Gidip, görmeden, oradaki dokuyu hissetmeden, dediğim tek şey şuydu “aman yaaa taş işte hepsi, gezilip görülecek ne var…”
Konuyu bilmeyen, herhangi bir araştırma yapmayan herkesin kurduğu basit cümlelerdi benim kurduğum cümle de… Basit düşünüyordum, çünkü çok ciddiye almıyordum tarihi… Tarihi bilgim okul sıralarında tarih derslerinde bildiklerimden öteye gitmiyordu. Tarihin sadece görünen kısmıydı bildiklerim, masalsı kısım daha hayatıma girmemişti… Belki daha önce girseydi hayatıma o kısım müptelası olacaktım, içecektim kana kana.
Neyse bir çılgınlık yapıp istemeye istemeye İstanbul’dan gelen bir arkadaşımla düştük bilinmez bir yola. Ben ki İzmirliyim nasıl gidileceğini bilmiyordum o güne kadar Efes’e… Ama sora sora Bağdat bulunurmuş.
İzmir otogarda aldık soluğu. Otobüs firmalarını gezdik tek tek, kimileri sizinle mi uğraşacağız diye baktı suratlarımıza, kimileri de kendi firmaları Selçuk’un yakınından dahi geçmeyen otobüslerde çalıştıkları halde ellerinden gelen yardımı hangi firmanın bizi oraya çok daha sağlıklı bir şekilde götüreceği nasihatiyle uğurladı yanından.
Birlik otobüsleri var otogardan garaja giden, eğer ufak bir araştırma yaparsanız onların arasından da cebinize en uygun firmayı seçebilirsiniz. Ama hepsinin gidiş yolu biraz farklı. Otobandan giden de var normal yolları kullanarak yavaş ve uzun bir süre yolculuk yapmanıza neden olanları da…
45dakikalık bir yolculuktan sonra soluğu Efes’in girişinde aldık. Girişte eğer yanınızda bir rehber yoksa içeriyi daha verimli bir şekilde gezip görebilmeniz için tursitleri bilgilendirme amaçlı ufak el kitapçıkları satılıyor. Almanızı şiddetle tavsiye ederim. O kitaplar bizim can simidimiz oldu çünkü. Hoş içerde bir rehberin ardına da takıldık ya o da ayrı bir heyecan oldu bize…
Gezimi en ince ayrıntısına kadar anlatmadan önce Efes’in yerleşkesiyle ilgili bir bilgilendirme yapayım size.
Efes ilk Küçük Menderes Nehri’nin denize aktığı bir körfezde kurulmuş. Bu bölge verimli topraklarıyla, nemli ve ılık havasıyla insanların hayatlarını sürdürebileceği bir alan sağlıyormuş. Zamanla Küçük Menderes’in taşıdığı kumla kentin denize açılan yolu kesilmiş ve antik kent günümüzdeki halini yavaş yavaş almaya başlamış.
Güzel sanatları, bilimi Heraclitus ve Thales gibi filozofları içerisinde barındırmış onlarca sene Efes.
Benim en çok zaman geçirdiğim kısım Selsus Kütüphanesi oldu. M.S. 135 yılında C.Julius bu kütüphaneyi babası C. Celsus’un şerefine yaptırmış. Duvarlardaki girintiler kitap rafları olarak kullanılıyormuş. Şimdiki zamanın sıkıcı ve kasvetli kütüphanelerinin havasının zerresi yok… Keşke günümüzde de kütüphaneler bu kadar değer verilse diyor insan böyle ihtişamlı bir kütüphaneyi görünce… O ihtişama sahip günümüzde kaç kütüphane var ki?! Varsa da ülkemizde artık yok gibi… Tarih olmuş sanki hepsi…
Kütüphanenin girişinde adaleti ve iyiliği simgeleyen dört heykel bulunuyor. Şu an heykellerin çoğu tahrip olmuş durumda.
Ayrıca kütüphanenin arkasından Celsus’un mezarına da bir giriş bulunmakta… Düşünsenize adınıza yapılan bir kütüphanede yaşıyorsunuz ebedi hayatınızı…
Küphaneden sonra Skolastik’in Banyosunu ya da o zaman ki söylenişiyle Hamam’ı gezdik. Hamam büyükçe bir salondan oluşmakta ve merkezi ısıtma sistemine sahip. O zaman ki olanakların kalitesini görüyor musunuz. Ayrıca hamam sıcak su, soğuk su, ve ılık su olmak üzre üç tane yüzme havuzuna ve bir soyunma odasına sahipmiş. Çok uzun bir geçmişi olan bu hamamı, Scolastica adında bir kadın kendi çabalarıyla hamamı yenilemiş ve 4. Yy.da yüzlerce insanın kullanımına açmış. Hamamın adı bu yüzden Skolastika’nın Banyosu olarak anılıyormuş. Ben ardında takıldığımız rehberin yalancısıyım
O zamanın oldukça zengin insanları buraya gelir, günlük sıkıntılarını, hayattan şikayetlerini, siyasi konuları hep burada havuzun serinletici etkisi eşliğinde konuşur tartışırlarmış. Öyle bir sistem var ki tuvaletlerin olduğu kısımda sadece yanınızdaki insanın sesini duyabiliyorsunuz konuşurken. Karşınızdaki herhangi biri sizin ne konuştuğunuzdan zerre bir şey anlamıyor. Bu da kişinin özeline bir koruma sağlıyor. Gerçekten çok iyi düşünülmüş bir sistem ki şu an apartmanların kağıttan duvarlara sahipmişçesine ses geçirdiği göz önüne alınacak olunursa o zamanki insanlara hayran olmamak elde değil.
Sözü çok fazla uzatmak istemiyorum çünkü her şeyi ben anlatırsam size merak uyandıracak bir şey kalmayacak ortada

2 yorum:
o kütüphane önündeki heykellerin asılları başka ülkelerdeydi sanırım. avusturya olma ihtimali var ama emin değilim.
ayrıca evet, rehber eşliğinde gezilmiyosa bi kitapçık çok çok faydalı olmakta.
Bir de yamaç evleri var, üstü kapalı bölüm, orayı da gezmenizi isterdim ama devletimiz orası için bir daha para istiyor... bende bir kere para verdim mi bir daha vermem dedim ve arka kapısından kaçak girip gezdik, sonra ön kapıdan çıktık.. memurlar da şaşırdılar ama onlar anlayana kadar kaçmıştık.. herkes gitmeli, ayrıca selçuğun içinde isabey camii, selçuk kalesi, efes müzesi, tarihi su yolları gibi görülmesi gereken çoook yer var. bence bir kez daha gitmelisin ok ;)
Yorum Gönder