30 Temmuz 2013 Salı

Kahveseverler Bir Bakar Mısınız?

Blogumu takip edenler benim türk kahvesi manyağı olduğumu bilir. Hatta o kadar uç boyutlarda bir kahveseverim ki türk kahvesi harici bir çok kahveye burun kıvıran cinslerdenim.

Bana kahve dendiğinde aklıma gelen görüntü:

"Miss gibi damla sakızlı lokumla sunulan köpük köpük bir fincan türk kahvesi...."

Neyse efendime söyleyeyim ben kahve manyağını bilen bir şirin arkadaşım Pudra Tozu bana yazın sıcaklarında daha farklı alternatifleri sundu.

Neymiş o alternatif söyleyeyim hemen : 

"Sarı Kız markasının ürettiği Kahveli Soda..."

Immmm nefis, nefis, nefis...

Sıcak yaz günlerinde biraz da olsa zevkle bir şeyler içmek istediğinizde ve de biraz sağlık dediğinizde seve seve başvurabileceğiniz bir tat bu kahveli soda.


Kola ve kolaya benzer türde olan şeyleri tüketmiyorum. Ayrıca meyveli sodaların da aşırı şekerli oluşu canımı sıkıyor. Bu yüzden kahveli soda kurtarıcım gibi oldu diyebilirim.


Denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Son olarak Sarı Kız markası Manisa'da üretiliyor :)

25 Temmuz 2013 Perşembe

Google Analytics, Anahtar Kelime Arama Sonuçları

İnsanların ne derdi var benim blogumla anlamam mümkün değil.
Belediye otobüsüyle ilgili yazdığım şeyler sadece yaşamış olduğum sorunlarla ilgiliyken nasıl oluyor da olay sekse geliyor...

Bloguma anahtar kelime aramalarıyla gelenlerin aklından zoru olduğunu düşünüyorum.
Neden mi?
İşte kanıtları:












24 Temmuz 2013 Çarşamba

Tek Başına, North Country

Gücü elinde bulunduranlar güçsüz olanları ezerken ne yapmanız gerekir? 

İlk olarak göğsünüzü germelisiniz. 

Göğsünüzü germeli ve doğruyu söylemelisiniz. 

Tek başınıza kalsanız bile...





Filme ulaşmak isterseniz:
http://www.imdb.com/title/tt0395972/

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Müzik, Olivia Cunning'in Kaleminden Tutkulu Notalar'da Hayat Buluyor...


Müzik
Hayatın vazgeçilmezi...
Aldığımız nefes kadar lazım olan bir şey...
Hayatın ritmine ayak uydurmak için ihtiyaç duyulan denge...
Şehvetin beden bulmuş hali...
Sevginin derinliklerinden gelen bağlılık...
Teslim olma arzusu...

Müzik, Tutkulu Satırlar'dan bedenime akan sıcaklık...
Bütün vücudumla hissettiğim tutkunun satır aralarından üzerime üzerime akışına engel olamadığım iki gün geçirdim bu kitapla...

Bir an geldi Myrna'ya kızdım. 
Bir an geldi onun şehvetli çığlıklarına eşlik ettiğimi her bir hücremle hissettim.

Myrna da kim dediğinizi duyar gibiyim.
Kim olabilir? 
Tabii ki de kitabımızın baş kahramanı.
O insan cinselliği profesörü.
İşine tutkuyla bağlı mükemmel bir kadın. 

Şimdi de müzik bunun neresinde dediğinizi duyar gibiyim. 
Sıkıcı geçen bir konferansın ardından tesadüf eseri bir karşılaşmayla satırların arasına akıyor müzik...
Şehvetle, tutkuyla Brian'ın bedeninde, parmaklarında can buluyor.

Aaa Brian kim? Brian bir müzik dehası. Parmaklarıyla gitarı canlandıran muazzam bir varlık.
O üstad Sinclair...
Günahkarların baş gitaristi...

İnanın kitabı okurken kendimden geçtim. Sevginin, aşkın, şehvetin bu kadar yoğun bir şekilde yaşanacağına inanmazdım.
Tabularımı yıktırdı bu kitap bana. 
Aşka olan inancımı sorgulamama neden oldu. 
Aşk yok diyen bir beni baştan yarattı bu kitap.
Bu yüzden Tutkulu Satılar'ın yazarı Olivia Cunning'e teşekkürü bir borç bilirim.
Hem bana mükemmel saatler geçirtti, hem de bir yerlerde aşkın beni bekliyor olduğuna inandırdı.

Kim bilebilir belki aşk benim de kapımı ansızın çalacak?
Olmaz, olmaz dememek gerekir :)

Diyeceğim şu ki kitabı okumazsanız çok şey kaybedebilirsiniz.
Ama lütfen tabularınızı yıkın.
Hayatta acıkmak kadar doğal bir şey yoksa seks kadar da olması gerekli bir ihtiyaç daha yok.
Edebiyatsallığı da göz ardı etmeyin. Somutlukla yok olmayın.
Çünkü Olivia Cunning'in kalemi oldukça kuvvetli.
Zevk alarak okunacak bir kitap elleriniz arasında sizi bekliyor olacak, önyargılarınızdan arınırsanız tabii...

Satırlarıma yazardan bir alıntıyla son vermek istiyorum:

"Dürüst olmak gerekirse, müziksiz bir dünya hayal edemiyorum ve eğer böyle bir dünya olsaydı, orada yaşamak istemezdim." 

Unutmadan Ephesus Yayınları'na teşekkürü bir borç bilirim, böyle harika bir kitabın çevirilmesini sağladıkları ve bizim gibi okumaya aç insanları doyurdukları için...

19 Temmuz 2013 Cuma

Eğitim Sistemizede


Üniversite sınavına gireceğim sene ne olduysa sistem tepetaklak edildi ve normalde sadece öss mantığıyla liseden mezun olanların hayatı karardı. Lisede türev integral görmeyen, organik kimyanın yanından gece geçen, fizikte bir çok konuyu dahi ismen bilmeyen kişiler ÖSYM sayesinde dersanelerin yolunda kendini heba etti.

Neyse sistem değişti falan türevi integrali de dersanede az buçuk öğrenip üniversiteye kapağı attım. Yıl 2006. Kimse ama kimse fen fakültelerinden mezun olduğumda işsiz kalacağımı, duvarların üzerime üzerime geleceğini söylemedi.

Kol gibi bölümden mezun oldum mu oldum? Hem de iyi bir ortalamayla. Neyse mezun oldum ya bulunur elbet bir iş dedim. Ben yine gönlümü ferah tuttum. Nasılsa agno iyiydi. Yüksek yaparım hayallerindeydim. Düz lise öğrencisisin sen dil yok, dil dediler. İngilizce bilmeyene üniversite kapısı kapalı dediler. Yol yine göründü dersanelere... Oldu mu? Valla da billa da olmadı. Fakirsen bir çok şeye 1-0 yenik başlıyorsun.

Neyse hadi ücretli  öğretmenlik yaparım, azcık cebim para görür, bir yandan da formasyon alırım kpss ile de atanırım hayallerindeyim.

Koca bir sene ha geçti, ha geçiyor derken. Şaaaaak diye ÖSYM'den bir darbe daha: "ALAN SINAVI" 

İnsan bu kadar mı bahtsız olur, insan bu kadar mı şanssız olur demeyin. Oluyor.

Neyse yine yol gözüktü dersanelere. Bastırdık parası neyse aldık dersimizi falan. Bir yandan da harıl harıl ders çalışıyorum ki verdiğim paranın hakkını misli misli alayım. Kaz gelecek yerden tavuk esirgemedik, asosyal mi olmayacağız ayol!

Geldi çattı KPSS günü. Birinci oturup kırdı geçirdi. Soktu çıkardı. Dedim aha kazık göte girdi. Haklıymışım. Kazık misli misli girmiş götüme.

Neyse ilk oturum sonra erdi. İkinci oturum başladı. Aha dedim bunda şanslıyım. Çat çat çat çözdüm soruları çıktım sınavdan. Hiç olmazsa ikinci oturum birazcık da olsa yüzümü güldürmüştü. Umudum vardı. Hem umudum vardı hem de bir hafta sonrasında kol gibi alan sınavım vardı.

Koca bir haftayı başımı kitaplardan kaldırmadan geçirdim. Dört senede aldığım dersleri yaladım yuttum. Hap niyetine indirdim beynime. Ne oldu? İşe yaradı mı? Hayır yaramadı. Dedim ya bende bi gudubetlik var. Şans yok!

Alan sınavında ömrümce hiç almadığım derslerden soru geldi. İstatistik ne ola ki demeden 75 dakşkanın sonunda geldim. 

Yüzümde yamuk bir ifade paşa paşa çıktım sınavın olduğu okuldan.

Şu dakikadan sonra da tövbeli gibi bir şeyim KPSS için... 

Kendi alanımda kalmak istiyorum, kalamıyorum. Başka alandan iş bulayım diyorum, bulamıyorum. Ne demeye okudum ki? 

Onca emeğim, onca uğraşım heba oldu gitti! Olan gençliğime oldu. 

18 Temmuz 2013 Perşembe

Mistik Chai


Mistik Chai, Doğuş Çay'ın bir ürünü. 
Denemem için canım arkadaşım Pudra Tozu getirdi.
Farklı tatları seven biri olduğumdan hemen denemek istedim.
Kısmet de bu geceyeymiş.

Hazırlanışını anlatayım isterseniz:
Ben yarım bardak su, yarım bardak süt kullandım.
Sonrasında çayı demlenmesi için bardakta bekletmek yerine bir çay kaşığı yardımıyla karıştırarak demlenmesini sağladım.

Şu an elimde miss gibi kokan, hafif dumanı tüten Chai eşliğinde bu satırları yazıyorum.

Sahlepseverlerin tadını beğeneceğini düşünüyorum.
Miss gibi tarçın kokusuyla sahlepi çok andırıyor çünkü.
Bir de yaza pek yakışan bir içecek değil.
Kışın soğuk gecelere hitap ediyor :)


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Sailor Moon ve Miracle in Cell No.7



Sevgi dolu, sıcacık bir aile... 
Eksikliklerin düşünülmediği, geleceğin umutla beklendiği bir yaşam...

Sailor Moon çantası isteyen minnacık bir çocuk.
Çok da büyük bir istek değil.
Babanın bunun için çabalayışı...

Gözleri yaşartan bir dram...
İnsanın içini acıtan bir kanunsuzluk.
Adaletin yokluğu!

İzlenmesi gereken bir film!


3 Temmuz 2013 Çarşamba

Bana Kitabımı Geri Ver!

Ben ki bir kitap delisi olmakla kitap kurdu olmak arasındaki ince çizgideyim ve genelde okduğum kitapları başkalarını okumaları için seve seve veririm ama bir şartla kitabımı söylediği tarihte geri verecek, açıkçası halk kütüphanesi işlevi görüyorum.

Hatta elime para geçtikçe ihtiyacım olan pantolonu, kazağı, pijamayı almak yerine çoğu zaman kitap almışlığım vardır ve bu davranışım için hep kendimi tebrik ederim :D . Rengi solmuş bir kazağı hiç çekinmeden, utanmadan gayet rahat bir yıl daha giyerim, ama sahip olmadığım, okuyamadığım bir kitabın varlığından haberdar olmam beni çılgına çevirir. Sanki beynimdeki bütün bildiklerim formatlanmışçasına sıfırlanır ve tek bir şeye programlanırım 'O kitap benim olmalı! O kitabı okumalıyım!'

Bu takıntım yüzünden aç gezdiğim, sadece kahvaltıyla günü geçirdiğim günlerim çok oldu. Ya bir de bir tek kitap aldımmı benim gözüm doymuyor çünkü bir kitabın beni oyladığı maksimum süre 3gün. En uzun kitapları bile kısa sürede bitiriyorum, okumayı çok seviyorum. Ve sonunda istediğime kavuşacak olmak beni tetikleyen en büyün etken oluyor bu gibi durumlarda belki hırslıyım ondan da olabilir. İşte uğruna beş güne yakın aç gezdiğim bir kitabı elimde gören bi arkadaşım 'Canım kitabı okuduktan sonra bana verebilir misin ben de okuyayım' dedi. Seve seve kabul ettim vermeyi, ama söylemeden de geçemedim zamanında geri iade edeceksin diye. (Ayıpsa ayıp yaa allah allahh ben böyleyim). 'Aaaa lafı bile olmaz' dedi.

Ama içimdeki bütün sesler koro halinde verme vermeee o kitabı bu saftiriğe verme diye bağırışıyordu. Susturdum içimdeki bütün sesleri.

Ama şu annnn kitabımı, canım kitabımı vermez olaydım diyeee böğürüyorum. Lan gerzek cAt bir kere de içindeki seslere kulak kabart, bir kereceik ne diyorlar dinleeeee. Yok dik kafalıyım.

Şu an isterik bir durumda yaklaşık bir saattir hem titriyorum hem de küfrediyorum! Tek bir kitap için bu kadar üzülmeye değer mi demeyin. Siz altın kolyenizi, bileziğinizi, yüzüğünüzü kaybetseniz ne hissedersiniz? Amannn bir kağıt parçası altınla bir tutulur mu sakın sakın demeyin! Siz o saydıklarımı kaybettiğinizde neler hissediyorsanız ben de şu an o hissettiklerinize teşrif etmekteyim.

Veee arkadaşım sana sesleniyorum!

Ben o kitaba döt değil para verdim! O kitap benden bi parça! Saçını başını yolmadığımaaa, klozete kafanı sokmadığıma ŞÜKRET!