci kadınlara ferik deniliyor. Öğrencilerime sorduğumda aileniz kaç kişi diye genelde aldığım cevaplar, ferikten üç kardeş, anamdan beş kardeş diye gidiyor...

Evler çoğunlukla sarı taştan ve de hangar gibi. Benim tuttuğum ev bulunduğum yerde en küçük ev olarak geçiyor ki küçük dedikleri ev 150 metre kare. Varın siz düşünün normal dedikleri evleri. Evler genelde hep iki katlı. Çoğunlukla altlarında hayvan damları var. Evlerin üstleri de barınma amaçlı kullanılıyor. Öğrencilerime neden böyle diye sorduğumda aldığım cevapsa ısınma konusunda hem hayvanlar, rahat ediyor hem biz cevabını aldım. 

Eylül ayları genelde patates söküm dönemi olduğundan okulda öğrenci bulmak pek mümkün değil. Zaten diğer öğretmenlerden de öğrendiğim kadarıyla eğer öğrenciler patates sökümden zaman bulup da okula gelmezlerse sınıfta kalıyorlarmış devamsızlıktan. Hatta bir öğrencim okuldan o kadar yılmış olacak ki dersimin orta yerinde "Patates sökümün günlük yevmiyesi 40tl, haftada 5 gün okula geleceğime 5 gün söküme gidersem 200 tl cebime girer" diye veryansın ettiydi. Yani buradaki çocuklar okumanın para getirmediğini düşünüyorlar. Hatta çoğu dersi zaman kaybı görüyor. 

Devlet taşıma sistemle öğrenciyi ücretsiz getir-götür yapıyor. Hatta öğle yemekleri de çocukların ücretsiz. İstenilen tek şey öğrenciden derslerine çalışmaları ve okulu bitirmeleri ama nafile... 

Yine öğretmen arkadaşlardan birinin demesine göre "Medeniyetten önce para gelmiş buralara"... Eğer ki önce medeniyet gelmiş olsaydı bu çocuklar bu zenginliğin devamlı olmadığını fark edecekti...

Ülkenin büyük bir çoğunluğunun patates ihtiyacı bu küçücük yerden karşılanıyor. Böyle olunca da patates harici çok da bir şey bulmak mümkün değil...

Neyse zaman bulursam yine yazarım. Şimdilik benden bu kadar. Açıkçası biraz hüzünlüyüm. Öğrencilerden biri motordan düşüp beyin kanaması geçirmişti. Bugün vefat etti... 

19 Eylül 2014 Cuma

T.C ANAYASASININ DEĞİŞMEZ MADDELERİ

1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili TÜRKÇE'dir
Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı" dır.
Başkenti Ankara'dır.

4) Anayasanın 1 nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

11 Eylül 2014 Perşembe

Öğretmen Atamaları ve Kadın Bedeni Üzerinden Siyaset

video

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yüzünden öğretmen atamalarının da içinde bulunduğu torba yasa bir gün önce mecliste görüşüldü ve geçti. Şimdiyse cumhurbaşkanın onayı bekleniyor.

Bir de belirtmem gereken bir şey var ki o da okulların bu pazartesi açılacağı ve hala öğretmen atamalarının yapılmamış olduğu.

Meb belirttiği atama takviminin oldukça dışına çıktı. Eş durumu atamaları, özür durumu atamaları seçimler yüzünden aşırı sarktı. Bu sarkma birçok senelerde de olan bir şey olmasına rağmen bu sene birçok öğretmen ve öğrenci aşırı gecikmeden dolayı mağdur ediliyor.

Çözüm süreci nedeniyle de birçok kontenjan açılmasına rağmen sadece Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu'da yığılmalar söz konusu. Batı neredeyse açılmıyor bile denilebilir. Ayrıca torba yasada geçmiş olan eş durumuyla ilgili kanunda da aile birliği neredeyse yok sayılıyor.

Bu ülkenin sadece doğusunda eğitim açlığı yok. Spor salonu, labaratuvarı olmayan okullar mı ararsınız... Yoksa kadrolu öğretmeni olmadığı için ücretli öğretmen mi arasınız ki ücretli öğretmenler de o branşın uzmanı değil...

Ondan geçtiğimdeyse de özel okullara yönelimi arttırmak için verilen özel okul teşvik primiyle dolusuyla okul elden geçirilip de tamir edilebilirdi. 

Parayı asla ama asla işe yarar şekilde kullanmıyorlar. Sadece işlerine geldiği gibi kullanıyorlar. 

İhtiyacımız olan iyi bir eğitim sistemiyken, sistem daha da yerin dibine batırılıyor.

Ha videonun bu yazıyla alakası ne diyecek olursanız da artık siyasilerin kadın bedeni ve din üzerinden siyaset yapmalarından o kadar sıkıldım ki kadın millet vekilimiz düşündüklerime tercüman olmuş. Bu videoyu da buraya o yüzden ekledim.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Asude'den Pabucumun Ajanı


Ephesus Yayınları aracılığıyla Asude'nin kaleminden hayat bularak okuyucusuyla buluşan Pabucumun Ajanı-1 daha ilk sayfasından okuyucuyu kahkahalara sürüklüyor.
Bu kahkaha bombardımanına tutulanlardan biri de benim.

Hatta o kadar eğlenceli ki birçok satırı sonradan tekrar okuyup da gülümsemek için renklendirdim. Üstteki fotoğrafta da bu renklendirmelerden biri mevcut.

Ne demiş güzel yazarımız ya da romanımızın güzel kahramanı, fiyasko birlik başkanı Deniz Akın:

"Bir oda dolusu külçe altın içinde tek başına dikilen tenekeye benziyordum. Allahım, benim burada ne işim vardı?"


Kitabı kahvaltımı yaptıktan sonra elime aldım. Şöyle bir balkonda cıvıl cıvıl çocukların sesleri de gelirken bir yandan çayımı yudumlayayım ve bir yandan da Pabucumun Ajanı ile eğlenceli vakit geçireyim dedim.

İyi ki de öyle dedim. 

Şimdi de kitaptan aldığım zevki sizlere de haber vereyim diye pc başına geçtim ve bu cümleleri yazıyorum.

Eğlenceli zaman geçirmek istiyorsanız bu kitabı okumaya başlayın derim :)


9 Eylül 2014 Salı

Marketa'nın, Hacamatçının Kızının Hüzünlü Hikayesi...

Kitabın adı eskiden oldukça yaygın olarak kullanılan ve insanların tedavi edilmesi için uygulanan bir tıbbi yöntem olan Hacamat'tan geliyor. 

Hikayenin başkahramanları ise Hacamatçının kızı olan Marketa Pichlerova ve Habsburg Hanedanlığından gelen kutsal Roma İmparatoru 2. Rudolf'un gayrimeşru çocuğu olan ve deliliğiyle tüm ülke tarafından tanınmış Don Julius...

Kitabın orjinal ismi The Bloodletter's Daughter, ülkemizeyse Trend Yayınevi aracılığıyla adı Hacamat olarak geçmiş. 

Kapak tasarımında masumluğuyla göz dolduran ve elinde porselen bir kan çanağı taşıyan, saçları rengarenk olan bir kız temsili var ki bu da hikayede anlatılan Marketa'yı hayalimizde canlandırmamıza yardımcı oluyor.


İnternette ufak bir araştırma yaparsanız birçok cinayet haberine denk geleceksinizdir, Marketa'nın adının geçtiği... Ki bu da hikayenin kurgusal yanı kadar gerçeğe dönük bir tarafının da olduğunu size gösterecektir.

Kitabın yazarının, yani Linda Laffaerty'nin kalemi oldukça akıcı. Hikayeyi bazen içim acıyarak bazen de mutlulukla takip ediyordum ben. 

Bir de Marketa'nın kaderinin baştan yazıldığını iddia eden Natır annesi kitapta Don Julius'tan sonra en canımı sıkan ikinci karakterdi. Hangi anne kızının bekaretini diğer çocukları uğruna satmaya kalkışabilir? Aklım almıyor yahu! Almıyor. Zaten Marketa'nın da natır olmaya zerre niyeti yok ki babasının kan çanakları arasında tıbba olan ilgisi hayatına yön verecek...


Peki beyazlı kadın Marketa'nın seçimini doğru mu buluyor olacak?

Heyecanlı, sürükleyici, tutkulu, şehvetli ve de esrarengiz... Deliliğin sınırlarında tarifsiz bir acıyla karmaşık bir hayat... Hiçbir planın tutmadığı, hiçbir hayalin gerçek olmadığı bir zamanda geçen bir cinayet... Hırsın gölgesinde kalan kadınların hayatları... Hepsi ama hepsi bu kitapta...

Hacamat... Bir Bohemya Romanı...

Kesinlikle gerçeklikle bağlantısı olan tarihi kitapları sevenlerin okuması gereken bir kitap.

Yazıma kitaptan ufak bir alıntıyla son vermek istiyorum.


"Ludmilla hala, bu kadar yıldır bu manastırda kapalı kalarak kaç kişiye yardım ettiniz? Karanlıkta tanrıya ibadet ve hizmet etmek kolay ama dışarıda, aydınlıkta insanlar acı çekiyor ve biz bu acıya tanık oluyoruz. Biz en azından dizlerimizin üzerine çöküp ellerimizi hiçbir işe yaramayacak şekilde kavuşturmaktan daha fazlasını yapıyor, yardımcı olmaya çalışıyoruz. "



Kitabın Adı: Hacamat
Kitabın Yazarı: Linda Lafferty
Yayınevi: Trend Yayınevi



8 Eylül 2014 Pazartesi

The Booklist Challenge, ‪#‎bookchallange‬

The Booklist Challenge açıklamam gerekirse meydan okuyacak kişi on tane kitap listeliyor ve sonrasında meydan okuduğu kişiden bu on kitabı okumasını istiyor. Kendisine meydan okunan kişi de kitaplardan birini ya da birkaçını okuyor. Akım bu şekilde devam ediyor.

Bu akım oldukça hoşuma gittiğinden ben de bir on kitap yazayım da birkaç kişiye meydan okuyayım dedim.

İşte yapmış olduğum listem:

1)Mo Yan'dan İri Memeler ve Geniş Kalçalar
2)Dr.David Burns'ten İyi Hissetmek
3) Dostoyevski'den Ecinniler
4)Asude'den Pabucumun Ajanı
5)G.A. Aiken'in Ejder serisinden Ejderin Büyüsü
6)Vefa Vefa Enver'in Bana Prenses Deme!
7)Fatma Fatma Erdek'ten Erken Rüya Zamanlar
8)Laurie Faria Stolarz'dan Mavi
9)Mine Söğüt'ten Deli Kadın Hikayeleri
10) M.Amparo Escandon'dan Esperanza'nın Kutusu


Meydan okuduğum bloggerlar ise

4 Eylül 2014 Perşembe

Okumaya Özen Gösterdiğim Bloglar

Sıcak bir İzmir gecesinden iyi akşamlar herkese. Bu mim'i Sade ve Derin blogunun sahibi Deeptone'da gördüm ve ben de yapayım dedim. Hem bu sayede yeni bloglar da keşfedilmiş oluyor.

İlk olarak blogumu açtığım günden beri takip ettiğim harika bir emekli öğretmeni tanıtmak istiyorum sizlere. Benim canım meslektaşım Leylak Dalı :) Bazı günler okuduğu kitaplar hakkında yazar ve bazı günlerse gezdiği gördüğü yerleri... Blogun o kendine has huzurunu yazılanları okurken kesinlikle siz de hissedeceksiniz.

Blog adresi ise : http://leylakdali.blogspot.com.tr/

İkinci olarak -yüz yüze görüşme şansı da bulduğum, aynı şekilde Ayşe Arman'la muhteşem de bir röportaj yapmış kişik (http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/27009085.asp)- Bigay ya da blog adıyla yazacak olursam Kaan Arer, ha Ayşe Arman sevdiğim bloggerin adını karıştırıp da Kaan Arter yazmış. Bu hatası da gözümden kaçmadı.

Kaan'ın nelerle ilgili yazdığına gelecek olursak, kendi cinselliği, aşk yaşamı, sevdiği şeyler, deneyimleri, açıldığı insanların ona karşı takındıkları tavırları diye sıralayabiliriz. Bence okunması gerekler listesine alınmalı.

Kaan'ın blog adresi : http://bigayingunlugu.blogspot.com.tr/

Üçüncü olarak Asortik Krep diyebilirim. Paylaştığı fotoğrafları ve fotoğraflarla süslediği kendine has yazılarıyla yıllardır onu takip etmemi sağlamayı başarmış bir şahsiyet.

Blog adresi: http://asortik-krep.blogspot.com.tr/

Dördüncü kişi ise çatlak arkadaşım Ot insan ya da Topik ya da İnsangillerden :D Neyse bu çatlak şakireyle de reelde tanıştım. Hatta yetmedi gittim bir de evine misafir oldum. Allahı var hürmette kusur etmedi. Güldük geçtik, eğlendik koca bir gün. Ondan öncesinde de Konak, Kızlarağasında harika bir kahve keyfiyle bezeli bir gün de geçirmiştik.

Ne yazdığına gelecek olursak da güncel hayatta karşılaştığı çelişkili durumları kafasında irdeleyip yazıyor hanfendileri. Ha bir de belirtmeliyim ki kendisini başta erkek sanıyordum. Tanışmamıza vesile olan şeyse bana attığı bir tanışma mailiydi. Konuşmaya başlayınca hatun olduğunu anladım ve muhabbet de koyulaşınca aha dedim bu hatun tam benim kafadan :D Kontak kafa, kırık kafa :D

Blog adresi: http://otinsan.blogspot.com.tr/

Beşinciye gelelim. Beşinci gelip de bloguma yorum yazmasaydı sanırım içselliğimden sıyrılıp da o şirin kişiliğin bloguna teşrif dahi edemeyecektim. İyi ki de yorum yazmış da tanışma şansı bulmuşuz :) Ha o yorumu yazan kim mi? Tabii ki de Zamskaaaaa :)

Blog adresi : http://zamskaa.blogspot.com.tr/

Altıncı olarak Halik Kondak diyorum. Hatta bir de ekleme yapıyorum ki blogunu okuduğumdan dahi haberi yok blog sahibinin. Çünkü uzaktan uzaktan yazdıklarını hazmede hazmede okuyorum. Eşcinselliğe bakışı çok iyi irdeleyerek yazıyor. Kime göre normal sınıflanıyor? Bence bir kez daha düşüneceksini bu blogu okurken...

Blog adresi: http://halilkandok.blogspot.com.tr/


Sanırım şimdilik altı blog yeter :)

3 Eylül 2014 Çarşamba

Hatice Üzgül'den Lokman Hekim, Efsanenin Nuru


"Önemli olan, elimizdekilerin ne olduğu değil; bize verilenleri nasıl kullandığımızdır."

Hatice Üzgül'ün kaleminden dökülen, Trend Yayınevi aracılığıyla okuyucusuyla buluşan Lokman Hekim, Efsanenin Nuru kitabını okumadan önce kapak tasarımından aşırı etkilenmiştim. 

Kitap adına aşina olduğum ama hikayeyi yarım yamalak bildiğim bir efsaneydi ilk okumaya başladığımda. Sonra o efsane büyüdü büyüdü ve merak duygumu tetikledikçe tetikledi. İnternette birçok siteyi araştırdım, birçok makaleyi okudum kitabın bende yarattığı etkiyle.

Kitabı okurken de bir elimde kalem beğendiğim her bir satırın altını çizdim. Daha sonra dönüp dönüp tekrar okumak için... 

Her bir sayfada Lokman'ın bedeninde hayat buldum, nice peygamberle dost oldum, peygamberlere yoldaş oldum... 

Şahmerandan ölümsüzlüğe kelime oyunlarıyle bezeli muhteşem bir efsane: Lokman Hekim, Efsanenin Nuru.

Kitaplığınıza eklemeniz gereken sürükleyici bir roman... Geçmişin tozlu raflarından günümüze ulaşan bir efsane...


" Eşitleyici bir yönü vardı hastalıkların. Paraya tapanlar bile malı mülkü gözden çıkarmaya hazırdılar. Çünkü hastalık elçisidir ecelin. Bir hatırlattı mı insana faniliğini, o zaman ne kibir kalır ne gurur."




Kitabın Adı: Lokman Hekim Efsanenin Nuru
Kitabın Yazarı: Hatice Üzgül
Yayınevi: Trend Yayınevi

31 Ağustos 2014 Pazar

Çeken Bilir Acısını

Onca seneyi herhangi bir işte çalışmak için okumadım. Öyle olsaydı liseden sonra bulur bir iş hayatıma bakardım.

Hiçbir mühendis okuduğu işten farklı bir işte çalışmak için dirsek çürütmediği gibi hiçbir öğretmen de herhangi bir işte çalışmak için dirsek çürütmüyor. Tek fark mühendis her yerde iş bulurken öğretmenin önünde çok zorlu bir süreç olan kpss var. Kpss gibi bir engelle karşılaşan yüzlerce öğretmen idealleri doğrultusunda hareket etmek için yılmadan gece gündüz ders çalışıp da hakkı olanı bir daha sınava girerek elde etmeye çalışıyor ya da dershanelerde hak ettiği ücretin çok cüzzi bir kısmına köle gibi çalıştırılıyor.

Geçim derdi bir çok kişinin boynunu büküyor. Çevreden gelen laflar da cabası... "Öğretmen olamadın mı hala? Okudun da ne oldu? Aaaa onca sene okudun maaşın bu kadarcık mı?"

MEB'e atanılmadığı müddetçe öğretmen olunmayacağına inanan bir güruh var. Diplomamı alıp da suratına suratına çarpasım geliyor...

Sana ne arkadaşım sana ne! Senin ideallerin yoksa benim de mi olmayacak?

Evlenenin başına taç mı takıyorlar? Benim kolumdaki bilezik ömür boyu altından. Bunun özel dersi de var şükür. Senelerce para edecek cinsten bir bilezik bendeki. Öyle gidip kuyumcuya bozdurulacak cinsten değil yani!

Elbet ki ben de evlenirim ama bana "Okudun da ne oldu, yaşıtların çoluk çocuk büyütür" diyenlere lafım da o yaşıtlarım sadece çoluk çocuk büyütüyor şu an ve benim okuduğumu okumayacak ömrü boyunca ama ben zamanı gelince elbet evlenmeyi de bileceğim.
Gerekirse yıllarca boşta kalırım, işsiz dururum ama ideallerimden ödün verip de mesleğimden öteye gidip de bir şey yapmam. Onca seneyi herhangi bir işte çalışmak için heba etmedim ben.

Biz ki mesleğimizin ehliyken yerimize iki yıllık mezunlar kadro açığı gösterilmediği için ücretli öğretmenlik yapıyor.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Kpssyi çeken bilir.
Öğretmenim ben! Hakkım olanı tırnaklarımla kazıya kazıya almasını bilenim ben.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Ücretsiz Sağlık Hizmetleri YALANI!

Hani devlet 18 yaşına kadar olan tüm çocukların sağlık masraflarını karşılıyordu ya, işte o laf külliyen yalan.

Çocuğun tedavisi için ihtiyaç olan hiçbir aparatı ya da buna benzer diş için kullanılacak zorunlu metal gereçleri karşılamıyor. Bin tlye yakın masraf çıkacağı söyleniyor ve üstüne basa basa da belirtiliyor, “Bunu devlet karşılamıyor, siz ödeyecekseniz, gerekenleri siz temin edeceksiniz ondan sonra tedavi başlayacak.”

Soruyorum eğer bu tedavi olmazsa ne olacak?
El-cevap “Ameliyat olacak son çözüm.”

Şimdi insan tüm sağlık masraflarını devletin karşıladığı palavrasına inanabilir mi şu bire bir yaşadıklarından sonra?

19 Ağustos 2014 Salı

Hayatını Ortaya Koy! Hadi Lan Oradan!


KPSS bu kadar önemli mi? Atanmadan da karın doymuyor mu? Hayatını ortaya koymak neyin kafası?

Bakın ben de çalıştım ama gecemi gündüzüme katarak değil ya da zevk aldığım şeylerden uzaklaşarak da değil.

Bu sene KPSS'ye hazırlanırken yaklaşık olarak 35 kitap okudum. Yetmedi yaklaşık olarak 50'ye yakın film izledim. O da yetmedi 2-3 anime serisi bitirdim, üstüne de dolusuyla diziyi takip ettim. Asla ama asla zevk aldığım şeyleri yapmaktan vazgeçmedim.

Sınava bir hafta kala bisiklet turuna katıldım. Tüm günümü bisiklet tepesinde geçirdim ve yaşadığım güzel anlar sayesinde bir sonraki gün ders çalışırken "otur kalk ders çalışıyorum, hayatımı yaşayamıyorum" cümlesini kurmadım.

Kardeşim evli. Genelde kocasıyla geziyorlar. Ben de yalnız gezmeyi sevmediğimden bir yere gittikleri zaman beni illa yanlarına alıyorlar. Ne zaman bir yere gidiyoruz dediler, şııppp ben damladım yanlarına. Hatta komiktir bir deneme sınavında, sınavı yarıda kesip de Köceğiz'e gezmeye gittiğimi biliyorum.

Asla dershaneden gelir gelmez ders çalışmaya da başlamadım. Oturdum, soluklandım, ailemle rahat rahat stressizce yemek yedim, çayımı içtim. Yaptığım şeyleri zevk alarak yapmaktan asla vazgeçmedim. Ha benim de dolusuyla kaygım oldu... Nasıl yetiştireceğim onca konuyu diye ağladığım anlar da oldu. Hatta yeter artık usandım yoruldum da dedim ama bir yerde kesip attım ağladığım anları ve benim için önemli olan sağlığım. Siktiri boktan bir sınav yüzünden kafayı yer de sağlığımdan olursam ne yaparım dedim ve öylece yoluma devam ettim. Sinirlerim benim de yıprandı ama bu sınav benim hayat meselem asla olmadı.

Ha bu arada bu sınava çalışma sürem zarfında kendime bir hırka, arkadaşıma bir atkı ve de çok sevdiğim bir ufaklığa da atkı-bere takım ördüm. Örgü insanın kafasındakilerden kurtulmasını sağlıyor. Cidden terapi gibi bir şey bu örgü.

KPSS'ye yeni hazırlananlar için belirtmem gereken bir şey daha var. Ben geçen sene bir yandan formasyon alırken, bir yandan da ücretli öğretmenlik yaptım. Sabah öğretmendim, akşam öğrenci. Hafta sonları da dershanede öğrenci... Doğru dürüst elime kitap alıp da çalışamadm bu yoğunluktan. Sadece dersleri dinlemekle yetindim böyle olunca da. Sonra bu sene, bu sene hazırlandım adam akıllı işte KPSS'ye... Ve bildiğim bir şey varsa çok işime yarayan, asla ezber yapmamış olmam. Hiçbir şeyi ne dağları, gölleri barajları, ne padişahların yaptığı zibilyon tane ıslahatı, ne dolusuyla devrimi, ne de milyon tane olan matematik formüllerini ezberlemedim. Hepsinin mantığı neydi, nereden geliyordu, ne için böyle oldu, neden bu şekilde yapıldı onu irdeledim ben. Ve puanım ciddi anlamda iyi geldi.

Çevremde benden kat be kat fazla yapan, denemelerde benim puanımı ikiye katlayan onlarca insan... Şu an ne yaptık da böyle oldu diye kendilerini irdeleyip duruyor ve ben sen yaşamayı unuttun diyemiyorum. 

Siz siz olun zevkle yaşamaktan vazgeçmeyin.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Saksı Olmanın Faydaları

 Filmi dün izlemeye başlamıştım fakat işim çıkınca filmi yarıda kesmek zorunda kaldım. 

Bugün yarım kaldığım yerden filmi izlemeye devam ettim. 

Tanıtım görselinden de anlaşılacağı üzre film bir gençlik filmi. Birçok izleyici başlangıçta bayık bir ergenlik sinemasıyla karşılaşacağını sanacaktır ama film tam anlamıyla bir hayat dersi veriyor izleyiciye.

Homofobiyle ilgili filmde yer yer birçok vurgu yapılmış ve bu konuya dikkat çekilmiş. Tam ayrıntılı işlenmese de eşcinsel insanların ne kadar çok dışlandığı filmde gözler önüne serilmiş. Birçok filme göre bu bile başlı başına büyük bir şey.

Sonrasında geçmişte yaşanılan kötü şeylerin geleceği nasıl da mahvettiği anlatılmış. Eğer ki bir yerde büyük bir sorun varsa ve o sorun hiç yokmuşçasına hayata devam edilmeye çalışılıyorsa, er ya da geç o sorunla yüzleşmeden hayatımıza devam edemeyeceğimiz de vurgulanmış filmde. Yani korkularınızla, yaşanmışlıklarınızla yüzleşmek ve kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek zorundasınız. Eğer ki siz kendinizi olduğunuz gibi kabul ederseniz, çevrenizdekiler de sizi olduğunuz gibi kabullenecektirin filmde altı çizilmiş.

Lise öğrencilerinden beklenilmeyecek olgunlukta cümlelerle bezenmiş bu harika filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. 

Hatta neden izlemeniz gerektiğini de bir örnekle açıklamak isterim:


"Hak ettiğimizi sandığımız aşkı kabul ederiz."

"Ayağa kalkıyorsun ve binalardaki ışıkları görüyorsun ve her şey içini hayranlıkla dolduruyor. 

Ve o yolda, dünyada en çok sevdiğin insanlarla birlikte o şarkıyı dinliyorsun. İşte o anda, yemin ederim biz sonsuzuz."

Hangimiz hayatımızda ben daha iyilerine layığım diyebiliyor ki? Hep bundan daha iyisini bulamam diyerek yolumuza devam etmiyor muyuz?

Ya elimizdekiler hak ettiğimizden çok çok çok daha azıysa?


17 Ağustos 2014 Pazar

Nancy Pickard'dan Bakire

Yazıma kitabın kapak yazısını yazarak başlıyorum.

Small Plains Bakiresi kimdi ve nasıl öldü?

Acımasız bir cinayetle değişen hayatlar...
Küçük bir kasabadaki sahipsiz bir mezar...

On yedi yıldır saklanan korkunç gerçeği öğrenmeye hazırmısınız?


Macavity, Agatha, Anthony, Shamus ve Barry ödüllü yazarımız Nancy Pickard'dan yürek burkan bir hikaye: Bakire!

Küçük bir kasabada birbirine her şeye rağmen mükemmel derece bağlı dostlar. Her ne olursa olsun en yakın arkadaşına arkasını dönüp gitmesine neden olmayacak yaşanmışlıklar...

Ve bu körü körüne bağlılığın ardında yok olup gidecek bir beden... Bir can! Bakire!

O gece olacaklardan haberdar olmayan bir çift. Hayatlarının baharında, sırılsıklam iki aşık... Yarının onlara ne getireceğinden habersiz geceyi birlikte geçirmenin vereceği hazzın sarhoşluğuyla birlemeye hazır bedenler...

Ufak bir tıkırtıyla bir daha hiç birleşmemecesine ayrılacaklar mı? 
Gelecek onlara neler gösterecek geçmişin gölgelerindeki sırlar gün yüzüne çıkmadan?

Cevapsız sorular, beklenmedik sonuçlar... Hepsi ama hepsi bu kitapta.  Nancy Pickard'ın kaleminden hayat bulan karakterlere sıkı sıkı bağlanacak, suçlunun kim olduğunu öğrenmek için satırları adım adım takip edecek ve her attığınız adımda daha da şaşıracaksınız.

Soluksuz okuyacağınız, sürükleyici bir kitap sizi bekliyor.


Birlikte eğleniyoruz.
Birlikte iyiyiz.
Birbirimize ihtiyacımız var.
Daha iyi görünmek için sana ihtiyacım var.
Bana ihtiyacın var çünkü, açıkçası...

"Geçmişi senin gibi lekeli birinin bu konularda fazla seçim şansı yok!"


Kitabın Adı: Bakire
Kitabın Yazarı: Nancy Pickard
Yayınevi: Ephesus Yayınları

15 Ağustos 2014 Cuma

Kitaplarla İç İçe Bir Mim

Bu mim'i DeepTone'da gördüm ve ben de yazayım dedim. Hani beni etiketleyen falan yok. Baştan belirteyim :D 

Ayrıca mimi yazmak istememin sebebi de mim'in konusunun oldukça hoşuma gitmesi :)

Başlayalım bakalım yazmaya.

1. Kitaplığınızda en ilginç kitap isimleri hangileridir?


2. 2014 yılı başından beri kaç kitap okudunuz?

Tuttuğum çeteleye göre 32 kitap okumuşum. Az gözüküyor olabilir ama KPSS'ye deli gibi hazırlandığımı belirtmek isterim.

3. 2014 yılı için bu yılın kitabı dediğiniz kitap hangisidir?

Ursula K. LeGuin hayranı olaraktan Metis'in Yerdeniz serisini tek bir cilt haline getirmesi beni aşırı mutlu etmişti. Bu yüzden benim için bu yılın kitabı Yerdeniz.


4. 2014 yılında ilk defa okudum dediğiniz yazar kim?

İlk defa okuduğum yazar Mine Duran ve kitabı da Serafina. 
Yazarın yarattığı karakter bende derin izler bıraktığı için kitap kahramanı olan Serafina'nın adıyla, hayranı olduğum yazarın soy adını birleştirerek kendime yeni bir google adı bile edindim. Benim için bir milat oldu bu kitap.


5. 2014 için okuma hedefiniz?

Açıkçası bir hedefim yok. Sadece zevk aldığım için okuyorum. Bir hedef koyarak canımı sıkmak istemiyoruz. Bir de önümde atanma durumu varken hedef belirlersem onca keşmekeş arasında yalan dolan olur o hedef... Ona ulaşayıp diye hırslanırsam da ben heder olurum. En iyisi mi iyi böylesi.

6. Kitap okumak tamam da onun kadar sevdiğiniz bir başka etkinliğiniz?

Tabii ki de film izlemeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeek :) Hatta izlediğim filmleri de şurada yazıyorum ben.

7. Diğer etkinliği sevme nedeniniz?
Biraz olsun gerçek hayattan uzaklaşmamı sağlıyor.

8. Blog okurlarından dilek, istek ve ricalarınız?
Kafanızın estiğini yapın arkadaş.

9. Okuyup da anlamadığınız kitap?

Orta okulda tutup da Böyle Buyurdu Zerdüşt okumuştum. Doğal olaraktan hiçbir cacık da anlamamıştım.
Sonradan kitabı tekrar okudum tabii ki de :)

10. Okuyup da sevmediğiniz, sıkıldığınız kitap?

Elif Şafak'tan Aşk!

Mimlediklerim ise Zamska ve Ot İnsan :D




Sırlarla Dolu Bir Geçmiş...


Günahkarlar Turnede serisinin üçüncü kitabı Ateşli Bilet... 
Olivia Cunning yine yapmış yapacağını ve insanın içini zevkle titreten satırları kaleme almış.

Bu arada serinin ilk iki kitabının da adını belirtmek istiyorum.

Ayrıca seri üç kitapla da kalmıyor. Yazarımız görmüş olacak ki seri oldukça tutuldu, ee böyle olunca da ben devamını getireyim demiş. Sayıdan tam emin değilim ama netten öğrendiğim kadarıyla seri 8 kitaba kadar çıkacakmış. El mahkum bize de okumak düşüyor.

Neyse kitaba geri döneyim ben :)

Bu sefer ki kahramanımız Jace Seymour... Fiziksel acıyla ruhsal acısını bastırmaya çalışan, melek görünümünün altına sırlarla dolu bir geçmişi saklayan muhteşem bir bas gitarist. Aggie ile karşılaşır karşılaşmaz, hayatında farklı bir şeylerin olacağını anlayan adam... 

Yazar bu kitabıyla da günahkarların üyelerinden birinin, Jace Seymour'un, görünenle görünenin ardındakini okuyucuya harmanlayarak sunmuş. 


Roman serinin diğer kitapları kadar akıcı. Yer yer yapılan ruhsal çözümlemeler, kahramanımızı daha iyi tanımamızı ve kafamızda daha rahat canlandırmamızı sağlamış. 

Kitabı bir çırpıda, zevkle okudum. Ayrıca ilk kitapla yapılan bağlantı da oldukça hoşuma gitti. Yazar resmen bir geceyi farklı iki kitapta başlangıç kabul ederek harika bir olay örgüsü yaratmış ki bu da daha bir renklendirmiş kitabı yahu.

Olivia Cunning yine benden geçer not aldı ve tensel arzuların nasıl da sevgi açlığıyla harmanlandığını bana fark ettirdi.

Olaya sadece cinsellik olarak bakılmayacağını, aslında gerçek duyguların bir maskenin ardında gizlenebildiğini anladım ben bu kitapta. Oysa biz insanlar insanın davranışlarının altında yatan nedenleri bilmeden ne kadar da yargılarız karşımızdakileri... İşte bu kitapla Jace'i yargılamamam gerektiğini öğrendim. 

Seriyi okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.


Kitabın Adı: Ateşli Bilet
Kitabın Yazarı: Olivia Cunning
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


13 Ağustos 2014 Çarşamba

İyilik Yap, At Denize

Elimde bulunan kpss kitaplarını attığımı söyleyince facebook matematik grubundan bir kişi "Elinizde kalan kitapları bana gönderebilir misiniz?" dedi.

Cevabımsa şu şekildeydi:

"Attığım kitaplar çözdüklerim ve artık geçerliği olmayan 2012 ve 2011 yıllarına ait kitaplar. Atanmam netleşirse elimde kalan birkaç kitabı da size yollarım"

Neyse branş bazında sıralamalar açıklandı. Ben de benden kitap isteyen arkadaşa geri dönüş yaptım. 

Hocam dedim, eğer kitaplar hala lazımsa size kitapları göndermek istiyorum. Şu şu kitaplar mevcut ama bazı kitaplar eksik. Eğer kabul ederseniz ptt kargo ile gönderebilirim. Eğer ki durumunuz hiç yoksa da kargo ücretini de ben karşılayacağım. Yeter ki kitaplar elinize ulaşsın dedim.
Kitapları isteyen adamdan gelen cevap:
image

Ben insan gibi açıklamamı yapmışım. Bir de üstüne kargo ücretini dahi karşılayamazsa karşılarım demişim. Adam hayrın zamanında yapılması gerektiğini, geç kalınmaması gerektiğini söylüyor.

Sen benim durumumu biliyor musun? Ne sıkıntılarla o kitapları aldığım hakkında fikrin var mı? Belki cep harçlığımdan belki özel ders paramdan kıstım da aldım, belki aldığım bütün kitapları da bana bir arkadaşım verdi ve ben de atanamazsam diye kendime saklama ihtiyacı duydum da işim garanti olsun diye bekliyorum... İnsanlar artık o kadar bencil ki... Yardım eli bile uzatmaya değmiyor! 

Daha geçen gün bir başka arkadaşa 16 kilo kitap gönderdim. Hem de iki gün üst üste pttye taşıdım o kitapları. Yeter ki benim faydalandığımdan da bir başkası faydalansın diye yaptım bunu... İnsan bir teşekkür eder ki o kitapları gönderdiğim ne kadar çok teşekkür etti. İşe yarar diye tüm alan notlarımı, denemelerimi, çözdüğüm birçok şeyi bile gönderdim yahu. Benim bunda ne çıkarım olacak ki? Çöpe de atardım... Ya da hiç geri dahi dönmezdim o kişiye ki hemen aklıma istediği için ilk o geldi. Arkadaşlarımdan da isteyen var ama ben onların alabileceğini bildiğim için git kendi paranla al diyebildim onlara...

İyilik yap, denize at diye boşa dememişler!

Bu arada belirtmek istediğim bir şey daha var. Arkadaş önlisans öğrencisi ve önlisans kpssye girecek ama ben lisans mezunuyum ve lisans düzeyinde kpssye girdim. Yani demem şu ki benden kitapları istediğinde bana önlisans öğrencisi olduğunu söylemedi, ikincisi de kitapları vereyim dediğimden sonra önlisans olduğunu söyledi. Yani bendeki kitaplar onun zerre işine yaramayacaktı. Bir üst basamak düzeyinde olduğundan onun için benim kitaplarım oldukça ağır kaçacaktı!

Yardıma İhtiyacım Var

Okuduğum kitapları tanıtmayı seviyorum. Bunun için de genellikle fotoğraflarını çekip yazımla birlikte yayınlıyorum ama bu benim için yeterli olmamaya başladı. Bu yüzden de daha değişik şeyler yapmak istiyorum. Ve fikirlerinize ihtiyacım var.

Mesela kitapta altını çizdiğim satırları, kitabın fotoğrafının üzerine yazıp da değişik ve göze hoş gelen resimler oluşturmak istiyorum. Acaba bunun için hangi programları kullanmak daha sağlıklı olur?

Bugün itibariyle picasa ile şu iki görseli yaptım. Acaba nasıl olmuş? Yorumlarınızı alsam...



11 Ağustos 2014 Pazartesi

A Beautiful Mind, John Nash

Blogu takip edenler bilir, ben bir matematikçiyim. Matematiği cidden seviyorum ama bu ülkede matematik yaparak para kazanmak imkansız... Bu yüzden de öğretmen olma yolunu seçtim. Hayırlısıyla da öğretmen olarak işe başlamam yakın gibi duruyor.

Bir matematik sevdalısı olarak da matematikle ilgili filmleri izlemeyi seviyorum. Bu yüzden dün gece tekrardan A Beautiful Mind'i izledim. Bu filmi her izlediğimde olduğu gibi yine son sahnede göz yaşlarıma hakim olamadım... Sanırım ileride öğrencilerime de bu filmi izleteceğim.

Film John Forbes Nash'in hayatını konu alıyor. Üniversite hayatının başlangıcı, evliliği, aldığı ödüller ve yaşadığı sıkıntılarla nasıl başa çıktığı gözler önüne serilmiş filmde.

Gerçek hayattan alıntı olması filmi daha da etkileyici kılıyor. Zaten hakkını vermişler ki film birçok ödüle ve Oscar'a sahip. Eğer ki hala izlemediyseniz ve biraz da olsa matematiğe ilginiz varsa zaman kaybetmeden izlemenizi öneririm. Hem bir dahinin başarısıyla hem de hayata karşı verdiği büyük mücadeleyle karşı karşıya kalacaksınız izlerken. Dramla zeka iç içe bu filmde.


Modernizm


Modernizmin gökdelen sayısıyla ölçüldüğü bir gelecek istemiyorum.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kim Olduğunu Biliyorum!

Kitabın arka kapak yazısıyla başlamak istiyorum.




Kitabın Adı : Kim Olduğunu Biliyorum
Orjinal Adı : I Know Who You Are 
Yazarın Adı : David Kessler 
Yayınevi : Altın Bilek Yayınları 
Tür : Polisiye,Gerilim


Ölüm cezası istemiyle yargılanan Chuck Burrow'un annesi, California valisine, oğlunun idam cezasının kaldırılması için son bir şans verilmesi konusunda ısrar eder. Avukat Alex Sedaka, vali kendisine Bayan Burrow'un tavsiyesini dinleyeceğini bildirdiğinde çok şaşırır.
Bu sayede müvekkilini idamdan kurtarmak için eline mucizevi bir fırsat geçmiştir. Önünde sadece on beş saati vardır ve bu indirim hakkı için Burrow'un cesedi nereye gömdüğünü itiraf etmesi ve cesedin bulunması yeterlidir. Öte yandan Burrow masum olduğunda ısrar etmekte ve hatta kendisini ihbar edenin de sözde katili olduğu kızın ta kendisi olduğunu söylemektedir.
Sedaka, kendisini hem gerçeği açığa çıkarmak için iz peşinde, hem hukukun sınırlarını zorlamak için adalet mercilerinin arasında, hem de büyük bir kumpasın içinde bulur.
Mahkeme salonlarını, adalet sisteminin sorunlarını ve yanlışlarını anlatırken kurduğu akıl almaz öykülerle polisiye edebiyatta devleşen David Kessler ile tanışmaya hazır mısınız ?
John Grisham, Scott Turow, Harlen Coben gibi ustaların izinden giden yazar, her satırında devleşiyor…
Alex Sedaka, yeni kahramanınız olacak.

 Ales Sedaka'nın müvekkilinin asılmasına sadece on beş saat kalmıştı ve deneyimli avukat müvekkilini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak gibi duruyordu. Zaman hızla akıp gidiyordu... Saniyeler müvekkili için amansızca ilerliyordu. 

İşte böyle bir çıkmazın eşiğinde olan roman kahramınımıa, kitabımın sayfalarını kana kana okuyarak eşlik ettim ben bugün. 

Kitap yaklaşık olarak 405 sayfa ve akıcı bir dilde yazıldığından hızlı bir şekilde okunabiliyor. Yazar kurguyu sağlam temellere oturtmuş. Ayrıca kitapta karakterlerin yapmış olduğu edebi vurgular da kitaba ayrı bir hava katmış. Bu edebi vurgulardan birkaç örnek verecek olursam:

"Nefrete dönüşen aşk gibisi cennette bulunmaz, aşağılanmış bir kadının gazabına ise cehennemde bile rastlanmaz. (William Congreve)"
"Frankeyştayn bir hayat yaratmak istedi; oysa ortaya asla sevemeyeceği türden bir şey çıktı. O, bir canavar olarak değil, duyguları olan biri olarak yaşamına başladı. Ancak yaratıcısı onu sevilecek biri haline getiremedi. Ve sevgi, yaratılmış olan herkesin istediği bir şeydir. Bu yüzden o, bir canavara dönüştü. Çünkü çok istediği sevgi ve aşk için dayanılmaz bir açlık duyuyordu." 

Üst satırlarda alıntıladığım gibi kitapta birçok yerde bu alıntılara benzer edebi vurgular var ve bu da konuyu daha da etkileyici hale getirmiş. Açıkçası ben bu alıntıları okurken büyük bir zevk aldım. Eminim ki birçok kitapsever bu alıntıları benim gibi zevkle okuyacaktır.

Son söz olarak söylemeliyim ki uzun zamandır okuduğum kitaplar arasında beni oldukça etkileyen bir kitaptı David Kessler'in kaleminden çıkan Kim Olduğunu Biliyorum.