30 Ekim 2010 Cumartesi

Ego Tavan / Ego Taban

Ne zaman süslensem, püslensem, özgüvenim tavan yapsa dönüp kimse sümüğünü atmaz bana... Ve genelde arkadaşlarım da öyle durumlarımda (can ciğer kuzu sarmalarım bile) çok havalı duruyorsun kızımmmmm bu halinle, seni böyle tanıyamıyoruz diyorlar.

Ulen diyorum neyim değişmiş? Dış görünüşüme ne bakıyorsunuz, ben aynı benim havalı dursam kaç yazar diyorum.Gülüşüyoruz, gargara, gırgır, şamata son sürat devam ediyor.

En yakın arkadaşlarım bile böyle düşünüyorsa vardır bir sebebi diyerekten, ki rahatıma da çok düşkün olmamdan dolayı genelde paspal (siz pasaklı da diyebilirsiniz) gezerim.

Gel gelelim onca emek harcayıp, süslen, püslen kimse dönüp bakmasın, kıçımda kloraklı pijamam, saçlarım tepemden bağlı, üstüm başım lekeli bir yere gitmek zorunda kalayım illa peşime takılan biri olur. Çok saftirik duruyorum galiba öyle durumlarda. Hani ben olsam öyle pasaklı hatuna dönüp bakmam, mundar, eeeggghh, tü ka ka der geçerim.

Ama erkekler farklı düşünüyor, "Bak şu karı az mal duruyor, eli yüzü düzgün ama dünyadan haberdar değil, gideri var, çabuk düşer yatağa" düşüncesiyle yaklaşılıyor sanırım.

Eski sevgiliyle pasaklı hallerde pişti olmamanız dileklerimle...

Egom hem tavan yaptı, hem dibe battı bugün :(

29 Ekim 2010 Cuma

Yağmurlu Bir Gündü Tıpkı O Gün Gibi...

Karanlık, kasvetli, can sıkıcı, iç karartıcı, yağmurlu, çamurlu,bol bulutlu, bol koşuşturmacalı bir İzmir gününden sizlere merhaba.
Dün çektiğim fotoğraflar bunlar.
Islak sıçana döndüğümü de belirtmek isterim.
İzmir'in havası kancık işte! Evden çıkarken apaydınlık, güpgüneşli bir hava vardı gökyüzünde...
Ama eve dönerken... Sel götürüyordu yokuşları, yolları.
Neyse bugün yağmur yağmadı ama bulunduğumuz yerin yokuşları bildiğin un ufak oldu, parça pinçik her yan.
Umarım belediye en kısa sürede bunları düzeltir. Amma velakin hiç umudum da yok...
Bakalım ne olacak durum.
Logarlar taşmış durumda, bir alt yolumuzda lağım patladı. Çoğu insanın evi bom bok oldu. 
Merak ediyorum bunların bedelini kim ödeyecek!!!
Su patlağı var yine bizim evin önünde aynı yerde.
Geçen patladığında insan gibi aradım su patladı dedim. 
Tamam geliyoruz efendim dediler. Ekip geldi. Arabadan bile inmediler.
Üstüne bir de beni azarladılar bu kadarcık şey için ekip mi çağırılır diye.
Siz misiniz bana bunları diyen dedim, bir gün sonra tekrar telefon ettim verdim kalayı, verdim azarı, bastım çığlığı. Siz insanlıktan anlamıyorsunuz heralde diye çemkirdim. İşiniz ne sizin dedim. 
Açıkçası ağzıma gelen herşeyi saydım döktüm.
Bir saat sonra sızıntı tamir olmuş üstü betonlaşmıştı.
Bu ülkede sesin çıkmıyorsa kıçındaki dona kadar alırlar bundan bunu öğrendim ben.
Azarlanmamak için azarlayacaksın, ezilmemek için ezeceksin.
Başka yolu yok!
Bakalım bu sefer nasıl bir tepki verecekler...
Neyse bakın işte fotoğraflara.
Ben gidip kendime bir kahve yapacağım. İsteyen yorum yazsın bir ara ısmarlarım Kızlar Ağasında.






28 Ekim 2010 Perşembe

What Can I Say / Dead By April



I tried to be all that you need
tried not ever let you down
still I can see it in your eyes
Not good enough

(This time I believed that I really could change)
(I gave it all)
(This time you really had my everything)
(I guess I was wrong)
I guess I was wrong

What can I say, What can I do
This is who I am and I am hurting you
What can I say, what can I do
No matter how strong my feelings are
I always end up hurting you

I always end up hurting you
I'm hurting you

I tried hard only to be him
You've always wanted in life
Still I just bring you misery
(What can I do)

(This time I believed in you, in me)
(When I gave it all)
(This time I could see it all perfectly,)
(I guess I was wrong)
I guess I was wrong

What can I say, what can I do
This is who I am and I am hurting you
What can I say, what can I do
No matter how strong my feelings are
I always end up hurting you
I always end up hurting you

Without you I am crying
With you I am just hurting you

Without you I am dying
With you I am tearing your heart

(Without you I am crying)
(Without you I am dying)

What can I say, What can I do
This is who I am and I'm hurting you
What can I say, what can I do
No matter how strong my feelings are
I always end up hurting you



Bu aralar bu şarkıyı deli manyak dinler oldum.
Ahh ahh ne söylesem, ne yapsam bilemiyorum ki...





26 Ekim 2010 Salı

Soru

Bir bakın bakalım nasıl olmuş. 
Yazılarımın tepesinde salak bir kelebek görmek istemiyorum artık.
Kelebeklerin ömrü kısa olur.
Oysaki ben günlerdir bu salak headeri kullanıyorum.
Yeter gari diyorum.
Yardım, yorum eksiklik gösterme yarabbim.

Yaratıcı Reklam Afişleriyle Kısa Bir Ara


























Güzel Bir Düşünce Yazısı =)

Pabuç güzel bir düşünceden yola çıkarak bu yazıyı yazmış. Ben de yazısına ufak bir yorum bıraktım. İşte yorumum:

Aslında ne kaybederim gidip söylesem içimden geçenleri... 

Cesaretim yok...

Hayat onu çıkarmışken karşıma bu şansı kaybetmek gücüme gidiyor...

Mümkün olsa şimdi sarılacağım boynuna :( ama

Nafile çabalarım, çarem kalmadı.



Bu arada dünden bugüne not: İçim dışım gazete, dergi, kitap, film, haber, belgesel ve müzik oldu. Bu beni resmen kadınsal mevzulardan uzaklaştırdı. Dedikodu yapmayı özledim, kikir kikir gülmeyi özledim... Kıçı kırık bir entel olacağım korkuyorum :(

25 Ekim 2010 Pazartesi

Mal Var Bu Yazıda!

Sarılmak istiyorum sıkıca...
Varlığıyla huzur bulmak, kendimi güvende hissetmek istiyorum.
Gözlerinin içine baktığımda kendimi görmek...

Ama mal anlamıyor!
Basmıyor gerizekalının beyni!

İlla gel beni döv diyor!

İlla ana avrat küfret diyor. Şeytana uyduruyor beni...

Ne var anlasaydı halimi.

Hayır bir de geçmiş karşıma 'sen sen senn o sarışından hoşlanıyorsun ben anladım' demiyor mu! Al diyor şeytan bir taş, ez kafasını, çıkar beyninin cibirgesini!

Mallllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll!

24 Ekim 2010 Pazar

Kan Arzusu / Thirst / Bakjwi (2009)

IMDb puanı 7.2  bu fimi değerlendirme ölçütü olarak gayet iyi.

      • Yapım: Güney Kore
  • Tür: Dram, Erotik, Gerilim, Korku
  • Yönetmen: Chan-Wook Park
  • Oyuncular: Eriq Ebouaney, Woo-seul-hye Hwang, Dal-su Oh, Ha-kyun Shin, Hae-suk Kim, In-hwan Park, Kang-ho Song, Mercedes Cabral, Ok-bin Kim, Young-chang Song
  • Senaryo: Chan-woo Park, Seo-gyeong Jeong
  • Yapımcı: Chan-woo Park, Ahn Soo-hyun
  • Görüntü Yönetmeni: Chung-hoon Chung
  • Müzik: Young-ook Chung

Yer yer aşırı romantik, ve yer yer aşırı erotik. Ama belirli bir çizgide giden yapıya sahip. 

Başroldeki şahsiyetin bir rahip olduğunu da düşünürsek filmin ilginç bir senaryoya sahip olduğu gerçeği ortaya çıkmış olur.

Alacakaranlık serisini beğenmeyenler, Kan Arzusunu da beğenmeyeceklerdir. Ancak Alacakaranlık serisinden daha farklı bir başlangıcı var vampirliklerinin; bir "hastalık". Ve rahibin karınını da intihar etmek isteyen insanlarla doyurması da işin komik tarafı. 

Filmin başlangıcında rahibin ettiği bir duayı ve ardından hoşuma giden bir kaç cümleyi sizle de paylaşayım:

"Tanrım, İsa mesih adına dualarımı kabul et. Nasıl ki bir cüzamlının etini çürütüp alıyorsan, benim de vücudumdaki her şeyi al. Uzuvları olmayan sakat biri gibi kalayım ki, başıboş davranmayayım. Yanaklarımı koparıp al ki, gözyaşım üzerinde süzülmesin. Dilimi ve dudaklarımı körelt ki, onlarla günaha giremeyeyim. Tırnaklarımı sök ki, kem şeylere el süremeyeyim. Omuzlarımı ve sırtımı öyle bük ki, sırtımda hiçbir şey taşıyamayayım. Beyninde tümör olan biri gibi, muhakeme yeteneğimi elimden al. Başkasının namusuna göz dikersem bedenimi parçala, beni onursuzlardan eyle ve utanç içinde yaşamamı sağla. Kimsenin bana dua etmesine müsaade etme. Sadece yüce isa mesih’in bana merhamet etmesine izin ver."

"Seninle sonsuza kadar yaşamak istemiştim... Artık cehennemde buluşuruz..."

"Tavuk yediği için tilkiye günah işliyor diyebilir misin?"

İzleyin diyemem ama izlemeyin de diyemem. Kendi kararınızı kendiniz verin. Tek diyeceğim çok fazla bir beklentiyle izlemeyin hayal kırıklığına uğramanızı istemem. İçinde korkudan, gerilimden eser yok... 

Filmden karelerle veda ediyorum haydin kalın sağlıcakla...







23 Ekim 2010 Cumartesi

Murphy Lanet Girsin Sana

Dersten kaçtım daral geldi. Tek kendim çıksam yoldan sorun değil kankamı da yoldan çıkardım onu da dersleri ekmek durumunda bıraktım. Bir on dakika ne yapalım ne edelim diye düşündük, sonra (her zamanki öğrenci saçmalığını ifşa ediyoruz dalga geçmeyin) yemek yemeye ordan da tavla mavla oynamak için herhangi bir cafeye gitmeye karar kıldık.

Küçük parkta kıçı kırık yeni bir yer açılmış Burger King'e inat bir adı var NFS Burger Turk. NFS'nin ne anlama geldiğini bile anlayamadım ya neyse nefis dedik geçtik.

Tam siparişleri vercez elemanlar eyvah müdür geliyor diye kendilerine bir çeki düzen verme çabası içine girdiler. Dönüp bakayım dedim bunları böyle hizaya sokan eleman nasıl birşey. Ahaa ne göreyim liseden kıçı kırık sümüklü arkadaşım. Ohaa oldum, kal geldi falan.

Tanımış olacak ki ondan geliyor yanımıza diyorum içimden. Hakkaten de tanımış iki üç hoşbeşten sonra havasını attı, o da yetmedi aaa sen daha okuyor musun diye bir posta ezdi... İtin götüne girdim resmen sıcacıkkkk, yapış yapış...

Ehh ehh keh keh dedim çok açım diye kıvırdım aldım mönüyü koştura koştura köşe bucak bir yere geçtim oturdum. Ben can havliyle koştururken yanımdaki kankamı unuttum. Tabi o da bir posta trip attı ya anlatınca olayı kıçıyla güldü geçti tribi :D

 Kahveyle tavla faslı da bitince bizi aldı bir rehavet, len daha saat 8 gece yarısına kadar ne bok yicez sokakta? Tamam dedik kuaföre gidiyoruz. Kankanın saçlar belinde ama kırık çok. Onun saçların kırıklarını aldırcez (bu arada kanka erkek- ve biz erkek berberine değil erkek kuaförüne gittik bu durumda yoksa saçını boka çeviriyor berberler).

Girdik kuaföre ben başladım ötmeye orasını böyle kesin, burasını böyle kesin, şurası şöyle olsun falan. Başka bir elemen da yanda süsleniyor ama ağzının suyu aktı akacak bana bakarken. Hayır ben gelmişim bir herifle oraya ağzını topla da abaza durma dimi ama. Ama adam bildiğin yılışık çıktı. Bir gel kucağıma atla demediği kaldı hal, hareket ve konuşmalarıyla. Tam kalktı gidiyor dur dedim bakayım bir endamına, boyuna, posuna... Ahaa o da neee kıçında kot eskime bir pantolon, açık renk bir de. Fakat sorun pantolon değil götünün orta göbeğindeki kahverengi lekee... Anamm ben orda tutamadım kendimi altıma işicem gülmekten. Tabi eleman kıçındaki lekeden habersiz tipine güldüğümü sanıyor bozuldu baya çarptı kuaförün kapıyı çıktı gitti.

Allahım dedim, çok güldüm inşallah başıma bir şey gelmez.

Amma velakin bir gün sonra başıma gelmeyen kalmadı... Tabi alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.

Ders arasındayız, karnımızı doyuracağız. Benim abaza arkadaşlardan (ki hatundur) biri öpüşen sevgilileri cafenin ortasında görünce eli ayağa titremeye başladı. Dönüp dönüp bakıyor, böyle bir de ahhh ulenn olan var olmayan varr diye iç geçiriyor. Elinde de koca bir bardak çay, benimde kıçımda en sevdiğim ispanyol paça açık renk pantolonum. O kadar para verip almışım, o kadar arama sonucu bulmuşum ki bu pantolonu... Ben bunu aldıktan bir sene sonra moda olmuş pantolon... Benim gebererek aradığım pantul her yerde moda olmuş ve özgünlüğüm piç olmuş yaslardayım ama sevdiğimden giyiyorum.

Canım abazam heyecandan yerinde sağa sola dönüp, daha iyi görüş açısı ayarlamaya çalışırken döküverdi elindeki çayı sırtımdan aşağı. Bildiğin sıçık rengi oldu pantolonum.

Allahımmm gittim mahvoldum bennn diye bir çığlık kopardım. Resmen ilgi odağı oldum kocaman cafede, beş yıldır başaramadığım şeyi bir bardak dökülen çayla başardım ya tebrik ediyorum kendimi.

Sildik, ettik çıkmıyor meretin lekesi. Nasıl küfrediyorum bizim abazaya ama görmelisiniz. İçimdeki tshirtü çekiştire çekiştire kıçımı örttüm, postacı çantamlada dötümün kalan kısmını kapattım derse gidiyorum... Ki biri arkadab gehh pisi pisi, şirin pisi pisi, hanimiş benim kumralım demez mi. Allamm bittim ben dedim al canımı.

Cin buuu :( Sırılsıklam aşık olduğum herif...

Murphy lanet girsin sanaaa....

21 Ekim 2010 Perşembe

Az Ye Uşak Tut

Mal mıyım lan ben? Kullanılası biri gibi mi duruyorum yazıları okuyan? Yazdıklarımdan, çizdiklerimden, çemkirişlerimden, haykırışlarımdan ne sonuca varıyorsun sayın okuyucu? 

Hakkaten mal mıyım? Hakkaten salak mıyım? Zekanın bir gıdım pırıltısını barındırmıyor muyum bu zayıf bünyemde? 

Hayır en çok koyan ne biliyor musun bana okuyucu: 'kardeşimin beni mal sanması!'

Sen gez, toz, eğlen sevgilinle işin yokken, sonra kabak benim götüme patlasın. Yok öyle pastam dursun, karnım doysun. 

Senin formasyon taksidinin derdi beni mi gerdi? Valla kıskanmıyorum! Ama gel gör ki sen koca bir hafta gez, toz, sıç, eğlen son gün yumurta çıkışa yerleşince ablaaaa yetiş. Hadi lann ordan... Dersim erken başlıyor diyorum, anlamıyorsun canım kardeşim! Bir de maytap geçer gibi geçmişsin karşıma 'Tamam tamammmm zaten ne zaman işim düşse işin çıkıyor!' diyorsun yaa cinayet sebebisin!

Aklın neredeydi bre salak! Anca mı düştü jetonun? 

Pardon ama az ye de uşak tut kendine!

Kardeşlik bu değil!