30 Ağustos 2012 Perşembe

Hata :(


Movie maker böyle boktan bir hata vermeyeydi harika bir video hazırlayacaktım.
Harika bir video hazırlayıp da youtubeda yayınlayacaktım.
Hevesim kursağımda kaldı iyi mi...
Sittin sene gözükme gözüme movie maker.
Allah belanı vere, başına taş düşe...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Prosecutor Princess


Kore dizilerini seviyorum.
Ne aşırı öpüşme sahneleri oluyor dizi de ne de yatakta sarmaş dolaş geçen dakikalar.
Cinsellik zerre önplanda değil.
Aileyle izlenebilir diziler çoğunlukla.

Bu dizi de Prosecutor Princess.
Oldukça eğlenceli bir dizi.

Dizinin altyazılarını kim çevirdi bilmiyorum ama göz zevkimizin benzer özellikleri taşıdığını söyleyebilirim.
Bu çeviri ve ardından gelen çevirmen yorumu beni oldukça güldürdü.

İzlemenizi tavsiye ederim :)

25 Ağustos 2012 Cumartesi

My name is Khan!!!


Çok küçükken öğretmişti annesi Khan'a dünyada iki tür insan olduğunu. İyiler ve kötüler... Ne eksiği vardı ne de fazlası. Ya iyi insandınız ya kötü ve Khan iyi insandı. Terörist değildi o. İyi insanlar nasıl terörist olsunlardı ki. O kötü bir şey yapmamıştı. O sadece Mandira'sına verdiği sözü yerine getirmek için düşmüştü yollara. O Mandira'sının gözlerinde tekrardan umut parıltılarını görebilmek uğruna arşınlamıştı bilmediği sokakları...

Asperger sendromluydu Khan. İlk farkeden erkek kardeşinin karısı oldu. Sarı renkten korkuyordu Khan, gürültülü ortamlarda agresifleşiyordu. Gözleri hiç bir şeyi görmez oluyordu. Bir gün yine bu şekildeyken bir ses koştu yardımına. O ses sakinleştirdi Khan'ı...

Kardeşinin verdiği iş sayesinde varmıştı oraya ama yoldaki sarı çizgiler engel olmuştu bir adım ileriye gitmesine. Mandira'yla orada karşılaştı Khan ve hayatında bir dönem bitip bir dönem başladı. Oracıkta aşık olmuştu Khan, Hindu kadına. Kara gözlerinde mutluluğu görmüştü Khan... Mandira'sız bir hayat geçiremezdi. Evlen benimle dedi...

Mutluluk yakınlarındaydı artık. Hayat güzel, dünya sevgiyle günlük güneşlikti. Neşeli dakikalardı can yoldaşları. Nereden bileceklerdi İkiz kulelerle bir hayatlarının un ufak olacağını... Mutsuzluğun yakalarına yapışacağını nereden bileceklerdi... Soğuk bir rüzgar esmiş aile param parça olmuştur.

Khan, Mandira'sına bir söz vermişti artık. Ömrü yollarda geçiyordu. Gittiği her yere umudunu da yanında taşıyordu Khan... Bir parça sevgi aşılıyordu yolda karşılaştıklarına. O iyi insandı. O kötülük yapmazdı. O Mandira'ya deli gibi aşıktı. Mandira canını istese bir dakika durmaz canını verirdi. O kadar seviyordu Hindu kadını...

Ne yapıp edip sözünü tutacaktı Khan... Er ya da geç başaracaktı. Onun tamir edemeyeceği bir şey daha yoktu dünyada. Düzeltecekti hayatını. Sevdiği kadınla geçirecekti kalan zamanını.

Yuna



Malezyalı bir solist Yuna.
Harika bir sese sahip.
Dinleyin derim.



İzmir'de Cosplay


Cosplay İzmir Convention IV

İzmir Ekonomi Üniversitesinde bugün düzenlenen ve yarın da devam edecek olan Cosplay etkinliğinin facebook sayfasının linki:
https://www.facebook.com/events/419772154731697/436131766429069/?ref=notif&notif_t=plan_mall_activity



24 Ağustos 2012 Cuma

Too Hot!




Bazı şarkılar var ki kıpır kıpır yapıyor insanın içini.
Hele ki yazın son demlerini yaşarken böyle şarkılara oldukça ihtiyaç duyuluyor.
Sonbaharın kasveti ortalığı kasıp kavurmadan önce birazcık da olsa içimizdeki enerjiyi böyle şarkılara eşlik ederek tüketsek oldukça güzel olacak gibi geliyor.
Bu seferlik size seçtiğim şarkı G.na'dan Too Hot ya da diğer adıyla 2Hot.
İyi dinlemeler efenim :)

Yuki Kajiura Bir Harika




İzlediğim animelerin müziklerinde adına sıkça rastladığım biri Yuki Kajiura... 
O nasıl bir yaratıcılıktır öyle. 
O nasıl bir uyum yakalamaktır. 
Her animeye uygun bir şarkı... 
Her ana uygun bir melodi... 
Her duyguya yoğunluk kazandıran tınılar... 
Yuki'nin şarkılarını dinlerken ben kendimden geçiyorum. 
Siz de dinleyin ve farkı yakalayın.

Big Dick

İki gündür şu videoya bakıp bakıp gülüyorum.
Dick dick dick...
Dick dick dick dick...
Big dick...

17 Ağustos 2012 Cuma

Kahkaha Atmaya Hazır Mısın?

Bir kaç gündür dinlediğim bir şarkı var. Açıkçası şarkıyı dinleyip durduğumdan bir kere bile aklıma videoyu izlemek gelmedi. Ama bugün ne hikmetse o şarkıyla ilgili bir videoyla karşılaştım ve de klibi izleyeyim bari dedim.

Ahahaha yarıldım resmen videonun sonunda.

Ama beni benden alan videoysa işte bu oldu:



Şarkının orjinali ise burada:

14 Ağustos 2012 Salı

Mother's Day, Anneler Karşılaşırsa...



Yaklaşmakta olan kasırganın tüyleri ürperten stresi... Hiç olmazsa güzel vakit geçirelim diye bir araya gelinen dostlar...

Amaç eğlenceli vakit geçirip, biraz da olsa gülümseyebilmek ve eski acıları unutabilmek... Hem de yeni alınan evin kutlaması...

Gecenin ilerleyen vakitlerine doğru üst kattan gelen tıkırtılara koşan ev sahibi gözlerine inanamayacaktır. Davetsiz misafirler ya da diğer bir deyişle evin eski sahipleri... Birbirinden habersiz bir grup. Alt katta kilerde bir grup ve üst katta kanlar içinde yatan birinin yanında elleri silahlı bir kaç kişi...

Büyük bir şok etkisi!!!

Siz yaşasanız böyle bir şeyi elinizin ayağınıza dolaşacağınızı nutkunuzun tutulacağını hesaba katarsak, filmde de aynen böyle olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Kocasından haber alamayan evin hanımının üst kata çıkışıyla olaylar daha da süper bir çıkmaza sürüklenir. Yalanların ardı ardını kovalarken ölmek üzere olan biri dikkatleri çeker. Akla alt katta bir doktor olduğu gelir. O yukarı çağırılır. Eğer hastayı tedavi edemezse evdeki tüm insanların birer birer öldürüleceği söylenir ve eklenir annemiz yolda ne yap et kardeşimizi hayatta tut!!!

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Apaçi Masalı

Dağlardan büyük önyargılarımı yıktı bu kitap. Açıkçası sikseler de para verip almam bir bloggerin kitabını diyordum. Ne de olsa kendim de kıçı kırık bir bloggerim. Benim yazdığım ne ki onun yazdığı ne olsun... Parlayıp sönecek bir yıldız nihayetinde diye düşünüyordum...

Düşünüyordum işte... Para da vermedim kitaba. Ne para vercem ben yaa, onca harika kitap var elimin altında okunma sırasını bekleyen adında bile hayır olmayan kitabı mı alıp okuyacağım hadi ordan lan diyordum al, bak sen çok seversin diyenlere.

Almadım. Valla da billa da almadım. Teee İstanbul'dan kargolandı da geldi kitap bana, sırf tükürdüğümü yalayayım diye.

Yala dediler tükürüğünü, yaladım yalap şap...

Ben kendimi buldum bu kitapta. Dik başlılığımı boyun eğmezliğimi gördüm. Kenar mahallelerde ruhuma çöken kasveti yırtmak için geceler boyu ağlayışlarımı buldum. Yılmadım ben. Kahramanımız da yılmamıştı.

Hiç öğretmen olayım diye hayal kurmadım ben.. Okuyacak büyük adam olacak dediler. Büyük adamlar gibi oldum, büyük adam olamadım ama hayatımı dolu dolu yaşadım. İstediğimi tırnaklarım kanayarak elde ettim. Avuçlarım nasır bağladı. Utandım ben ellerimden ama emeğime saygı bekledim.

Yılmadım, yıkılmadım, doğru bildiğimin ardına düştüm. Gözüm karadır benim... Kuytu köşelere gizlerim yenilgilerimi, yılgınlıklarımı...

İşte öyleydi bu kitap... Beni bana anlattı. Beni ben yapanları yadsıyamayacağımı gösterdi. Neydim ki geçmişimden tiksinecektim. Ben bendim, ben geldiğim yeri unutmamalıydım.

Hayatın bana verdikleriyle asla yetinmedim buna da şükür demeden elimden gelenin en iyisini yapmayı bildim. Ben işimi Allah'a emanet edip de yan gelip yatmadım. Ne demiş büyükler eşeğini önce sağlam kazığa bağla ondan sonra havale et alllaha. İşte ben de tam da bunu yaptım.

Mına koyum ya babam gasp etti bilgisayarımı ne yazacağımı unuttum iyi mi?! Ben bu durumu yaşamayayım diye dişimi tırnağıma takıp çabalıyorum, sırf ona el aman dilenmemek, ona muhtaç olmamak için o ise... Neyse ya.

Kitaptan bahsediyordum ben. İşte demem şu ki, okuyun, okutun. Hiç bir şey kaybetmeyeceksiniz ama çok şey kazanacaksınız...

Masal dinlemeden büyüyen çocukların, masal gibi hayatları olur...

...........

Kadın olmak zor bizim memlekette, hem de çok zor. Kadınlar; siz ne bok yerseniz yiyin, geçmişte yaşadıklarınızı erkeklerin ve hemcinslerinizin ulaşamayacağı yerlerde saklayın.Yaşanmışlıkların, pişmanlıkların, yaşanmaması gereken anların bir kadının hatası olarak görüldüğü bu toplumda , geçmişiniz size karşı her zaman bir silah olarak kullanılacaktır. Bunun eğitim, statü, aşk ya da sevda ile alakası yok. Kadınların geçmişinde başından geçenlerle suçlandığı bir toplumun bireyleriyiz.Bir kadını geçmişi ile suçlamak ve yargılamak sadece erkeklere özel bir durum değil. Bir başka kadın tarafından da rahatça kullanılabiliyor bu durum. Yaşanmışlıkların arkasında durabilmek aslında çok büyük bir erdem, çok büyük bir meziyet.Bir kadının ulaşabileceği en son nokta, yaşanmışlıklar, acı ya da tatlı paylaşılan hatıralar geçmişte kaldığına göre , geleceğe sadece bir tecrübe olarak taşınırsa, ileride yaşanacaklar için çok büyük bir tecrübe olacaktır.

.........

İnsanı sevmekle başlar her şey. Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, birbirimize etiketler vurmaya bayılıyoruz. İnsanlar yaptıkları işleri, giyimleri, konuşma tarzları/otobüste oturmaları ile yargılamak, bu ülke insanının en büyük ahmaklığı. Başkalarının saçmalıkları ve eksikliklerinden tiksinerek sanırım kendimize ifade edemediğimiz aptallıklarımızı örtüyoruz. İç huzur çok önemlidir. İnsanın iç huzuru yakalaması için, bu hayatı hem kendisiyle hem çevresiyle yaşamayı bilmesi gereklidir...

Kitap hakkında daha ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız  BURAYA BİR TIK!

İyi okumalar sevgili bloggerlar.

LÖSEV Gönüllüsü Olmak Bir Ayrıcalıktır...


Büyük LÖSEV Ailesi, lösemili&kanserli çocuk ve ailelerin bu zorlu mücadelede yalnız olmadıklarını göstermek için sevgi ve azimle çalışan bir vakıftır. LÖSEV kurulduğu 1998 yılından bugüne dek faaliyetlerini duyarlı kişi ve kuruluşların destekleri ve binlerce GÖNÜLLÜSÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirmiş; Türk halkının konu hakkında daha bilinçli ve duyarlı olmasıyla beraber tedavide %91'lere çıkardığı başarısını %100’e çıkartmayı hedeflemiştir.

LÖSEV'e gönlünü veren gönüllüler LÖSEV’in her etkinliğinde aktif rol almakta, vakıf çalışmalarına aktif katılım göstererek çocukları hayata bağlamaktadırlar.

Yüreğinde paylaşım ve sevgiye yer olan herkesi Lösev gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.



Lösev gönüllüsü olabilmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli: http://bit.ly/losevgonullusu
Lösev’i Facebook’ta takip etmek için: www.facebook.com/losev0660
Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.



Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

12 Ağustos 2012 Pazar

10 Ağustos 2012 Cuma

Destekle Bizi Sütyen!


Türk Dil Kurumunun açıklamasına göre sütyen, fransızca kökenli bir kelime olup soutein-gorge kelimesinden türemiş olup, anlam olarak göğüsleri dik tutup, dolgun göstermek için kullanılan, saten, dantel ve bunun gibi kumaşlardan üretilen kadın iç çamaşırıymış.

Ama Yüksel Aytuğ'a göre yüzü mayolarında var olması gereken bir görüntü destekleyici... Yazık, çok yazık. Niye yüzücü mayolarında da göğüslere sağlam destek uygulanmıyor... Neden göğüsler önplanda tutulmuyor da kadınlık heba oluyor... Neden bir tek yüzücü bile 14 yaşındaki erkek çocuk görüntüsünden ileriye gidip de erkeklerimizin yüreğini hop hop hoplatmıyor dolgun göğüsleriyle? Hem de, hem de spor müsabakalarında, olimpiyatlarda!!! Gözünüzü seveyim ya, sporda bile nesnellik aranılıyor. Nasıl bir zihniyet bu böyle!!!

Sosyal medyada ne kadar yankı uyandırmış olacak ki Yüksel Aytuğ'un yazısı teee yurt dışından bile sağlam cevaplar gelmiş...

Şu video sanırım böyle bir yazıya çok sağlam bir cevap niteliğinde.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Olimpiyatlarda Ölen Kadınlık!!!

Sabah sabah, sabahta sinirlerimi zıplatan bir yazı... Kadınlık olimpiyatlarda ölüyor!!!

Aaa nasıl ölür ayol?
-Memeler yok memeler! Nereye gitti o tombul tombul memeler...
Kadını kadın yapan memeleri ve geniş kalçaları ya zaten...

Okumuşu da aynı, cahili de aynı, köşe yazarı da aynı!!! Kadına sadece dış görüntüsü nedeniyle kadın yaftası vuruluyor. Çirkinseniz, güzellik kalıplarına uymuyorsanız, göğüsleriniz eksikse, kalçalarınız küçükse, sıskaysanız ya da aşırı kiloluysanız kadınlığınız aşağılanıyor...

Kadını kadından iyi anladığını iddia eden erkekler var bu ülkede. Kadının duygu ve düşüncelerini kadından daha iyi idrak edebileceğine inanan şekilci düşünce yapısına sahip erkekler... Ve bunlar ısrarla kadını ötekileştiriyor. Ötekileştiriyor çünkü bakış açılarını genişletebilecek bir cesarete sahip değiller.

Kadın dediğin çocuk bakar, kadın dediğin yemek yapar, kadın dediğin ev temizler...
"Yemeğin salçalısı, kadının kalçalısı" der atalar...
Saçı uzun aklı kısa olan da kadındır.
Eksik etek diye aşağılanan da kadın...

Peki bunlara ne kadar göz yummaya devam edeceğiz?
Daha ne kadar bizi dış görünüşümüz doğrultusunda değerlendirecek bizleri erkekler?
Duygularımız, düşüncelerimiz, fikirlerimiz daha ne kadar dış görünüşümüzün altında yok olup gitmeye mahkum kalacak?
Bizi biz yapan özellikler iki meme bir vajinadan mı ibaret?

Olimpiyatlarda kadınlık ölüyor... Hayır ölen kadınlık değil sizin kokuşmuş düşünce yapınız ölüyor...

Bu bakış açısı artık değişmeli!!!

Yazıya ulaşmak isterseniz BİR TIK!!!

7 Ağustos 2012 Salı

Mirai Nikki ve Gasai Yuno


Hiç kendinizi bulunduğunuz ortamdan soyutladığınız, zarar görmemek için kendinizi çevrenize yok saydırdığınız oldu mu?

Hiç hayata bir gözlemciymişçesine uzaktan baktığınız oldu mu? Etliye sütlüye karışmayayım, ben yalnız olsam da mutluluğu yakalarım dediğiniz...

Amano Yukiteru... İşte o tam bir gözlemciydi. Çevresinde gördüğü her şeyi ama her şeyi cep telefonunda bir günlüğe kaydederdi..
Taa ki gelecek günlüğü sahibi olana kadar...

4 Ağustos 2012 Cumartesi

The Pretty Reckless - Make Me Wanna Die


Blogun iyice cılkını çıkardığımın farkındayım... 
Bu aralar kafam o kadar rahat ki yazacak bir şey yok açıkçası. 
Ruhsal durumum da gayet iyi olunca bendeki üretkenlik yok olup gidiyor... 
Eski yazılarıma bakıyorum ara ara... 
Okumuyorum, sadece bakıyorum, alla alla o zaman ne olmuş da ben bu kadar uzun yazmışım diyorum kendime... 
Bu kadar çok kelimeyi nasıl bir araya getirmişim oluyorum...

Hayatım bu aralar o kadar monoton o kadar huzurluki rabbim bozmasın bu huzuru diyorum sadece... Derslerim iyi, hayatım iyi... Kırk bir kere maşallah deyin gözünüz kalmasın... 
Bu zamanlara gelebilmem bile büyük bir başarı... 
Ben ki intihar edeceğim cümlesini beş dakikada bir kuran biriydi. Canımdan bezmiştim, hayattan yılmıştım, hiç bir şey mutlu etmiyordu, herşey tatsız tuzsuzdu... 
İyiki tedavi olmuşum yoksa şu an şunları yazamıyor olurdum...

Müziğe verdim kendimi... Last.fm sayfamı daha özenli kontrol eder oldum. Bir arkadaşımın zoruyla üye olmuştum zaten. 
Ha unutmadan LAST.FM ADRESİM. Last.fm adresim yok yaee diyorsan ve paylaştığım müzikleri de merak edip dinlemek istiyorsan FRİENDFEED ADRESİM
Ayrıca friendfeedde paylaştığım şarkıları kendi bilgisayarına da indirebilirsin, sağ klik atıp farklı kaydet demen yeterli oluyor. Bu yüzden friendfeedi çok seviyorum. 
Müzik arşivimin rengarenk olmasının tek sebebi o paylaşım sitesi...

Neyden bahsediyordum yahu ben, unuttum valla. Yazının başına dönüp okuyasım da yok açıkçası, ufak bir şarkıyla sözüme son vermek istiyorum.