27 Eylül 2013 Cuma

Hyperion Kitap'ın Katkılarıyla İki Harika Kitap Hediye Ediyorum :)


Hyperion Kitap'ın katkılarıyla harika iki kitabı blogum aracılığıyla siz değerli okuyucularıma hediye edeceğim.

Kitaplar Kim Noble'den Hepimiz ve Adalet Ağaoğlundan Duvarların Dışında.

İki şanslı kişiden biri Hepimiz'i, bir diğeri ise Duvarların Dışında'yı kazanacak.
Çekilişe katılmak için yapmanız gereken şeyler çok basit.

Hyperion Kitap'ın Facebook Fan Sayfasını beğenmek.

Twitter hesabınız varsa Hyperion Kitap'ın twitter hesabını takibe almak.

Blog sahibiyseniz blogumu takibe almak.

Ve son olarak bu postu facebook hesabınızda herkese açık olarak paylaşmanız gerekmekte.
Twitter hesabınız da varsa yine aynı şekilde paylaşırsanız daha iyi olur :)

Bu posta yorum olarak hangi kitabı istediğinizi yazmanız gerekiyor.
Hem size ulaşmam açısından da bu daha faydalı olacaktır.

Çekiliş bu post itibariyle başlamış olup 2 ekim akşam 19:00da sonuçlanacaktır. 
Katılım tarihi 2 ekim 12:00da son bulacaktır.

Kazanan random.org tarafından belirlenecektir. 
Bunun nedeniyse çekilişte herhangi bir hile olmaması içindir :)

26 Eylül 2013 Perşembe

İntikam Peşine Düşmeyecek Mi Calliope?


Kitaptan spoil vermek, okuyucunun hevesini kursağında bırakmak bana göre bir şey değil.
Açıkçası bana biri kitabın içeriğiyle ilgili ne zaman bir şeyler anlatsa hevesim kaçıyor. Çünkü benim hayallerim benim için çok önemli.

Kate'in başına ne geleceğini anlatmak bana düşmez. Çünkü harika bir kitap okuyucunun elinde duruyor.
Benim cümlelerimle o harika kitabı anlatmaya kalkarsam tanrıcılık oynamaktan öteye gidebilir miyim? 
Taklitler aslını yüceltmekten öteye gidemez.
Bu yüzden bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorken gerçek anlamda bana kitabın neler hissettirdiğini yazmak istiyorum.
Ne de olsa kitabın bende yarattığı etkiyi anlatmak kitaptan spoil vermeye girmez :)

İlk kitap bildiğiniz üzere Tanrıça...
Şurada 
soluksuz okuduğumu belirtmiştim.

İkinci kitap olan Tanrıçanın Savaşını ise gözümü kırpmadan okudum.
Bir an geldi yakıcı çöl topraklarından serin sulara koştum Kate'le...
Ve bir an geldi Ava'nın sıcacık sevgisiyle sarılıp sarmalandım.
Calliope'nin nefretiyle kendime geldim.
James'in tuhaflıklarıyla kahkaha attım.
Henry'nin soğuk duvarları yıkılacak mı diye merakla satırları takip ettim.

Kitabı elimden bırakmadan koca bir gün geçirdim.
Ne zaman ara verecek olsam, beş dakika sonra geri elime aldım kitabı.
Dehşetle nefesimi tuttuğum dakikalar olduğu gibi meraktan oturduğum yerde tırnaklarımı kemirdiğim anlar da yok denilemeyecek kadar fazlaydı.

Kate inanılmaz iradesiyle Henry'e olan sevgisinin önüne çıkan engelleri bir bir aşabilecek mi?
Henry duvarlarını yıkarak Kate'e sevgisini gösterebilecek mi?
Calliope ilk kitapta aldığı cezayı hakkıyla çekip kurtulabilecek mi?
James Kate'i bu oyundan vazgeçirebilecek mi?

Hepsi ama hepsi bu kitapta cevaplarını bulacak.
Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.
Pişman olmayacaksınız.

Kitabın Adı: Tanrıçanın Savaşı
Kitabın Yazarı: Aimée Carter
Yayınevi: Ephesus 

Park Gahee Kahi'den One Love



Kadınların harika seslerine bağımlılığımı blogu takip eden herkes öğrenmiştir sanırım.
Kahi de sesine bayıldım kadınlardan biri.
Hem sesini seviyorum hem de her halini.
Hem güzel oluşu da büyük bir artısı benim açımdan.
Ne yapayım ayy güzel kadınlara zaafımı saklayacak değilim ya :)

Göze de kulağa da hitap eden bir kadına hayır demek ne mümkün?
Kimin haddine böyle bir şey.

Neyse efendim lafı fazla uzatmadan Kahi'den bu harika şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim.

25 Eylül 2013 Çarşamba

FT Island'dan Beklenen Klip Geldi



Şarkının tanıtım videosu büyük bir olay olmuştu.
Şahsen heyecanımı yutarak beklemeye geçmiştim.
Geçmez olaydım diyorum... 
Onca beklemeden sonra bu şarkıyla karşılaşında hayal kırıklığı yaşadım.
O kadar beklediğim, heyecanla sürekli tanıtım videosunu izlediğim şarkı bu olmamalıydı.

Nerede kaldı FT Island'ın harikalığı?
Olmamış :(

Klip

24 Eylül 2013 Salı

Dabbe 2, İnançlarla Gelen Korku...


Ne başı belli ne kıçı belli bir film. 
Kurgu deseniz kurgu yok. 
Olay örgüsü deseniz olay örgüsü yok. 
Car car bağıran insanlar ve rezalet oyunculuklar söz konusu. 
Ne geliyor, niye geliyor, ne oluyor, neden bunlar oluyor demeye kalmadan da zaten film bitiyor ve merakınızla baş başa kalıyorsunuz. 
Sanırım izlediğim en vasat cinli filmdi. 

Ayrıca bazı yerlerdeki duvar sahnelerinde kullanılan duvarın kafa şeklini alması da çalıntı... 
Sahneleri eski korku filmlerden araklamışlar araklamışlar, ortaya karışık yapmışlar.
Film diye bize kakaklamışlar....



Bende büyük hayal kırıklığı yarattı film.
Üzüldüm açıkçası.

Neden üzüldüğüme gelecek olursak da Hasan Karacadağ'dan böyle kötü bir yapım beklemiyor oluşum...
Sanırım bu film yüzünden Hasan Karacadağ'ın bendeki izlenimi büyük bir darbe aldı...

İnançlı bir çok insanın normalde oldukça fazla etkisinde kalacağı bir olay örüntüsünü bu kadar sığ bir şekilde ele almaları üzücü. 

Yoğun olarak korku filmi izleyen biri olarak sadece cinli korku filmlerde korktuğumu da belirtmek istiyorum ki bu film zerre korkutmadığı gibi cinli filmlere olan ilgimi de yerle yeksan etti.

Ayrıca filmdeki makyajlar oldukça kötü.
Film tek bir odada geçiyor neredeyse ve buna bağlı olarak biraz da olsa ışıklandırmanın iyi olmasını bekliyor insan ama ışıklandırma hem kötü hem de tasarım berbat.

Hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsanız, izlemeyin, izletmeyin.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Üşenmedim Krep Yaptım ^^


Tarif :
2 yumurta
2 su bardağından biraz daha az un
1 su bardağı su
1 su bardağı süt
1 çay kaşığı tuz
1 paket hamur kabartma tozu.
Tavaya yapışmaması için sıvı yağ.

Hazırlanışı:
Unu bir kaba boşaltın, üstüne hamur kabartma tozunu dökün ve karıştırın.
Sonrasında sütle suyu dökerek, un topaklanmayacak şekilde karıştırın. En son olarak yumurtları kırın ve bir çay kaşığı tuzu ekleyip tekrar karıştırın.
Önceden kızdırmış olduğunuz tavaya hazırladığınız karışımı kaşık kaşık göz kararı dökerek yayın.
Bir tarafının tamamen pişmesini bekledikten sonra krebi ters düz yapın.
Hepsi bu :)

20 Eylül 2013 Cuma

Hyperion Kitap'ın Katkılarıyla Çekiliş Heyecanı


Hyperion Kitap'ın katkılarıyla iki harika kitap için çok yakında ufak bir çekiliş düzenleyeceğim ve bu iki harika kitabın biri Kim Noble'den Hepimiz, diğeri de Adalet Ağaoğlu'ndan Duvarların Dışında...

Şimdilik tek yapmanız gereken Hyperion Kitap'ın facebook fan sayfasını beğenmek ve beni takip etmek.

Beklemede kalırsanız bu güzel iki kitabın sahibi de olabilirsiniz :)



14 Eylül 2013 Cumartesi

Gösterişin İçinde Boğulmak


Biri bizi gözetliyor yarışmasıyla hayatımıza girdi hayatlarımızı göze göze sokma merakı ve devamında facebook, instagram, twitter, tumblr, 4square...

Her şeyi ama her şeyi başkalarına gösterebilmek için yaşar olduk. İçtiğimiz çay, yediğimiz yemek, okuduğumuz kitap, aldığımız yeni etek, kazak ceket... Her şey ama her şey fotoğraflandı... Fotoğraflanmadıysa da imalı cümlelerle sağda solda yazıldı, çizildi. İlla birileri yaptıklarımızdan haberdar edildi. Bilinmeyen, duyulmayan yaptıklarımız sır olarak bize kaldı.

Git gide paranoyaklaştık, git gide yalnızlaştık.

Bizi biz yapan şeyler başkalarının gözleri önüne serilmedikçe anlamsızlaştı, değersizleşti. 

Bizde olan şey birinde olmamalıydı ki önem kazansın. Aynı kazağı giyen kadın gibiydik. Sidik yarıştırıyorduk hayatımızla. Hava atıyorduk gezdiğimiz cafelerle, içtiğimiz içkilerle, yediğimiz yemeklerle...


Ne zamandan beri anı yakalamak, hatıra toplamak gösterişle eş kabul görür oldu?

Neydik biz, ne oluyoruz biz?

Biri yazmış facebooka kocişle 3D film keyfi, diğeri yazmış karıcığıma kendi ellerimle kek yaptım... 

Hayır, hayır bunu kıskandığım için yazmıyorum. Sadece insanların hayatlarını bu kadar orta yere sermesine anlam veremiyorum. Bana ne ki yaptığın kekten? Kokusunu alabiliyor muyum faceobooktan, hayır... Tadı? Tadı da yok... O zaman senin anıların neden sana özel değil de benim de hayatımda yer etmek zorunda bir de?

Facebooku sadece fan pageleri takip etmek ve sevdiğim insanlarla sohbet etmek için kullanıyorum ki artık çoğu kişi msn kullanmayı bıraktı. Bazılarına yalvarırcasına skype kullanmalarını dile getiriyorum ama genelde facebooktan ulaşırsın bana diyorlar eyvallah diyorum ben de... 

Yani derdim kıskançlık değil. İnsanları teker teker siler oldum.

Yapılan özlü söz paylaşımlarına her defasında hangi kitaptan bu yazmaya ben üşenir oldum... Bir kere de sorduğum soruya cevap alamadım ya sağlık olsun. Atilla İlhan'ın şiiri Atilla Taş'ın şarkısı gibi lanse ediliyor misal sağda solda ve buna inanan on bin milyon insan bile bulunuyor sosyal medyada...

Sosyal medyanın güvensizliğinden geçtim insanlar körü körüne her şeye inanır oldu. Çok acı bir durum bu. Kaynak araştırılmadan kişiler spamlanıyor, banlanıyor... Kaynağa in bir kere koyun psikolojisi yapma arkadaşım!!! Bir kere de olsa olaya eleştirel yaklaş.

Dua paylaşımlarını da anlamıyorum. Dua paylaşınca daha mı dindar gözüküyorsunuz? Gusül abdesti anlatan gönderiler var... O gönderileri paylaşanların dahi okuduğuna inanmıyorum. Bildiğim tek şey dinin vicdani bir özgürlük olduğu ve bireyin dine kendi inançları doğrultusunda yönelmesi gerektiği.

Sevgilisi olanların gözümüze gözümüze sevgililerini soktuğu yetmez gibi, evlenenlerin de tüm evlilik anlarını an be an paylaşmaları harika... Tek korkum gerdek gecesinin de gözüme gözüme sokulacak korkusu!

Neyse sosyal medyadan iyice sıtkım sıyrıldı. 

İçimi buraya dökmek istedim.

12 Eylül 2013 Perşembe

Tanrıça, Bunu Gerçekten İstediğine Emin Misin?


Tam her şey bitti dediğiniz anda yeni bir başlangıçla lanetlenseniz... 
Ne yapacağım ben diye kendinizden geçmenize saniyeler kala karanlıkların arasından bir el uzansa... 
Bir seçim şansını nasıl kullanacağınızı bilemez haldeyken hayatı sizin bu seçiminize bağlı olan birileri olsa... 

Neler hissederdiniz? 
Nasıl bir karar alırdınız?

Kate işte böyle bir kararın eşiğinde ne yapacağını bilmez haldeydi Henry'nin gözlerine bakarken.
Kendisini gelecekte ne beklediğinden habersiz sadece vereceğe karara odaklanmış halde bir şeyleri yoluna koymaya çalışıyordu.

Daha gencecikti...
Hayatının baharındaydı.
Hayatının yok yere heba olmasını istemediği biri yanı başında duruyordu.


İşte bu kitabı okurken seçimlerin hayatımızda ne kadar büyük yeri olduğunu anladım.
Aldığımız en ufak bir karar bile geleceğimizin raydan çıkmasına neden olabildiği gibi harika sonuçlara da gebe yarınları hediye olarak sunabiliyor.

Ne yaparsak yapalım verdiğimiz kararların sonuçlarına katlanıyor ve yolumuza devam ediyoruz.
İşte Kate de vereceği kararın sonucuna katlanabilecek miydi?

Yunan mitleriyle süslenmiş harika kurgusuyla elinizden bırakamayacağınız bu kitabı okumalısınız.

Yunan mitolojisine yenilikçi bir bakışla hayati kararların doğurduğu aşkın tadını alacaksınız bu kitapta.

Zaman kitabı okurken su gibi akıp gidecek ve serinin diğer kitaplarını da okumak isteyeceksiniz ki ben şu an seriyi bitirmek için deliriyorum.
Bu isteği farklı bir kelimeyle açıklayamıyorum. 
Şu anki ruh halim tam anlamıyla serinin devam kitapları için delirmek :)

Siz siz olun benim gibi tek kitabı okuyup da diğerlerini sonradan alırım demeyin.
Aldığınızda bütün seriyi alın ki hemen bitirebilesiniz.

Bu zevk ara vermeyi hak etmiyor.

Kitabın künyesini de yazayım :)

Kitabın Adı: Tanrıça
Kitabın Yazarı: Aimée Carter
Yayınevi: Ephesus 

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ice Tea'den Dragonfruit Bir Harika Dostum


Yazının en başında IceTea Facebook Sayfasının linkini vereyim.


Geçen gün markete gittim. 
Sıcak havalardan çatlamak üzere olduğumdan soğuk içecekleri tercih ediyorum.
Soğuk içeceklerde de gazsız olanları alıyorum.
Ne bileyim aldığım ya meyve suyudur, ya ayrandır ya da soğuk çaydır.

Aromalı soğuk çay alayım bari dedim. Buzluğa doğru yöneldim.
Pırıl pırıl minik kutular dikkatimi çekti. 
İki tane denemelik aldım eve geldim.
İyi ki de almışım.
Tadına bayıldım bayıldım :)

İce Tea bu işi çok iyi biliyor.
Tavsiye ederim.

Shingeki no Kyojin ve Levan Polkka Benzeşimi ^^

İnternet efsanelerinden biri haline gelen Levan Polkka


Shingeki no Kyojin'deki kadın titatnın durumu


Arka fondan da şarkının orjinalini vereyim efenim ^^



4 Eylül 2013 Çarşamba

Dead Man Down ile Ölümle Anlaşma


Kapanışı Zaz'dan Eblouie Par La Nuit şarkısıyla yapılan Dead Man Down klişeleri pek de yıkmış gibi durmayan bir film.



Sadece Noomi Rapace hatrına izlediğimi dahi söyleyebilirim. 

Kurgu oldukça iyi, görsellik on numara ama özgünlük yok... Genel anlamda polisiye-aksiyon- mafya filmlerinin olmazsa olmazı intikam alma üzerine kurulu bir film. Böyle olunca da insanın izlerken hevesi kaçıyor.

Bir kaç replik harici hoşuma giden pek bir yer olduğunu söyleyemem. Açılışındaki şu sözler hoşuma gitti, sizlerle de paylaşayım :

"Hepimiz planlar yapıyoruz, orası kesin. Ama hayat... Hayat bütün o yol boyunca başına gelenlerden ibarettir."

Boş zamanınız çoksa, eğlenceli vakit geçirmek istiyorsanız izleyin derim.
Ama çok fazla beklenti içinde olmanızı da istemem.







3 Eylül 2013 Salı

Benzemez Kimse Bana

Ejderha Dövmeli Kız serisinin beyaz perdeye aktarılmasıyla Noomi Rapace hayatımda yerini aldı. Aldığı gibi de çevremde film serisini izleyen herkesten aynı tepkiyi almaya başladım. 

"Seeeeen Lisbeth Salander'e neeee kadar çooook benziyorsunnnnn."

Tabii bu tepkileri aldığımda uzun siyah saçlarım, simsiyah kıyafetlerim ve sürüsüne bereket gümüş takılarım vardı. Şimdi onlardan eser kalmadı. 

Noomi'yi sizlere de göstereyim bahsetmişken.


Neyse gel zaman git zaman bu filmler unutuldu da beni ona buna benzeten çıkmadı diye şükretmeye başladım.

Ama şükürlerim kısa sürdü ve hayatımıza uçarak, kaçarak, koşarak The Walking Dead girdi.
Benim hayatıma da The Walking Dead'le Lori girdi...
Girmez olaydı diyorum yaa!
O nasıl bir gudubetlik, o nasıl bir mendeburluk.
Noomi Rapace'e benzetilmek gururumu okşarken Sarah Wayne Callies'e benzetilmek sinirlerimi yıpratır oldu.

The Walking Dead'de canlandırdığı karakterden o kadar tiksiniyordum ki bu benzetmeyi resmen hakaret gibi algılıyordum. 
Allahım diyordum, allahım beni o kadının neresine benzetiyorlar ya?!
Ben öyle mendebur bir kadına nasıl benzetilebilirim?!
Nasıl, nasıl, nasıl?!

Bahsetmiş olduğum kadını da göstereyim, bilmeyenler, görmeyenler, duymayanlar için.


Ucundan kıyısından baktığımda cidden ikisine de benzer yanlarım var.
İkisi kadar sıskayım.
İkisi kadar memesizim.
İkisi kadar belirgin elmacık kemiklerine sahibim.
İkisi kadar küçük gözlerim ve belirgin bir burnum var.

Açıkçası bu ikisi de birbirine benziyor. 
Bir grup olarak düşündüğümde de hepimizin birbirine benzer yanları var.
Bitti.

1 Eylül 2013 Pazar

İliklerine Kadar Hissedersin Sevdiğini De...


"-Şartlarını söyle!
Anlaşma yapmaya hazır mısın?
-Evet!"

Lena sorumlulukları karşında ne yapacağını bilemez haldeyken karşına çıkan bir fırsatı değerlendirmek zorunda kalır.
Bu fırsat başkaları tarafından aşağılayıcı bir iş olarak görülse de kurallarına göre oynandığında, Lena'ya hem kendi hayatını hem de ailesini çok rahat geçindirmesine yetecek kadar para kazandıracaktır.

Lena o fırsatı değerlendirerek yaşadığı şehrin en gözde eskort şirketlerinden birinde işe başlar ve kısa bir süre sonra şirketin vazgeçilmez çalışanlarından biri haline gelir.

İş kurallarında asla seks yoktur. Yasakları çiğnemek bazen acı sonuçlara neden olsa da Lena'yı bekleyen akıl almaz sürprizler vardır.

Seksle, şehvetle, arzuyla süslenmiş bir kitabı elinizde tutuyor olacaksınız Seninim'i elinize aldığınızda.
Maureen Smith harika bir kurguyla insanı satır aralarının akışına sürüklüyor.
Kitabı elinizden düşüremeyeceksiniz.
Okurken bazen hayıflanacak, bazen küfredecek ve bazen keşke diyeceksiniz.
Nereden mi biliyorum? 
Çünkü o kadar çok keşke dedim ki kitabı okurken...
Sayısını ben bile unuttum.


Ve bazen göz yaşlarıma engel olamadım.
İnsanın içini bu kadar yakan şeylerle karşılaşacağım aklıma bile gelmezdi.
Peri masallarından dram filmlerine adım atmış gibiydim.
Göz yaşlarımı kah içime akıttım, kah elimin tersiyle sildim.
Aşkı iliklerime kadar hissettim.
Yastığıma sarılıp da ULAN BENİM NİYE BÖYLE BİR AŞKIM OLMADI diye söylendiğim geceler de oldu.

Kitabı okumak büyü bir zevkti.
Bence çoğu kadının hoşuna gidecek türde bir kitap.
Okumanızı tavsiye ederim.

Kitaptan ufak bir kaç bilgiye daha ayrıntılı yer vereyim ki okumak isteyen olursa daha rahat ulaşsın.

Kitabın Adı: Seninim
Kitabın Yazarı: Maureen Smith
Yayınevi: Ephesus