24 Kasım 2013 Pazar

Çok Sert...

Yokluğuna alışamadığım, varlığına katlanamadığım... Beni korumaya çalışırken kendimi aşağılık bir varlık gibi, dokunduğundaysa dünyanın sahibiymişim gibi hissettiren adam... 

Sed... Sedric Lionheart... 
Aşkın tenimi dağlarken, dokunuşun tutkulu bir arzu nehrinde boğuyor beni. Nefes alışverişlerimi zorlaştırıyorsun. 

Senin adının geçtiği her bir satırda bir insan nasıl bu kadar odun olurken nasıl bir kadar duygu yüklü olabilir demeden edemiyorum!

Bazı hareketlerinle korumacı içgüdünü gözler önüne sererken, bazı hareketlerinle seni ıslak odunla eşek sudan gelinceye kadar dövesim geliyor... Keşke diyorum içinden geçenleri kelimeleştirip de seslendirse... Keşke bütün acılarını içine atıp da kendini duvarların arasına hapsetmese... Bu kadar mı zor duygularını açıkça dile getirmek?

Nesin sen? İn misin, cin misin?

"Jessica'nın vermeye gönüllü olduğu her şeyi alırdı. Sadece kalbinin içindeki bu hastalıklı ağrıya alışması gerekiyordu..."


Öyle ayrılıklar vardır ki insanın hayatında tamiri güç yıkımlar yaratır. Jessica'nın gidişi de Sed'de tamiri güç yaralar açmıştı... Ancak Sed bu yaraları yok saymaya çalışırken Jessica'yla ansızın hiç beklemediği bir gecede, hiç beklemediği bir yerde karşılaşmayı beklemiyordu...

Tesadüfler aşkın büyüsünden midir, nefretin yoğunluğundan mı? Sed'le Jessica tekrar bir araya gelecekler mi tesadüflerin çıkmazında yoksa yolları tamamiyle mi ayrılacak? Hepsi ama hepsi Olivia Cunning'in harikulade kitabı Sert Rock'ta akıcı bir şekilde anlatılıyor. Kitap o kadar akıcı ki tadı uzunca bir süre akılda kalıyor. 

Ne yalan söyleyeyim bu aralar aşktan meşkten yana şansım hiç yokken aşkın, ihtirasın, tutkunun, arzunun bol olduğu kitapları okumak biraz da olsa bana yalnızlığımı unutturuyor. Bu yüzden Ephesus Yayınlarına ne kadar teşekkür etsem azdır. Beni bu kpss çıkmazında yalnız bırakmadıkları gibi, berbat sınav stresimin arasında bile bana güler yüz sunabildikleri için kendimi şanslı hissediyorum.

Kendimi iyi hissetmemi sağladı Sert Rock... Bu yüzden okumanızı tavsiye ederim. Ucu açık kalan sorularımın cevapları satır aralarında gizli... 

Kitabın Adı: Sert Rock
Kitabın Yazarı: Olivia Cunning
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


21 Kasım 2013 Perşembe

Dertler Derya...

Sakın ama sakın hayatı mükemmel olan birine dert anlatmaya kalkmayın. Mükemmel hayatını anlatmaya başlar, siz dertlerinizi unutursunuz.
Bir de aklınız yetmiyormuş gibi üstüne üstlük size akıl fikir vermeye de kalkar iyice eziklenirsiniz. 
Dert anlatmanın lüzumu yok. Yutun gitsin.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Şubat Ataması Müjdeeeee

Dersane öğretmenlerini mülakatla kadroya alacağını söyleyen RTE, peki kpssyle atanma hayali kuranlar ne olacak sorusuna daha atanamadıklarına göre öğretmen de değiller yanıtını verdi yav he he...

12 Kasım 2013 Salı

Ne Tuhaf Bir Dünya...




"Ne tuhaf bir dünya… Bir gün ona aşık oluyorsun. Başka bir gün onu binlerce kez öldürmek istiyorsun…"

The Fall 




Depresyon Kapıyı Kırınca, İntiharın Eşiğinde...

İlk adımda yediğiniz, içtiğiniz tat vermez olur.

İkinci adımda uyku düzeniniz bozulur.

Üçüncü adımda gereksiz kabuslar yüzünden bölük pörçük uykulardan bedeniniz dinlenmeden sabaha merhaba dersiniz.... Sanki üzerinizden tır geçmiştir de sizi hastaneye götüren kimse olmamıştır. Yolun kenarında piç gibi ölüme terk edilmişsinizdir.

Dördüncü adımda nefes alamadığınızı, soluğunuzun kesildiğini, ansızın öleceğinizi hissedersiniz. Dünya üzerinize üzerinize geliyor gibi olursunuz böyle durumlarda. Hatta sırtınızda taşıyamayacağını, sizi ezecek kadar ağır bir yük varmış gibi kamburlaşarak yürür ve ansızın o nefes kesintisiyle kalbinizi tutarsınız. 

Beşinci adımda insanların kahkahaları batmaya başlar. Hatta kahkahadan geçtim gülümseyen insanların suratına koca bir osmanlı tokadı yapıştırasınız gelir. Mutlu olmak için bir sebep yoktur ortada çünkü. Dünyanın bir tarafında insanlar açlıktan kırılıyorken, bir diğer tarafında kadınlara tecavüz ediliyordur ya da bir petrol gemisi denizi kirletiyordur... Hayatın gerçekleri mutlu olmanızı gerektirmeyecek kadar ciddi konulardır. Depresifliğiniz gerçeklere mantığa bürüme derecesinde sarılmanıza neden olur.

Altıncı adımda insanlarla artık konuşma hevesinizin olmadığını fark edersiniz. Çünkü kelimeler ruhunuza ruhunuza işler. Sürekli neyin var sorusuyla muhatap olmak canınızı feci halde sıkar. Neyiniz olabilir ki şu monoton hayatta?!

Yedinci adımda sigara tellendirme katsayınız hızla artar. Küllükteki yarı içilmiş sigaraların varlığı sizi rahatsız etmez. Üstüne üstlük yarım kalacak yeni bir sigarayı daha yakmışsınızdır bile. (Sigara içmeyenlerde hatrı sayılır oradan sağını solunu kaşıma, yüzünü gereksiz yere sürekli elleme, tırnaklarını kemirme gibi şeyler görülüyor.)

Sekizinci adımda böyle tuhaf ötesi bir haleti ruhiye içinde olduğunuzu anlarsınız. Acaba gerçekten depresyonda mıyım sorusu akla gelir olur. Sonra mevsimsel şeyler bunlar diye tekrar beş karış surata geri dönülür.

Dokuzunca adımda artık yemeden içmeden kesilmiş, uyku düzeni piç olmuş bünyeniz isyan bayrağını tepelem çekmiştir. Yataktan çıkasınız gelmez. Parmağınızı kıpırdatasınız yoktur. Nefes almak bile işkence haline gelmiştir. Niye yaşadığınızı sorgulamaya başlamışsınızdır. Tüm umutlarınız tükenmiştir. Varlığınızla yokluğunuzun bir olduğunu düşünüyor, kendinizi değersiz hissediyorsunuzdur. Gelecek hakkında planlarınızın hepsi toprak olduğu gibi geçmişinizi de kötü anmaya hatta yaşanmışlıkların tamamını çöp olarak görmeye başlamışsınızdır.

Ve gelelim en sonuncu adıma. Onuncu adımda artık intihar etmeyi istiyor olursunuz. Öyle bir hale gelmiştir ki depresyonunuz hayatın bu keşmekeşinde yaşamanın anlamsızlığı ile boğuşacağınıza pes etmeyi tercih etmeyi düşünürken bulursunuz kendinizi. Bazen yemek yaparken elinizdeki bıçağa saplanır kalır bakışlarınız. Acaba bileklerimi kessem ne kadar sürede kan kaybından ölürüm diye düşünürsünüz. Duştasınızdır ve de şohben gaz kaçağı yapar mı diye bakınırsınız. Gaz kaçağı yoksa elektrik çarpma ihtimalini irdelersiniz. Balkona doğru ilerlersiniz ve yükseklik hesabı yaparsınız. Burdan atsam kendimi sakat kalma ihtimalim yüzde kaçtır acaba diye düşünebilir ya da boynunuzun kırılmasıyla çabucak öleceğinizi hayal edebilirsiniz. 

Ben son adımdayım. Hesabım kitabım tutarsa bir ben olmayacak kısa bir süre sonra.

Küfür Dilin Cilasıdır

Küfür ciddi anlamda insanı rahatlatıyor. İster inanın ister inanmayın yapılan bir araştırmaya göre bu da desteklenmiş durumda. Yani istatistikler bile gösteriyor ki küfür insan bedeninde acıya duyarlılığı azaltıyor ve bedenin ruhen rahatlamasına neden oluyor. Bir çeşit savunma mekanizması da denilebilir. 
Kim yapmış bu deneyi de istatistiksel sonuçlar elde etmiş diyecek olursanız da İngiltere’deki Keele Üniversitesinin araştırması olduğunu dile getirmek isterim.
Yapılan bu araştırma sonucunda da küfrün hala insani ilişkilerde barınıyor olması acıya olan dayanıklılığı arttırdığından dolayıymış.
Tarihi süreçlerden de örnek verilecek olduğundaysa bir savaş meydanında karşı karşıya gelen iki savaşçının ya savaş çığlıkları attığı ya da küfürlü konuştuklarından örneklem yapılıyor. Bu şekilde kişinin kendini daha güçlü ve acıya daha dayanıklı hissettiği rivayet ediliyor.

YANİ DEMEK ŞU Kİ :
KÜFÜR GEREKTİĞİNDE KULLANILDIĞINDA ÇOK İYİ BİR SİLAH İŞLEVİ GÖRÜYOR.
GEREKTİĞİ YERDE KÜFÜR EDİN Kİ RAHATLAYIN.

10 Kasım 2013 Pazar

Ejderlerin Arzusuna...

"Talaith Briec'e baktı ve gülümsedi. 

"Sohbetimizden keyif aldım, şovalye. Şey yapabilen biriyle konuşmak hoştu..."

"Anlamlı ve tamamlanmış cümleler kurabilen biriyle mi?"

Talaith'in o sırıtışı geri geldi ve Briec'in kalbi bir an için sahiden atmadı.

"Hayır, nihayet kibri ancak tanrılarınkine rakip olabilecek biriyle tanışmak hoştu. Şimdi izninle." Hafifçe eğildi ve nazikçe fısıldadı.

"Hizmetlim bekliyor." Briec'e göz kırptı ve uzaklaştı."

Bizi bir aşk serüveni mi bekliyor yoksa egoların şiddetli çatışması mı bekliyor ilerleyen satırlarda okuyarak şahit olacağız. Acaba beni de böyle büyülü bir çatışma, böyle bir tutku, böyle bir aşk bekliyor mu demeden edemedim. Her satırda aşka olan susamışlığım arttı. Arzuların büyülü dokunuşu satırlardan bedenime doğru yavaş yavaş aktı...

Kitabı elime aldığım andan itibaren bırakasım gelmedi. Dersaneye giderken otobüste okudum, eve geldiğimde yatağıma gömülüp okudum. Bitirinceye kadar kısa süreli uzak kalmalar dışında elimden bırakamadım bu sürükleyici hikayeyi.

Bazı satırlar beni aşırı meraklandırdı. Harika bir alıntıyla bunu size örneklereyebilirim mesela..

"Işık, aşk ve doğurganlık Tanrıçası Arzhela, rahibesinin eğilmiş başına öfkeyle baktı.

"Onu aldı demek."

Kadının cevap vermeden önce yutkunduğunu duydu. "Onu aldı."

"Onu kim aldı?" Dürüst olmak gerekirse vereceği yanıttan korkuyordu.


"Devasa bir yaratık. Yeraltından bir iblis. Bir felaket..."

"Beni deneme Merille!" Tanrıçanın sesi, onuruna inşa edilmiş tapınakta gürledi."

İşte böyle vurucu yerlerin olduğu bir kitabı nasıl sonuna kadar devam etmeden bırakabilirdim mi?

Ejderin Aşkı'ndan sonra Ejderin Arzusu olan ikinci kitap da beklentilerimi oldukça tatmin etti. Sürükleyici kitaplar okurken hem mutlu oluyorum, hem de zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.

Ephesus Yayınlarına kitaplığımda harika bir alan açtım. Yayınevinden çıkan her kitabın yeri ayrı bende. Benim için hepsi çok değerli. Ejder serisi de beni tatmin edecek ölçüde iyi bir kitaptı. Üçüncü kitabı şu andan itibaren sabırsızlıkla bekliyorum...

Talaith mutsuzluğa bir köyde sıkışmış haldeyken yanına yaklaşan uzun boylu ve de yakışıklı adamla hayatının değişeceğini bilmiyordu. Bilemezdi...

"Daha önce hiçbir erkek onun peşinden böyle koşmamıştı. Ve ejderha onun peşinden koşuyordu. Her bakışıyla... Her sözüyle... Her sinsi hücumuyla... Ve dürüst olmak gerekirse Talaith'in bununla nasıl başa çıkacağı hakkında hiçbir fikri yoktu..."

Bu serüveni kesinlikle okumalı, büyülü satırlarda kendini kaybetmelisiniz...

Kitabın Adı: Ejderin Arzusu
Kitabın Yazarı: G. A. Aiken
Kitabın Yayınevi: Ephesus Yayınevi




8 Kasım 2013 Cuma

Salak, Salak, Salak...

Kpss ile bir sosyal bilgiler öğretmeni 78le atanırken bir matematik öğretmeni 90la atanıyor. Şimdi sorum şu bu punlar zekaya bir kıstas oluşturur mu? Kpss ile hava atmak neyin kafası? Oturup eşek gibi çalışıp, asosyal asosyal sadece sınava odaklanılarak kazanılabilen bir şey sadece ezber mantığına hizmet ederken nerede kaldı zeka?
Kpss puanı yetip de atananlar atanamayanlardan daha mı kaliteli? Daha mı kalifiye eleman? Nedir bu sidik yarışı lan, ben atandım sen atanamadın falanlar filanlar. Özgüvenini siktiğimin gerizekalısının tek başarısı kpss ile atanmaksa acırım lan ben o hayata… İşte bu yüzden diyorum ki öğretmenlerin çoğu mesleğe vedayı mesleğe adım attıkları noktada sonlandırıyor. Kendini geliştirmek yok… Nasılsa kpss ile atandı ya on numara yetilere sahip olduğunu kanıtladı aklı sıra siktiğimin yarrak beyinlisi. 

4 Kasım 2013 Pazartesi

Ot Nesil


Artık aileler çocuklarının üzerine titriyor. Aman bir şey olmasın, aman çocuğuma zarar gelmesin, aman yediği tam olsun, aman giydiği marka olsun, amaan arkadaşları yanında eksik hissetmesin, giydiklerinden utanmasın, yediği önünde yemediği ardında bla bla bla...

Eyvallah bunlar güzel şeyler, eyvallah bunlar olması gerekenler... Ama bir çocuğa her şeyi verirseniz o çocuğa iyilik mi yapmış olursunuz, kötülük mü hiç düşündünüz mü?

Bu çocuk siz yanında olmadığınız zaman ne yapacak? Hiç akla gelmeyecek bir kaza sonucu hayattan silinip gittiniz diyelim... Çocuk yetiştirme yurtları falan filan bilmem neler var... Bunun üniversitesi var, lisesi var... Sürekli her an yanında olamayacaksınız yani çocuğunuzun. Sürekli onun adına düşünüp karar verirseniz ne olur? Çocuğunuz kendi kararlarını kendi verebilmeyi gerektiği yaşta öğrenebilir mi? 

Hadi diyelim bir şekilde kendi kararlarını vermeyi öğrendi. Peki o kararların ardında durabilecek gücü kendinde bulabilir mi? Verdiği kararın kendi için doğru olduğunu üstüne basa basa dile getirebilir mi? Sorumluluk alabilir mi? Nereden bileceksiniz size gelip de neden destek olmadığınız için çıkışmayacağını?

Eğer ki aileler çocuklarının her dediğini yapmayı sürdürmeye devam edecekse yandık ki ne yandık... Çünkü böyle olunca çocuklar neredeyse düşünme yetisinden yoksun, irdelemekten bihaber, kendi sorumluluklarını alamayan bir halde ot beyinli olarak yetişecek... Yeni nesil ot gelip, ot gidecek...

2 Kasım 2013 Cumartesi

Toy Story

Hangi aklı fazlanın işiyse bilmiyorum amma beni güldürdüğü bir gerçek...



Duvar, Duvara


Hayatımdaki bazı kişileri aynen bu şekilde duvara çarpıp cibirgelerini çıkarmak istiyorum…

Otoplay

Bir blogu okumak için açtığımda tüm müzik zevkimin beraberinde ruhsal dengemi de piç edecek bir şarkının çalıyor olması hiç de hoşuma giden bir şey değil. Bloglarınızı otoplayerli müzik eklemeyin. Eğer ki müzik ekleyecekseniz lütfen o playlistin otoplay olmamasına dikkat edin. İsteyen playe bassın ve de dinlesin. 
Çoğu blogu sırf o lanet müzikler yüzünden takip etmediğim doğrudur. Kendime ait bir müzik zevkim var ve de genelde pcde bir şeyler okurken kendi playlistimi dinleyerek bir şeyler yapıyorum. Okumak için açtığım bir blogda müzik duymak sinirlerimi zıplatıyor ve o sayfayı anında kapatıyorum.

Sevmek...

Sevdiği birini kıramaz insan... 
Hele gerçekten seviyorsan canını yakan kişiyi... 
İşte o zaman ne yaparsan yap, canını yakan oyken bile, seni yaralayan oyken dahi o gelsin de sarsın diye ağlarsın.
Öyle de tuhaf bir çıkmaz sokak oluyor bu sevgi...
Aşk desen bitiyor... 
Şehvet desen geçiyor da sevgi yürek burkuyor, can yakıyor. 
Elbet ki zamanla her şey ama her şey maziye karışıp gidiyor ama hep bir parçayı da yanında götürüyor.
Bazen güven oluyor götürdüğü, bazen umutlar ve bazen koca bir gelecek! 
Benim de hakkımda hayırlısı buymuş demek!

1 Kasım 2013 Cuma

Kabus...

Ucu bucağı bitmez tükenmez bir uykudayım… Kabustan kabusa koşuyorum. Birinde umutlarımı, bir diğerinde mutluluklarımı, bir sonrakinde yarınlarımı bırakıyorum…
İçimdekileri dışıma, dışımdakileri içime koyamıyorum.
Kabuslarımda yok oluyor… Her yeni kabusumda yeni baştan doğuyorum.
Acılarımdan kendime duvar ördüm de hapis hayatı yaşıyorum.
Sanki bir kısır döngüde sıkıştım da bir level atlayamıyorum.
Bir yerlerde bir şeylerin değişmesi gerek. Yoksa herkes nefes alırken nefes alamamamın bir açıklaması olamaz.