30 Ekim 2013 Çarşamba

Sorular, Sorular, Sorular...

Nasıl bir anda sarar tüm ruhu mutsuzluk?
Duyulan ufacık bir haberle nasıl yıkılır insan?
Koca bir senenin boşa gittiğine ağlamak yetmezmiş gibi gelecek bir yılın daha bilinmezlikle yok olup gideceğini biliyor olmak…
Şans oyunlarını sevmiyor oluşum hayatımın koca bir yılını şansa adıyor olduğum gerçeğiyle yüzleşiyor olduğumda canımı daha ne kadar çok acıtabilir?
Neden ucu bucağı bitmez sorularda yıpranıyorum ve yıpratıyorum kendimi?
Acaba ben de bir gün emeğimin karşılığını alıyorum diyebilecek miyim?
Yaptığım işten zevk alıyorken sınavlar yüzünden atanamayıp da kendimi yetersiz hissediyor oluşum özgüvenimden neden büyük büyük parçalar koparıp da hayatı bana zehir ediyor?
Bu dünyaya sadece ders çalışmak ve çalıştığım dersin yetersiz geldiğini düşünerek kendime eziyet etmek için mi geldim?
Kpss denilen illet yakamı bırakmayacak mı?
Onca sene dirsek çürüttükten sonra hakkım olanı alamadığım için eğitim sisteminin boktanlığı yüzünden dersanelere çuvalla para vermek zorunda mıyım?
Hani dersaneler kapatılıyordu?
Ölü sikici gibi bir düzen oturtmuş olan dersanelere muhtaç oluşumuz yine atanmış öğretmenlerin lanet olası sallarım başımı, alırım maaşımı triplerinden değil de ne?
Memurların yata yata göt büyütüyor olması hak mı?
Özel sektör neden bu kadar acımasız?
İzmir’de iş bulamıyor olmam aile şirketlerinde torpillerin iyi döndüğünden değil de neden?
Neden benim de torpilin hasını yapacak bir dayım yok?
Zeki olmak neden yeterli değil?
İlla yalakalanmak mı gerek?
El aman dilemeden hakkını aramak gerçekte var olan bir şey mi? 
Lanet olsun neden yaşıyorum ki ben?!

24 Ekim 2013 Perşembe

Tumblr Mesaj Kutuma Düşenler







Bazıları sapıkça, bazılar içten, bazıları anlaşılmaz ama hepsi de tumblrda hayran postasıyla gelenler...

İnsan kendini yalnız hissedemiyor ki şu mesajlar yüzünden :)

ODTÜ'ye Bilmem Kaç Puanla Girdi, Senden Mi Akıl Alacak?!


Ben KPSS olsun, ÖSS olsun o tarz ezberci mantıkla ilgili olan ve çoktan seçmeli sınava yatkınlıkla daha da yüksek notlar alınabilen sınavların zekaya bir ölçüt oluşturabileceğine ihtimal dahi vermiyorum. Eyvallah ODTÜ'ye çok yüksek puanlarla giriliyor. Yine eyvallah eşek gibi ders çalışılması gerekiyor ama zeka denilen şey çok yönlü. Ezberci mantık zekayı zerre geliştirmez çünkü eleştirel bir bakış açıcı oluşmaz ezberle. Alın bundan adam olmaz denilen çocuğu çalıştırın birinci sınıftan itibaren. Çok zeki olduğunu düşündüğünüz ve hiç dersaneye gitmemiş bir çocukla aynı sınava tabii tutun o birinci sınıftan itibaren dersaneye giden çocuğu... Sonuçları gördüğünüzde ne olacak durum.

İnsanlar sınavlardan aldıkları puanlarla değil, hayata bakış açılarıyla, kriz anında verdikleri kararlarla, zor durumlarda yaptıkları seçimlerle yargılanır.

Ben bilmem hangi sınavdan bilmem kaç puan aldım diye böbürlenen insanın üzgünüm ama özgüven eksikliğine üzülürüm sadece. Hele ki şöyle harika bir laf vardır "Akıl yaşta değil baştadır..." Ek olarak da "Eşeğe altın semer vurmuşlar, eşek yine eşek..."

Böbürlenmek yerine bir şeylere yaramayı deneyin. Bir şeyler için çabalayan insanların aldıkları puanlarla değil de yaptıklarıyla övünün. Destek olacaksanız da yok bilmem kaç puan aldı, senden mi akıl alacak yerine gerçekçi açıklamalarla yapın ki destek konuşmanızı eyvallah haklılar diyebileyim.

22 Ekim 2013 Salı

Hindu Filmlerinin Vazgeçilmez Oyuncusu Kareena Kapoor


Hindu filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Kareena Kapoor ile 3 Idiots filminde, Aamir Khan sayesinde tanıştım. Sonrasında bir çok filmini izledim ve oyunculuğuna ve mimiklerine hayran olduğum sayılı kadın oyuncular arasında yerini aldı tabii ki de :)

Böyle böyle derken yeni bir filmle daha sinemalara geleceğini öğrendiğimden heyecanla beklemeye başladım. Bakalım ne zaman görebileceğim :)


Edward Or Jacob?


Vampirlerin yılmaz avcıları, yaratıkların korkulu rüyası Sam ve Dean Winchester kardeşler tabii ki deeeeee :)

Aşkın Şekli Olur Mu Ejderin Aşkında Okuyacağız...

Nice kitaplar okudum vampirlerin, zombiler, kurt adamların, meleklerin ve de şeytanların insanlara olan aşkını yazan...

Nice film izledim vampirlerin, zombiler, kurt adamların, meleklerin ve de şeytanların insanlara olan aşkını anlatan...

Ve bir ilk Ephesus Yayınlarıyla hayatıma girdi... Ejderlerin Aşkı...

Aşkın yaşı yok!
Aşkın cinsiyeti yok!
Aşkın etniği yok, kökeni yok, ırkı yok!
Aşkın şekli yok bir kere!
Nerede, kime ve nasıl aşık olacağımızı bilemeyiz.



Aşk çirkini güzelleştirir, caniyi melekleştirir. Büyü gibidir aşk. Damarlarınızdan damla damla akar, gözlerinizde can bulur. Kanlı Annwyl'in aşkı da savaş meydanlarıydı... Taa ki ejderhasıyla karşılaşıncaya kadar.

Bir insan ejderhaya aşık olabilir miydi? Herkesin deli gibi korktuğu, küle döneceği ihtimaliyle köşe bucak kaçtığı bir kara canavara Kanlı Annwyl aşık mı olacaktı? Böyle bir aşkı narin bir kadın bedeni savaş meydanlarında da geçirmiş olsa ömrünü kaldırabilecek miydi? Böyle bir ihtimal var mıydı?

Kitapta da geçtiği gibi...

"
-Öylesine gitmesine izin mi verdiniz yani?
Danelin Brastias'la bakıştı.
Brastias başını kaldırdı.
"Belki de Kanlı Annwyl 'le hiç karşılaşmadın ama onun hiçbir yere gitmesine izin veremezsin. Sadece yolundan çekilirsin."
"

Savaş meydanlarından aşk semalarına inebilecek mi Kanlı Annwyl? Herkesin korktuğu Fearghus'la yüzleşebilecek mi Annwyl? Hikayenin sonu nerede bitecek? Savaş meydanlarının kanı duracak mı? Öcünü alabilecek mi Annwyl abisinden? Hepsi ama, hepsi Ejderin Aşkı kitabında sizleri bekliyor olacak.

Bu seri kaçmaz :)

Kitabın Adı: Ejderin Aşkı
Kitabın Yazarı: G.A.Aiken
Kitabın Yayınevi: Ephesus Yayınları



21 Ekim 2013 Pazartesi

Supernatural Güzelleri



Abaddon, Supernaturalin 8. sezonunun sonlarında hayatıma girmiş olsa da 9. sezonun favori karakteri olacağı kesin. Seksi hatunların yeri ayrı ki öncesinde de sarışın güzellerden Ruby on numara bir karakterdi ama tabii ki de kızılın çekiciliğini hiçbir şeye değişmem...

Abaddon Alaina Huffman, Sarışın Ruby Katie Cassidy (sarışın diye belirtmemin sebebi dizide iki tane Ruby karakterinin yer almış olması)

Daha İyisi...


American Horror Story'den daha iyi bir dizi var mı bildiğiniz?
Benim yok!

16 Ekim 2013 Çarşamba

The Walking Dead, Season 4, Episode 1


-Onlara ( zombilere ) isim mi taktınız?

- Birinin üzerinde isim kartı olunca hepsine takalım dedik biz de.

- Hayattayken bir isimleri vardı, artık ölüler ama.

- Hayır değiller, sadece farklılar.

- Ne diyorsun sen? Konuşmuyorlar, düşünmüyorlar, insanları yiyorlar, insanları öldürüyorlar.

- İnsanlar da insanları öldürüyor ama yine de isimleri var!

Facebook Çöpçatan Hizmeti Gururla Sunar





Eşimle ayrıyız, Boşandım ve Dulum seçeneklerini facebook haber kaynağında görünmeyecek şeklinde ayarlarken, İlişkim yok işaretlendiğinde haber kaynağında altın sarı bir haneyle yayınlanıyor. 

Gece gece saçmalama lüksümü kullandım.

Facebook seni oldukça çöpçatan gördüm tatlım...

Yap bir iyilik bu yalnız kullanıcına da, ha olmaz mı?!

14 Ekim 2013 Pazartesi

Düğüm Düğüm...


İstemeyeni istemek...
Özlemeyecek olanı özlemek...
İçim acıyor dediğimde bana ne diyecek olana canımı yakma demek...

Canını yakana ağlamak... Canım yanıyor görmüyor musun diye isyan etmek, görmediğini bile bile...

Dokunsalar ağlarım.
Sarılsalar yanarım.
Göz yaşlarımı içime akıtırım.
Bilmiyorsun ki çok yalnızım!

Gittin, ardında bir yıkım yaparak...
Gittin, ruhumdan bir parçayı da kopararak!
Gittin, duvarlarımla beni baş başa bırakarak.

Ne çok hayalim vardı. 
Fark ettim ki hepsi artık yalan oldu.

Ne çok dileğim varmış, gerçekleşmesi imkansız olan...

Düğüm düğüm dertlerim...
Düğüm düğüm özlemim....
Düğüm düğüm sevdiğim...

İlmek ilmek çözmeden de gittin beni!


The East, Biz Doğuyuz...

Çevre tüketim çılgınlarını doyurmak için olanca hızıyla kirletiliyor. Kapitalizmin esiri olan hayatlar daha, daha, daha çok diyerek var olan doğal varlığı da sömürmekte...

Peki insanlık bunun için ne yapıyor? Elden gelen bir şey var mı?

Bu tüketim çılgınlığının, bu cep düşkünlüğünün sonu getirilebilir mi? Para, para, daha çok para diyen insanların yok saydığı hayatlar için vicdan azabı çekecek birileri yok mu?

Bu çıkmazın vebalini kim çekecek?

İnsan sağlığı bu hayatın neresinde? Yaşanılası bir dünya mı, yoksa rant peşinde koşarken bir hiç uğruna yok olup giden para delisi hayatlar mı daha önemli?

Varlığın önemini ne belirliyor? İnsan olmak mı yoksa parayla gelen güç mü? Seni sen yapan şeyler ne?

Canının istemediği bir oyuncağı çöpe atarken, dünyanın başka bir yerinde ona ihtiyacı olan bir çocuk olduğunu hiç düşündün mü? Bir elmayı dişledikten sonra bitiremeyeceğine kanaat getirip o sapasağlam elmayı çöpe attığında hiç düşündün mü "benim karnım tokken başka bir yerde açlıkla savaşan insanlar var mı" diye...

İnsan olmak için ihtiyacın olan şey biraz da olsa vicdan değil mi? Peki sen vicdan sahibi biri misin? Her gece yatağına yattığında sadece kendini mi düşünüyorsun? Hiç bencilliğini bir kenara bırakıp da biraz da çevrendeki sorunlardan yola çıkarak bütündeki aksaklıklara bakmayı denedin mi?

İşte The East filmini bu yüzden izlemelisin.

"Biz siziz. Sıkıcı işlerinizden bunalıp kaçarak açık havada koşturduğunuz sabahlarız biz. Birini ilk kez öpüp ondan karşılık aldığınız anız biz. Biz uykunuzun tutmadığı geceleriz. Gözlerinizi tavana dikip "bu mu yani... Hayattan payıma düşen bu mu" dediğiniz geceleriz.



Hepinizin içinde korku bilmeyen bir özgürlük var."


Beyaz Donlu Müzik


Müzik sektörü gün geçmiyor ki farklı şarkı klipleriyle görsel hafızamıza girmesin...
Farklı olan daha da dikkat çekici olduğundan klipler oldukça yaratıcı olmaya devam ediyor.

Kim derdi ki beyaz donun bu kadar seksi olabileceğini bu şarkının klibini izlemedikten önce?
Pamuklular seksi bir görüntü sunabilir miydi ki kişiye?
Öyle bir ihtimal var mıydı?



Depresyonda olan bir kişi bitmiş, tükenmiş gözükmeliydi bizim fikrimizde ama bu klip depresyonun bile bir çekici tarafı olabileceğini gösteriyor bizlere.

Hani klip nerede dediğinizi duyuyorum ve sizinle bu klibi paylaşıyorum :)


Hem şarkı hem de klip insanı farklı bir ruh haline sürüklüyor.
Depresif ruh halinin yanı sıra insan içinde bir umut ışığı arıyor klibi izlerken.
Elliphant oldukça iyi bir iş çıkarmış bu kliple.
Devamında neler gelecek merakla bekliyorum.

Boyfriend Pants Modası Geri Gelsin


Tayt modasının ardında sönük kalan Boyfriend Pants modası mümkün olduğunca ön planda kalmalıydı.
Neden mi?
Çünkü bir kere rahat.
Giy pantolonu çık dışarı. Üstüne bir tshirt tamam.
Taytsa bunun aksine artık göz tırmalıyor. Görsellikten nasibini almamış bacaklar daha da belirginleşiyor.
Çarpık bacaklarıyla övünen tipler türüdü siyah taytlar yüzünden.
Yaratıcılık deseniz yok.
Sıfırlandı!


Tarz bir kere boyfriend pants. Herkesin kendine yakıştırabileceği türden bir şey değil.
Bir kere zayıf bir bedene sahip olmanı gerek.
Gerçek anlamda kendine ne yakıştığını bilip, ona göre giyinenlerin işi bu akım.
Belki de çok fazla tutulmamış olmasının sebebi de bu olsa gerek.
Moda denilen şey herkesi içine alıp ordan oraya sürüklediği için kendine ne yakıştığını bilmeyen insanların elinde oyuncak olduğundan boyfriend pants pek tutulmadı.
Belki de benim açımdan iyi bile oldu diyebilirim ama yine de göz önünden bu kadar çabuk silinip gitmesi canımı oldukça sıktı diyebilirim.
Kışın gelmesine beş kala siyah taytlar, uzun tunikler, diz boyu çizmeler cehennemine elim ayağım titreyerek girmek istemiyorum.
Boyfriend pants akımının sarsılmaz neferiyim.
Kimse beni tayt giymeye ikna edemeyecek.
O berbat siyah yapışkansı şeyi asla giymeyeceğim!

10 Ekim 2013 Perşembe

American Horror Story Coven Başladı


Merakla üçünsü sezonunu beklediğim Americna Horror Story sonunda başladı.
Ekrana kilitlenmeniz zamanı geldi de geçiyor.
Kaçırılmayacak bir sezon bizleri bekliyor.
İzlemeyen pişman olacak!!!

8 Ekim 2013 Salı

İşsizlikten İş Bulmak, Kek Yapmak...

Kpss sonrası umutlarım suya düştüğünden dolayı bir umut bu sene de hazırlanayım diye düşündüğümdendir ki iş bulmadım. 

Aslında bir çok yere başvuru yapıp geri dönüş alamadım. Bu yüzden iş yok, güç yok triplerine girdim. Triplere girmişken de mutfağı kendime mesken tuttum.

Sonuç mu? Sonuç işte ortada.


Tarifi:

2 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 su bardağı şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı kola/gazoz/fanta
Yeterince un

Kek kalıbını margarinle yağlayın ve biraz içine irmik dökün ki kek kalıptan kolay çıksın.


Sonuç olarak harika bir kek karşınızda olacak.

Ha unutmadan kek pişerken fırının kapağını asla açmayın.
Eğer açarsanız sonuç hüsran olacaktır, söyleyeyim.

4 Ekim 2013 Cuma

Sae-ron Kim Hayranlığım :)


Sae-ron Kim'le ilk The Man From Nowhere'de karşılaştım. Oyunculuğu iz bırakıyor veledin. Sonra tuttum A Brand New Life'ta izledim ve bir kez daha hayran oldum sıpaya. En son da bugün 2012 yapım Barbie filminde izledim, oynadığı her filmin bu kadar başarılı olmasının tek sebebi oymuş gibi gelir oldu. 

Her rolün üstesinden bu kadar iyi mi gelir bir çocuk?
Oynadığı her rolde bu kadar iyi mi aktarır duyguları bir çocuk?
Başarıları umarım daimi olur.
Böylesine harika bir yetenek kesinlikle ileri de daha iyi işlere imza atacaktır.

Şimdi gelelim 2012 yapım Ba-Bi filminin konusuna:

Savaş Artık Son Bulacak Mı?


Tanrıçanın Savaşı kitabının ardından gelen son kitap Tanrıçanın Mirası...
Seri nasıl bitti bilemedim.
Gözümü açtım, kapattım... Bir refleksmiş gibiydi... 
Tadı damağımda, etkisi ruhumda kaldı.
Kate'in sesi hala kulaklarımda çınlıyormuş gibi...
Aşkın, saf aşkın varlığını hissettiğim nadir kitaplardan biriydi Tanrıça serisinin son kitabı olan Tanrıçanın Mirası...

Bir an geldi Calliope'nin nefretini iliklerime kadar hissettim.
Ve bir an geldi kendini adamışlığın, çaresizliğin acısını hissettim ruhumda.
Göz yaşlarıma hakim olamadığım yerler de yok değildi.

Bir duygu selinin içinde buldum kendimi kitabı okurken.
Sevilmek istedim.
Aşık olmak istedim.
Özlemek istedim.
Sevdiğim için savaşmak istedim.
Kendi canımdan vazgeçmeyi göze alacak kadar sevmek istedim.

Hayatımdaki monotonluğa lanet ettim ben bu kitapla!
Kate'le yan yana olmak istedim bazı anlarda... Ellerinden tutup, sakin ol ben yanındayım demek istedim.

Ve Afrodit... Ahh Afrodit...
Kitapta sizleri neler bekliyor?
İkinci kitap can alıcı bir noktada sonlanmıştı.
Üçüncü kitabı, serinin sonunu merak etmiyor musunuz? 
Daha ne duruyorsunuz.
Hadi Tanrıçanın Mirasını alın ve okumaya başlayın.

Kitabın Adı: Tanrıçanın Mirası
Kitabın Yazarı: Aimée Carter
Yayınevi: Ephesus

Doğum Günü Pastasıyla Gönül Alıyorum :(

Günlerdir öyle bir mutsuzluğun içinde kıvranıyorum ki parmağımı dahi kıpırdatasım yok.

Öyle böyle depresyondan depresyona koşa duruyorken kardeşimin doğum gününü unuttuğum fark ettim. Nasıl bir unutmaktır ki sadece hediye almak için dışarı çıkacak tek bir enerji hücresini içimde hissetmediğimden evde oturuyordum ama kardeş bu hediyesiz olur da hatırlamamak olmaz dedim ve pasta yaptım.

Yan karede gördüğünüz pasta tamamen ev yapımı olum, benim ellerimden çıkmıştır.

El emeği, göz nuru böyle bir şey sanırım.

Ha unutmadan ben tatlıydı, pastaydı çok seven biriyim ama mevsimsel depresyonumdan dolayı olacak ki pastaya elimi dahi süremedim. Bir çatal alıp bıraktım. Sanırım evde otura otura iyice yalnızlaştım. Artık kendimi bile tanıyamaz haldeyim.

Ben hayat dolu biriydim. Mutluydum. Güler yüzlüydüm. Çevremdeki insanlara neşe saçardım. Şimdi içimde tek bir hücre bile yok gülümsemeye çaba sarf edecek...

Elimi kaldıracak halim yok. Yüzüme gülümseme konduracak umudum yok.

İşsizlik çok kötü bir şey. İnsanın paraya ihtiyacı oluyor. Aile, aile nereye kadar... Yürümüyor böyle.

Kpss desen olmadı be... Olmadı işte. Alan sınavı getirdiler. Ben ki bilgisayar bilimleri ağırlıklı matematik okudum. Alan sınavını yapamadım be :( Ne matematik tam, ne bilgisayar tam... Cacık olmazmış gibi geliyor benden.

Çok mutsuzum blog. Yıllar sonra yine, yeniden depresifleştim. Tırnaklarımı tekrardan yemeye başladım. Yüzümü yine sıkıntıdan kaşır oldum. Yaralarım tekrar ortaya çıktı. Çok aşırı kilo kaybettim.

İçim içimi kemiriyor.

Mezun olmak ne kadar kötü bir şeymiş...

Neyse pasta yaptım ben.

Kim Noble'den Hepimiz


Hyperion Yayınevinden çıkan Hepimiz, Kim Noble'nin kelimeleriyle hayat buluyor.
Kitabın içine daldığınızda o ruh çeşitliliği ile kendinizden geçebilirsiniz ya da o çeşitlilikle bir satırdan diğer satıra sürüklendiğinizi hissedebilirsin.

Böyle bir kitap okumayalı uzunca bir zaman olmuştu. 
Psikolojik rahatsızlıklarla ilgili okuduğum kitapların sahibi genelde Irvin D. Yalom'du. 
Kim Noble ile hayatıma yeni bir renk gelmiş oldu.

Kim çoklu kişilik bozukluğundan müzdarip harika bir anne.
Bazen anoreksik bir genç kız...
Bazen homo bir birey...

Kitabı okurken ilk başlarda Kim için içiniz burkulabilir. Sonralarda onun verdiği yaşama savaşına hayran olmamanız mümkün değil. 

Kendini bir yerdeyken başka bir yerde bulmaları... Kaybolmuşluk hissini kabullenişi... Kendini bir çok kişiliğin içinde arayışı...
Hepsi ama hepsi Kim'e hayran olmanıza neden olacak.

Kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
Saniyeler dakikaları kovalayacak, dakikalar saatleri ve bir bakmışsınız ki kitap çoktan bitmiş.
Bittiğinde de tadı damağınızda kalıp gitmiş.

Kendinizi düşüneceksiniz kitabı okurken.
Acaba diyeceksiniz benden içerde bir başka ben var mı?
Parçalarımı birleştirdiğimde bir bütün elde ediyor muyum?
Merhaba Kim, sen ben misin dediğim o kadar yer oldu ki kitapta...
Sayısını ben bile unuttum.

Yaşama azmi, zorluklara göğüs germesi, hayata sıkı sıkı sarılması, hayattan nefretle uzaklaşmak istemesi...
Hepsi ama hepsi Kim'in yapboz parçalarından biri.

Bu kitabı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız ki her sizin hayal dünyanızda yarattığınızı Kim gerçeklik olarak yaşıyor.
Onun hayatı sırlarla dolu...
Kendini tam olarak, bir bütün olarak görebildiği zamanlar çok kısıtlı.
Ama yılmadan, yıkılmadan, pes etmeden devam ediyor.
Devam etmesi gerektiğini biliyor.
Terapistinden güç alıyor.
Kızına sıkı sıkı bağlı.

Oprah'ın showuna katıldığında -ki bu konu kitabın ilk sayfalarında dile getirilmiş- ünlü biri olmadığının bilincinde Kim.
Ama ünlü olup olmaması değil önemli olan.
Önemli olan kendini nasıl ifade ettiği, nasıl var olduğu ve hayata nasıl baktığı önemli.
Kim orada kendini çok iyi ifade ediyor.

Diyor ki:

"Bir çocuk sıradan olmadığını bir tek bunu ona yetişkinler söylediğinde fark eder."

"Farklı kişilikler, bir otelin döner kapısından girip çıkan konuklar gibi bedene girip çıkarlar."

"Acıyla ya da endişeyle baş etmezseniz, bunları çözümlemez, durdurmaz ya da bir şekilde unutmazsanız, her gününüzü bunları düşünerek geçirirsiniz. Hayatınız bitmiş gibi olur."

Sizce de okunmaya değer bir kitap değil mi?
Bu kitabı okuyun.
Pişman olmayacaksınız.


2 Ekim 2013 Çarşamba

Kitap Çekilişinde Kazananlar


Duvarların Dışında
Hepimiz
1.
Tarih84
rbA mayushi
2.
Falan Filan Feşmekan
Tuğçe Keleş
3.
Leyli
Nuray Durmuş
4.
Adsız
Kitap Delisi
5.
Büşra Bayram
Tülay Özdemir
6.
İhlinaz
Gül Özdemir
7.

Hakan Yürük
8.

Furkan Süvari
9.

Kübra Winchester
10.

Damla Durmuş
11.

Derya Rüya Serim
12.

Meliha Aktaş
13.

Elif Özkan
14.

Gülay Takaz
15.

Serkan
16.

Büyülü Mısralar
17

Sadenaz Yılancı






Adalet Ağaoğlu'ndan Duvarların Dışında'yı kazanan Falan Filan Feşmekan :)

Kim Noble'den Hepimiz'i kazanansa Kübra Winchester oldu.

Kazananlar bitlipireli @ gmail.com  mail adresime ad soyad, telefon numarası ve ev adreslerini yazarlarsa hediyeleri en kısa sürede kargolanacaktır :)