26 Ağustos 2010 Perşembe

Aklıma Takılan Cümlelerim

Ramazanın bereketi ayşe kadın fasulyenin kilosunun 5tl olmasında gizli....

Zamanında açıklanmayan vize-final sonuçları insanı ülser yapar.

Yeni laptop aldım dün. Amma velakin alışmadık dötte don durmuyor, gidip gidip masaüstünün başına çörekleniyorum.

Opsiyonlarımız taslak halinde belli oldu ama hala gerçek anlamda belli olmadı.

Babannemin tüm bağırış çağırışlarına rağmen gece gece tırnak kesiyorum, hemde salı günü. (salı günü yaşlı insanlara göre hastalık günüymüş babannemin yalancısıyım accuk batıl)

Bayram gelmeden bayram temizliği adı altında yapılan temizliklerden gına geldi. Okul açılsa da ev karısı tadımdan kurtulsam.

Dün mahallenin davulcusu geldi para toplamak için, hakkını aldı gitti. Gece sahurda para verenlerinin evinin önünde serenat yaptı, para vermeyenlerin evinin önündeyse davulu dom dom vurdu cinnetlik bir gösteri yaptı.

Kafein bağımlısı oldum gibi geliyor. Oruç tuttuğumdan gündüzleri kahve içemiyorum. Neredeyse orucumu türk kahvesiyle açacak haldeyim hergün.

Ben bulaşıkları durlayıp makineye diziyorum, babannem ardımdan hepsini makineden çıkarıyor. Sebepse çok masrafmış. Tasarruflu değilmiş.

Ve evet artık kabul ediyorum ben tam bir deliyim. Hemide depiresyonlu zır deli :D

Bu arada ramazandan önce binbir uğraşla aldığım dört beş kiloda buhar oldu uçtu safinaz tadındayım yine :( Ellerime bakıp bakıp ağlayasım geliyor. Yaşlı nene ellerine döndüler buruş buruş.

Geçen gece cola diye inim inim inledim ama evde bir damlası yoktu. Bugün kahve diye inim inim inliyorum, 4tane 2,5luk kola var! Hak mı bu reva mı bu?

Araplar güneşi dişi, İtalyanlarsa eril Kabul ederlermiş.

Geçen gün kaplumbağacıkım firar etmişti, kedinin yediğinden şüphelendiydim ama halının altından çıktı şebelek lulim :)

Leopar almayı düşünüyorum babamı yemesi için... Daha sonra da kedi alacağım, iç çamaşırlarımı delik deşik eden fare için. Belki o zaman kafam rahat eder.

Tarçın hem acı hem tatlı... Tıpkı hayat gibi...

24 Ağustos 2010 Salı

Hayat...


Hayat kusma ihtiyacı duyduğunuzda kusamamaktır.

Hayat ağlamak istediğinizde gözyaşlarınızı içinize akıtmaktır

Hayat en mutlu anınızda mutsuzlukla yüzleşmektir.

Hayat istediğinizi almak için tüm çabalarınızın ziyan olduğunu görmektir.

Hayat yalnızlığınıza dört elle sarılmaktır.

Hayat en zor anda sevdiklerinizin size sırtını dönmesidir.

Hayat dertlerinizin altında ezilmektir.

Hayat acılarınızla yüzleşmektir.

Hayat en düzgün yolda tökezlemenizdir.

Hayat hüzünlü bir şarkıdır, arada bir dilinize dolanır.

Hayat en kalabalık ortamda bile kendinizi yalnız hissetmenizdir.

..............

İçimden bunlar geçiyor bugün... Bir bir yuttuğum kazıkları kusma vakti geldi de geçiyor. İçimde bir yer o kadar çok acıyorki... Anlatamıyorum o acıyı. Hani sanki dünyadaki tek ölümlü benmişim gibi her şeyi çok ciddiye aldığımın farkındayım ama... Ama bunun önüne geçemiyorum. Acıyor içimde bir yer.

Zembereği kırık saat gibiyim... Kırık kolum kanadım. Kıpırdandıkça batıyor can kırıklarım, acıyor canım...


23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ezik Durumları

En önemli günde giyilen külotlu çorabın kaçması

Rüzgarla havalanan etek

Hoşlanılan kişinin karşısında heyecandan konuşamamak

Hoşlanılan kişinin karşısında tökezleyip kıpkırmızı olmak

Yok ya ben bu yazının devamını yazamayacağım sıcaktan fenalık geldi!




YKVSV4YRJBZN

20 Ağustos 2010 Cuma

Benim Bir Arkadaşım

Mavi Balondan kıskanılarak yazılmış bir yazıdır.

Benim bir arkadaşım... Hasta olduğumda ölüyor olur, hastalık hastasıdır.

Benim bir arkadaşım... Ben mutsuzsam illa laf sokar daha beter moralimi bozar...

Benim bir arkadaşım... Sürekli ağzını şapırdata şapırdata sakız çiğner, iğrenç oluyorsun yapma dediğimizdeyse zaten amacım o der...

Benim bir arkadaşım... Aşırı açık saçık giyinir amma velakin sağını solunu çekiştirip kapatma derdine bütün gün helak olur.

Benim bir arkadaşım... Kocaman gözlüklerin ardına küçücük yüzünü saklar niye diye sorduğumuzda güneş ışınları çok zararlı der ama sürekli straplezlerle, askılılarla gezer, o da yetmez gibi güneş koruyucu kremin cildini bozduğunu söyler, açıkçası ironiktir.

Benim bir arkadaşım... Her sözü dinlensin ister ama birşey dinlemeye kalktımı işi horlamaya kadar götürür.

Benim bir arkadaşım... Çocukluğundan beri sümük yiyor yakaladığımda da amannnn o da benim vücut salgım demişti. Düşündükçe midem bulanıyor.

Benim bir arkadaşım... Sürekli yakınma eğiliminde, ama bana sürekli bardağın dolu tarafını gör diye nasihat çekebiliyor.

Benim bir arkadaşım... Benden aldığı her kitabı iki gün sonra geri iade ediyor okudun mu diye sorduğumdaysa yaladım yuttum diyor fikrini soruyorum amannn boşver diye geçiştiriyor.

Benim bir arkadaşım... Aşırı derecede narsist, alışverişe diye çıkıyoruz aynalarda kendine bakmaktan etrafına bakıp birşeyler alamıyor.

Benim bir arkadaşım... Benim depresif, agresif olduğumu dinlediğim müziklerin beş para etmediğini söylüyor sonra da kızz arşivinde neler var benim pcye de atalım diyebiliyor.

Benim bir arkadaşım... Kendisini sürekli benle kıyaslıyor. Neredeyse sıçtığımın rengini soracak.

Benim bir arkadaşım... Sanalla reeli karıştırıyor. Sonra da ne yaptım ben diye ağlıyor.

Benim bir arkadaşım... Her yapacağı işte fikrimi danışıyor ama her zaman söylediklerimin tersini yapıyor sonra da gelip omzumda ağlamaya kalkıyor.

Benim bir arkadaşım... Saçlarım siyahken iğrenç olduğumu söyleyip, saç rengimi doğal haline çevirdiğimde beni azarladı 'çocuk gibi oldun böyle siyaha geri dön' diye... Anlayacağınız tutarsız.

Benim bir arkadaşım... Her sevgilisiyle tanıştırıyor beni ama harem tadında bir sevgili anlayışı olduğundan bazen muhabbet ortasında hangisinden bahsediyorsun dediğimde bozuluyor.

Benim bir arkadaşım... Mesajlarına geç cevap veriyorum diye iki aya yakın bir süre küstü benle.

Benim bir arkadaşım... İç çamaşırlarını kocasına aldırıyor. niye böyle birşey yapıyorsun diye sordğumda da 'utanıyorum' demişti...


Ve bennn: Fazlasıyla agresif, asabi, şaka kaldırmaz, az biraz kıskanç, sağlam dost, cömert,dediğim dedik, kitap kurdu, dantel sever, tıkınmayı zevk beller, mutsuz, depresif, pek gülümsemez, entel takılayım derken dantele dönen, kokoşlardan nefret eden, tırnak kemiren ama yemeyen, saçlarını taramayı sevmediğinde kısa kullanan, sevdiği kıyafeti parçalanmadan bırakmayan, az biraz deli az biraz sevimli bir matematikçi :)

19 Ağustos 2010 Perşembe

Paranoyak Satırlar

Bu blogda aksini iddia etmediğim müddetçe yayınlanan bütün yazılar benim tarafımdan yazılmış olup, emek hırsızlığına karşı olduğumu belirtmek isterim!

Bugün başıma gelen iğrenç durum kolay kolay sonuçlanamayacağı için bende kendim bir şeyler yapmaya karar verdim. Bu yüzden kolları sıvadım ve ilk iş olarak kendi hayran sayfamı oluşturdum. Hoş bu ne kadar işe yarar orası tartışılır ya el el üstünde el de göt üstünde oturup paşa paşa beklemekten yeğdir.

Ki daha önceden bir çok arkadaşa bu hayran sayfalarına karşı olduğumu yüzlerce kez söylemişliğim var. Bu yüzden kendimden utanıyorum :( büyük konuşmuşum.

Ama benim bir gerekçem var bu hayran sayfasını açmakta... Yoksa sikimde değildi hayran sayfam olsun, millet beni ordan burdan bulsun falann... Ben kendi hayatını ezikçe yaşayan bir garip öğrenciyim, neyime hayran olsun ki insanlar! Sanki bir Murathan Mungan'ım, bir Duygu Asena'yım, bir Elif Şafak'ım da millet bana hayran olsun.

Amann amannn bu tarz düşünceler benden uzak olsun allaha yakın olsun daha iyi. Bu fan-fun sayfasını sadece içerik hırsızlarına karşı bir önlem olarak açtım. İster gelir bakarsınız, ister yan gelip yatarsınız orası size kalmış ama diğer FAKE adresi önemlee şikayet etmenizi istiyorum.

FAN-FUN SAYFAM PARANOYAK SATIRLAR


FAKE ADRES FAKİNİ SİKİM BLOGUMA BİŞEY OLMASIN

Çalıntı İçerik

Ben bugün hiç yapmadığım birşeyi yaptım ve bakayım dedim blogumdaki yazılar çalınıyor mu. Bakmaz olaydım blogumun adı da headeri da her boku da çalınmış o da yetmez gibi üstüne bir de hayran sayfası açılmış!

Ben burda kendi bokumla oynaya durayım kıçı kırık üç-beş ezik benim üzerimden prim yapsın he? Yok öyle yağma yedirmezler bu balın kaymağını size!

Bir iyilik yapıp sayfayı şikayet edebilir misiniz en kısa sürede kapanması için.

Desteklerinizi bekliyorum bu konuda.

İşte çalıntı içerik linki FACEBOOK EZİKLİĞİ

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Dök İçini Rahatla

Öyle sıkıldım ki bardağın dolu tarafını gör diyenlerden, Alıp bu bardağı bir parça kırıp sonrada bu lafı diyenlerin kıçına sokacağım. Belki o zaman rahat ederim.

Hayır sen kimsin ki bana sürekli dır dırr dırrr bardağın dolu tarafını gör, azcık gülümse diyip duruyorsun.

Ben belki halimden memnunum. Memnun olmasam yakınırdım dimi sağa sola, çemkirirdim öteye beriye? Eee peki şu an sana zararım ne, sadece suratımı asıyor olmam mı bu lafları söylemene sebep? Bi siktir git hava al güneş geçmiş başına! Ezik!

Hayır sıkı can iyidir çıkmaz diyip kehkehh kehhh diye gülüyorsunuz bazende. Ömrünüz boyunca yırtınsanızda o lafı söylediğiniz andan daha itici olduğunuz başka bir an bilmiyorum ben.

Ha bir de nenelerden kalma bir tabir var 'götüne parmağı çalı  çalı ver'. Nenem sen zamanında çok çalmışsın bakıyorum da, anlıyorsun işe yaradığını.

Ben doğum günü hediyem dedikçe, gözümden sakındıkça, köşe bucak sakladıkça, niye ortalığa saçıyorsun annem? Mal senin mi? Bana sordun mu? Tamam kendime ait bir odam olmayabilir hatta hatta kendime ait bir hayatım da olmaya bilir ama bırakta malım olsun! Mal dediğimin değeri var! Manevi değeri var...

Anlamıyor musun? Anlasan demezsin 'yeğenimden kıymetli mi' lafını.

Annem ben kıymetli değil miyim gözünde? Sümüklü kızın işte karşında. Söyle aklında ne varsa, dök içini rahatla!

Deniz Aşırı

Bir sahil kasabasında, akşam 8 suları rastladım ona... Gözlerimiz buluştu önce...

Karşı masamda oturuyordu öylece. Halinde tavrında birini bekliyormuş gibi bir görüntü barınmaktaydı. Ya da bu düşünceler sadece benim beynimin bir oyunuydu. Kim bilir...

Sadece benim olduğunu düşündüm oracıkta, o dakikada... Ne hayal gücü vardı bende de...

Bir bir sıralıyordum beynimde sana sunacağım cümleleri... Hatta o kadar ileriye gitmiştim ki bahanelerimi bile üretmeye başlamıştım beynimde, geç kaldığım günlerin, aramadığım günlerin özrü.

Yalanıma kanıp kara gözlerine daldım daldım gittim. Oysa o farketmedi bile beni...

Şöyle kapattım gözlerimi, derin bir nefes aldım doldurdum ciğerlerimi, topladım cesaretimi yanına geleceğim aklım sıra...

Ama iş işten geçmişti, gözlerimi açtığımda... Bir başkası masanın yanı başında, elinde bir deste gül, yüzünden yıllanmış aşkın huzuru, gülümsemekte gözlerinin içine bakarken...

Soğumakta olan çayımı bir yudumda indirip mideme, sarsak adımlarla kalktım masamdan. Ardımda yıllar geçmişçesine bir büyük hüzün takılı, pişmanlığımsa deniz aşırı.

Ben o anda sevmiştim onu!

15 Ağustos 2010 Pazar

Menderes Kültür Çarşısı




Bu şirin şeyleri görüp almamak olmazdı :)
Şunların şirinliğine bakar mısınız? 
Geçenlerde kafamı biraz toplamak için şehirin gürültüsünden, karmaşasından uzaklaşıp bir sahil kasabasına gitmiştim. Hani oldukça iyi de etmiştim biraz yorgunluğumu atıp kafamı dinlemiş oldum bu sayede.
Ama sadece deniz, güneş, kumsal üçlemesine sıkışıp kalmadım, kalamadım. Zaten gezmesem çatlardım ben o kocaman dört günde.
Bu yüzden birazcık çevreyi keşfe çıktım :)
Bu fotoğraflar da Menderes Kültür Çarşısından :)
Küçük falan olsa da hoş şeyler vardı hediyelik.


Bu pisiciklerse çarşının maskotları =)


14 Ağustos 2010 Cumartesi

Barış Abinin Cevabı

Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur... Küstah bir sunucu vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir... Sürekli, " İşte Türk, yani barbar, vahşi vs... " demektedir...

Barış Manço daha fazla dayanamaz ve sunucuya " yanınızda kâğıt para var mı? " diye sorar!Bu soruya sunucu şaşırır ve " evet var ama n'olacak " der... Barış Manço ısrar edince sunucu cebindeki kâğıt paraları çıkartır...

Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adlı şarkısını söylemiştir... Bu şarkının bir bölümü şöyledir: " Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, İki Mevlana-bir Sinan" (Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Başınıza Albümü / 1992). Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir...

Barış Manço sunucuya sorar: " Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim? "

Sunucu: "General......." Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, sunucunun verdiği cevaplar hep aynıdır, "General.......", "Amiral...........", "Komutan............." Sunucunun bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır...

Sunucuya der ki:
* Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Şairdir...
* Bu fotoğraftaki kişi Mevlana'dır. Düşünürdür...
* Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin sembolüdür...
* Bu paradaki kişi ise Atatürk'tür. "Yurtta barış, dünyada barış" diyen kişidir...
Bizim paralarımız bunlar...
* Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına "şairlerimizin", "düşünürlerimizin","bilim adamalarımızın" fotoğraflarını bastık...
Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!" der...

Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri Canlı yayını keserler ve spikeri yayından alırlar, başka bir sunucu yerine gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni sunucu Barış Manço'dan ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...





(alıntı)

Anahtar Kelimler


Bakalım bakalım bu hafta hangi anahtar kelimelerle blogumu ziyarete gelmişler:

Büllük: Bülük demeye çalışılmış sanırım. Yok cicim burda öyle birşey. Yazarı benim bu blogun yani bir kadın. Bulunmuyor bende o fazlalık.

Eski sikişen yaşlılar:  Genç dururken yaşlıları izlemek istemek... İlginç... Taş gibi hatun yazardım ben şahsen.

www.tulumba.com: Spam yorumlar nedeniyle bu aramayla benim bloga geldi demekki yemek tarifi meraklısı bir şahsiyet. 

Gia Marie Carangi Lezbiyen: Hatun kimdir necidir bilmem etmem valla, lezbiyenlerle de işim yok.

Oruca nasıl dayanırım: Yanlış kişiye soruyorsun cicim ben nasıl dayanıyorum onu bile bilmiyorum. Susuzluktan nalları dikmek üzreyim. O da yetmez gibi idrar yollarım iflas etmek üzre sancıdan, sızıdan :(

Hayal kırıklığı kaç satır: Yaz bakalım hayal kırıklıklarını kaç satıra sığdırabiliyorsun. 

İşte sen bir paranoyak: Adı üstünde zaten paranoyak satırlar. Biliyorum ne olduğumu kuzum!

Yazsam mı yazmasam mı bilmiyorum ama porno aşkıyla yanıp tutuşupta bu bloga yani benim bloguma gelenler size burdan anca anca kocaman bir NAHHHHHHHHHHHH çıkar.

Sorumluluk alamayan korkak biri: Ben değilim aradığın aynaya bak pilizzz!..

Tuhafiyeden kilotlu çorap almak: Canım çık gez çarşı pazar, çorap nasıl alınır daha iyi öğrenirsin, google arama motoru falan tamam da sana kilotlu çorap nasıl alınır öğretemez. Birazcık da sen çabala herşeyi hazır bekleme.

İçinde uhde kalmak: Cin'i yatağa atamamak :( bak bu da benim içimde uhde...

(Bu arada görseldeki klavye çok piss lann ıyyy midem bulandı. Ben kendimi pis bilirdim :D )

Ruhuna Yakışanı Giy



Kendimi sürekli eleştirdiğim moda bloglarının sahipleri gibi hissediyorum. 
Moda kıyafet, ırıvırı, tırıvırı fotosu yayınlamak değildir. 
Moda en başta kendine yakışanı bilmektir. 
Kıçı atlas gibi olup da kıçına moda diye tayt giyenler güzel değil iticidir!

Amma sert konuştum. Ama ne yapayım göz zevkimizi bozuyorsunuz.
Boş yere kendinizi moda moda diye heba ediyorsunuz.

Tamam giydiğinize, yaptığınıza, ettiğinize saygım sonsuz, bunlar sizin seçiminiz, hayat sizin hayatınız ama bir kere dönüpte aynaya bakın! 
Modayı takip etmek sizi revaçta yapmaz, sizi siz yapmaz moda.
Neyse friendfeedde can sıkıntısına nette gezinirken bulduğum, hoşuma giden 3-5 tshirtü paylaşmıştım şöyle birşey çıktı ortaya :)



Bu yazının sloganı bile belli :D

RUHUNA YAKIŞANI GİY


13 Ağustos 2010 Cuma

Mobile Phone Laneti


Cep telefonlarımdan bahsetmiştim geçenlerde... Kimi arkadaşlar bu yazıyı mim olarak başlatsaydın süper olurdu falan demişlerdi. O an aklıma gelmemişti. Ama bu yazımı mim olarak başlatabilirim.

Konu da şöyle olsun kullandığınız cep telefonlarını hanmgi sebeplerle değiştirdiniz, ya da değiştirmek zorunda kaldınız?

Ama bu mim'i şartlı şurtlu yapmayacağım. Yok yedi kişiye yollamazsan ölümü gör yok yetmiş satırla anlat sebebini falan ıhh bana göre değil benim kuralların kadını değilim. Özgürlüktür benim boynumun borcu isteyen istediği gibi yazsın yani :) hattaaa hatta bu yazıyı okuyan gelip de blogumda üç-beş dakikasını acımadan harcayan herkes yazsın :) Kırmazsınız beni yazarsınız biliyorum :)

Bu yazıyı klavyemle buraya dökme sebebime gelince de gece yarısı takır takır çalışan nokia6603 klasik telefonumun sabah açtığımda ekranının kendi kendine çizgiler halinde kaybolup, siyahlaşması... Hani telefonu tam 17mayısta aldım epi topu yeni denecek halde. Ekranında tek bir çizik bile yok, kılıfından çıkarmıyorum, çoluk çocuk eline tutuşturmuyorum, çaydan çınardan sudan uzak tutuyorum,virüs falan almasın diye elimden geleni yapıyorum ama nafile. Bende bildiğin cep telefonu laneti var :( Ne yaparsam yapayım telefonlar sağlam kalmıyor üç aydan fazla elimde...

Öyle canım sıkkınki biraz önce bıraktım geldim telefonumu tekbnik servise... Takoz makozdu ama işimi harika görüyordu. Ondan geçtim benim şu an yedek telefonum da yok ne yapacağım ben :(

İşte bu son telefonumun başına gelenler bunlar diğerlerini bahsedecek olursam birini okulda tuvalete düşürdüm elimi bokun, sidiğin içine sokup aldım geri. Bastım kolonyayı heryanına bir güzel yıkadım, tamamen kuruyuncada gittim bi dandik telefon tamircisine ekranını değiştirttim. Şu an kardeşim kullanıyo rpaşalar gibi, bir diğerinin üstüne çay döktüm saniyesinde anakartı yanmış puştun dandikti demekki.

İşte böyle arkideşlerim lanetliyim ben. Cep telefonlarınızı benden uzak tutun lütfen başlarına birşey gelmesini istemezsiniz değil mi :(

Ve galiba bu telefonun üstüne de bir bardak soğuk su içeceğim.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Tükürüğü Yağmur Sanıp Rahmet Yağıyor Diyenlere Bu Yazı

Düşünüyorum. Sağa dönüyorum düşünüyorum, sola dönüyorum düşünüyorum. Kaşınıyorum, taşınıyorum, akıl sır erdiremiyorum.

Niye sevmediğim ot burnumun dibinde bitiyor? (ki daha önce tamam sevmiş olabilir ama artık istemiyorum) Ben yalnız mutluyum dedikçe niye sağdan soldan sıkıştırıyorlar? Ölüyorum benn, yalnızım ben, bitmişim ben dediğimde nerelerdeydiniz sorarım size?

Dedemin öldüğünü neredeyse öğrenmeyen arkadaşım yok... Siz mi öğrenmediniz? Bir başın sağolsun diyemeyecek kadar ezik beyinli misiniz?

Hadi hangi yüzle geri gelip kapımı çalabiliyorsunuz? Yumuşak suratıma güvenip mi? Yoksa pişkinliği suratınıza çok mu yakıştırıyorsunuz, tükürüğü yağmur sanıp ohhh rahmet yağıyor mu diyorsunuz?

Zaten sıcaklardan boğulmak üzreyim, nefes almakta güçlük çekiyorum bir de düşüncelerin ağırlığı bindi mi sırtıma yürüyecek halim kalmıyor. Sınav vakti geldi çattı üstüne üstlük zaten. Sıkıntılardayım daral geldi, kal geldi, bin bir türlü hal geldi... Ben yine de yemiyor içmiyor düşünüyorum. Kafamı soktum çeşmenin altına, ayaklarımı soktum su dolu kovaya serinlemekteyim, (evde küvet olsa doldurup içine gircemde yok işte şerefsizin malı) ama nafile beynim yine durmuyor takır takır işliyor düşünmekteyim.

Hayatıma kimler girdi, kimler çıktı, kime kal gitme dedim, kimin ardından koca bir oh çektim, kimden kazık yedim kime kazık attım, kiminin duygularını sömürdüm, kiminin çarkına tükürdüm...

Sayıyorum, topluyorum olmuyor, hayat hesap kitap işinden anlamıyor. Kimilerini tanıyamıyorsun ya da tanıdım sanıyorsun hayatına sokuyorsun, sonra kafanı dağlara taşlara vuruyorsun ahhh benn neee yaptım diyee. Pişmanlık ne zaman fayda etmişki öyle bir durumda fayda etsin. Yediğin, içtiğin, gezdiğin, tozduğun sadece yanına kar kalıyor. Beynin kötü anıları bilinç altına gömüyor, iyileri yakın yerlere depoluyor, özlemini çektiğinde hortlayıp gelsinler gözlerinin önüne diye.

Niye yazdı bu kız bunları işte niye yazdığımın kanıtı. Keşke değiştirseymişim kullandığım hattımı ama artık iş işten geçti... Mesajı aynen buraya yazıyorum:


İnsanlar hatalar yapar ve hatalarından ders alırlar. Eğer bana ikinci bir şans verirsen seninle tekrar sevgili olmak istiyorum. Belki bana güvenmiyorsun ama ama emin ol artık ben eski ben değilim. Şu an aklı başında, olgun, sana olan duygularımdan emin olan biriyim. Sen aslında benim tüm hayatım boyunca aradığım insandın ve ben bunu yeni farkettim. Şimdi bana ikinci bir şans vermek senin elinde. Cesaretimi toplamam aylarımı aldı. Artık ne kadar zorlandığımı sen düşün...  Ve şimdi söylüyorum. yoksa şimdi söyleyemezsem bir daha asla söyleyemem...

Cevap vermemeliydim ama tutamamki ben çenemi pardon parmaklarımı dedim 'sen değiştin de ben yerimde mi sayıyorum. Sen hamdın, piştin, oldun da ben tarla bostan yan gel osman yattım mı sanıyorsun? Bu pişkinlik niye kuzum? Kim verdi sana bu gazı da açıldın bana? Yolun açık olsun rahatsız etme beni bir daha...'

Şimdi bu keriz evet anlarda yılışmaya başlarsa hiç şaşırmam valla.

Neyse bak yağmur yağıyor gökten sana haydi rahmet oku gelmişime geçmişime...


Bu arada amma görsel kullanmışım hızımı alamadım galiba :D

10 Ağustos 2010 Salı

Reklam-Meklam Çekilmez Şimdi Bu Sıcaklarda

Doymak bilmez nefslerin hizaya geldiği, insanların huzur bulduğu, paylaşmanın tadına varıldığı, yalnızlığın unutulduğu güzel ay Ramazan'ı Şerife girmekteyiz bu gece yarısı.

Yarın oruçların ilk günü olacak. Bu sıcakta rabbim herpimizin yardımcısı olsun.

İzmir yanıyor, yakıyor, nem insanı boğuyor. Karşı kıyıyı buhardan göremiyorum. Buram buram ter fışkırıyor sağımdan solumdan, koltuk altımdan, belimden... Ellerimi iki de bir pantolonuma siliyorum. Dudaklarım pet şişeye ha yapıştı ha yapışacak o kadar su içiyorum yani. Ama dayanmıyor bünyeme, ter ifrazatı olarak geri çıkıyor hepsi.

Açlık umrumda değil ama susuzluğa nasıl dayanırım bu sıcaklarda bilmiyorum. 

Annem allah kerim, allah büyük dedi. Biliyorum dedim. Ama sen yine de yollarda helak olma tutma evde olmadığın günlerde oruç dedi. 

Anne kazık kadar oldum yapma şunu dedim, karışma bana... Ama başına birşey gelirse ben ne yaparım dedi. Eee dedin ya rabbim büyük elbet yardımcı olur, kulunu yarı yolda bırakmaz dedim.

İyi mi dedim bilmiyorum. Kendimi bildim bileli tutarım orucumu ama bu sene sanki zorlanacağım :( 

Çocukluğumun oruçları geliyor aklıma öğlen ezanına kadar tuttururdu annem alışalım diye. Gizlice su içerdik bazen kardeşimle :D Ne günlerdi ya...

Neyse neyden bahsedecektim nereye geldim. Benim sözüm şu ki tv yine yemek programlarından geçilmeyecek, dini duygular sömürülecek, reklamlarda dede-torun-kola üçlüsü birarada bulunacak...

Tvden uzak duralım yoksa sonumuz pek hayır değil bu otuz gün içinde. Reklam meklam çekilmez şimdi bu sıcaklarda...


Merakla Takipteyim

Şimdi bu da ne dediğinizi duyar gibiyim. Benim ise cevabım bana gelen maillerden biri... Hani soru soruluyor, derdini anlatan oluyor, halimi hatrımı soran oluyor ama bu başıma ilk defa geliyor. İnsanların benimle ne alıp veremedikleri var anlamıyorum.

Hayır gelmiş bir de yaşına başına bakmadan bana tespitlerde bulunmuş. 

Acaba hangi cümlem bastı damarına da kuyruğunu kaçırıyor ayaklar altından.

Neyse efendim lafı kısa keseyim. 
Ben cevabımı verdim acaba ne yanıt verecek merakla takipteyim.




9 Ağustos 2010 Pazartesi

Benim Telefon Mazim

İlk telefonum nokia 3310:)
İlk hattımı (ki aycelldi) bu telefon barındırdı.

İkinci telefonum Motorola E365
O kadar çok reklamı dönmüştü ki piyasada dayanamayıp almıştım.
Daha geçenlerde hakkın rahmetine kavuştu.
Başına birşey gelmeyen tek telefonum.
Üçüncü telefonum Nokia 1110i
İkinci bir telefonum olsun elimin altında diye almıştım.
İki kez tuvalete düşürdüm, bir kezde çay içti.
Yine de nokia sağlamlığı olsa gerek gık bile demedi.
Dördüncü telefonum annemden arak olup pek fazla işime yaramadan çöpe gitti.
İki ay bile dayanamamıştı fukara bana.
Bu sevimli Samsungu şu an kardeşim kullanmakta olup gayet sağlam bir telefon olduğunu belirtmek isterim.
İçinde tek bir oyun ve radyo var.
Ajandası da işinize yarayabilir.

Üniversiteye başladığım sene bursum da bağlanınca kendimi azcık ezik hissetmemle alakalı yemeyip içmeyip kromançiler gibi hava atacağım ayağına nokia N73'ü almıştım. 
Fakat fabrika çıkış hatası mevcudu olduğundan titreşimi iki gün sonra ortadan kayboldu. Teknik servise götürdüğümde tam dört ay telefonumdan haber alamadım. Bu nedenle Tüketici Haklarına bir dilekçeyle gidip şikayetimi yaptım.
Ancak nokia yemedi içmedi beni bir onbir ay daha süründürdü sonunda paramı icra yoluyla geri aldım.
Ama Nokia hala hatasını kabul etmiyordu. 
Ben paramı kurtardım ya o bana yeter.
Sonrasında icradan gelen parayla uslanmayan ben gidip bu seferde N79 aldım. 
Gayet şık bir telefon. Fakat ona da koca bir bardak çay içirince nalları dikti.
Ha icradan gelen paradan hayır olmaz diye azar bile yedim o aralar bazı emme basma tulumba beyinlilerden.
En son telefonum şu an kullandığım telefon olup yine yemeyip içmeyip eşşek gibi elime geçen bütün paraları biriktirmek kaydıyla aldığım Nokia 6303 Classic.
Çelik kasa mevcudu var.
Sağlam olmasına sağlam da bana ne kadar dayanır allah kerim.



Kısmetim Açılmaz Olaydın

Kanka dediğim elemanla oturuyoruz cafede karşılıklı kahve içiyoruz. Bana nargile içmeyi öğretecek kankam sözde. Ama her zaman yaptığım gibi yanaşmıyorum buna.

Düşünüp taşınıyorum bir nefesi kırk sigaraya eş, ben ki sigaranın yanından gece geçerken bile öksürüp tiksiriyorum değil mi ki nargile tüttüreceğim. Maksat muhabbet olsun diye atılmış orta yere nargile öğrenceliği.

Sağdan soldan verdik lafı tefe, konuşuyoruz öyle. Konu açıldı saçıldı ortalığa yayıldı. Laf geldi dolaştı yurt dışında yüksek yapmaya.

Benim kanka başladı ballandıra ballandıra anlatmaya inşallah okul bitince de 'Canada'ya gideceğiz beraber, orda yaparız yükseğimizi'

Kimle gidiyorsun oğlum ya senin yokki sevgilin falan oldum ben tabi. Bu şappp diyeeee suratıma 'kimlee olacak tabiki senle' demezmi.

Bana bir an kal geldi.

Sonra sonra aklım başıma geldi 'ne saçmalıyorsun, bee ne bok işim var Canada'da ben yurdumu, ülkemi seviyorum burada sürünürüm yine de elin memleketinde beynimi sikmem' dedim.

'E evlenince paşa paşa geleceksin' demezmi.

Ağzımdaki kahveyi suratına püskürttüm o sırada. Afalladı benim kankadan bozma it. Neyse ıslak mendil falan sildik üstünü başını.

Bizim it açıldı işte ben seninle ciddi düşünüyorum da, işte sürekli hayaller kuruyorum da, ağzımdan kaçıverdi bir anda da, yoksa böyle bir anda pat diye söylemek istemezmiş de...

Yok dedim ben sana asla o gözle bakmadım da bakmamda.

Kalktım masadan içtiğimiz kahvelerin parasını ödedim çıktım cafeden. Ardıma da bakmadım. Ben malmıyım da senin peşinden gideceğim. Senin hayallerin var da benimkiler kabak mı lann? Bana sordun mu bunları hayal ederken? Hayır hangi akla hizmet benle ciddi düşünüyorsun? Ben sana ümit verdim mi? Hiç erkek arkadaşım olabileceğini hissettirdim mi? Lannnnn yediğimiz, içtiğimiz herşeyi Alman usulü bölüşüyoruz diye senin hayallerine de ortak kesileceğimi nerenden çıkardın?
KIÇINDAN MI?


Akıl versin allah sana, sabır versin rabbim bana...

8 Ağustos 2010 Pazar

Böğürtlen

Zengin milleti ahududu diyor sanırım...
Benim bildiğim dağ çileği ya da diğer bir deyişle böğürtlen :)
Tam zamanındaydı.
Aman dikenlere dikkat.



Ben Geldim

Gelmez olaydım bu nasıl bir sıcak böyle yarabbim yaa sen kullarını diri diri dünyada yakmaya mı niyet ettin.

Ayrcı bu bünye sürekli yakınma eğilimli hiç birşeyden hazzetmiyor.

Tatilin bile çarkına tükürecek bir vaziyetteyim, çünkü kendi kararlarımı veremedim ya deli oldum pimi çıkarılmış bomba gibiyim patlamaya hazır ve nazırım.

Neyse ben azcık gidip tıkınayım tekrardan bir duş alayım kafamı toplayayım yazacağım öyle çok az, ve öyle çok şeyim varki... İroniler Kraliçesiyim bennnn.

Haydin bir bir saatlik baş başş...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Özleyin Beni Anacım

Geçici süreliğine yazı giremeyeceğim.

Herkese benden kocaman kocaman öpücükler.

Ve sevinçli bir durum olduğunu mu düşüneyim bilemediğim bir şey var ortada, yaklaşık iki senedir gözümü üzerinden ayıramadğım esmer mi esmer tam benlik çocuk her sabah beni okul kapısında karşılıyor.

Hayır o kadar büyütmüşüm ki gözümde bariz yavşadığını yakıştıramıyorum üzerine çocuğun.
Derste yanıma oturmalar falan cıkss cıkss cıksss...

He unutmadan ben lezbiyen falan değilim saygıdeğer mail atan şahsiyet. 
Burda yattığımı, kalktığımı, öptüğümü, kokladığımı yazsam laf edersiniz,
hatun fotosu paylaşırım laf edersiniz,
sevgilimin olmadığından dem vururum lezbiyen sanırsınız,
eleştiriye ne aç milletiz.
Viyre eleştiriyoruz ama icraate gelince fossss.
Eleştiri yapıcıysa işe yarar yoksa gerisi zırvaaaa.

Çok daa lülülüüüü

HADİ BANA İYİ TATİLLER.
ÖZLEYİN BENİ ANACIM.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Sinirimi Yatıştırmak Uğruna- Patavatsız

Bu kız iyice kafayı yedi dediğinizi duyar gibiyim. Ama benim de buna karşılık ufak da olsa bir açıklamam var, 'çok sıkıldım, çok yoruldum, çok bunaldım!'

Günlerdir ev dolum tıkım, doğru dürüst uyku yüzü görmedim. Gelen giden, yiyen içen, beğenmeyen geri çeviren, surat asan, laf sokan gırla gidiyor. Yenilende içende gözüm yok hayırdır diyorum susuyorum ama, bazı anlarda deli olmak elde değil.

Şimdi acıyla mı cebelleşeceksin ölenin ardından yoksa gelene gidene hizmet mi edeceksin?

Öyle bir ikilemdi yaşadığımız şu bir haftada. Acımızla bile gerçek anlamda yüzleşemedik.

Dualar okundu bir yandan, bir yandan yapıldı dedikodular. Kimileri göstermelik ağladı, kimileri dilinin ucuyla baş sağlığı diledi. Ama esas olan yalnız kalmadığımız, sevildiğimiz sayıldığımız.

Hani derler ya 'dostla ye iç yat ama alışveriş etme.' benim benle yaşıt bir kuzenim var evli mutlu çocuklu üçlemesinde sıkışmış vaziyette, ve ben sanki ona inat okuyormuşumcasına bana çemkirmekte. Bu acılı günümde bile nasıl laflar soktu size sıralayayım.

Dedemin nasıl öldüğünü sordu, ne yapmışız merak ediyormuş, adamı geçen hafta görmüşmüş de adam turp gibiymiş, İnanamıyormuş olanla bitene. Açık açık anlattım, işte doğumgünümü kutladık, eğlendik, pastasını yedi, kolasını içti, tavla bile oynamak istedi falan dedim.

Bu bastı yaygarayıııı 'anammmmmm sizzz adamı mide fesadından öldürmüşsünüzzz o kadar yaşlı adama pasta mı verilirdiiiii, kendi ellerinizle kıydınız adamın canına'.

Sus kızım ne diyorsun sen bir duyan olacak ayıplayacak, gerçek sanacak.

Yok susmuyor haspam.

Ben susturmaya çalıştıkça bu bana daha da çemkiriyor, 'okuyorsun yaa ondan bu bilmiş hallerin, susturamazsın beniii okudun da ne oldu adam mı oldu heee, bir yaşlı adama bakamadın. Zaten doğru diyorlar liseliye kaç kişiyle çıktın, üniversiteliye kaç kişiyle yattın derler, allah bilir kimle fingirdiyordun daa adamın bakımını eksik ettin'

Duyduklarıma inanamadım acısından söylese de susamadım, sen fingirdek olmasaydın da gelip dedenin başında dursaydın dedim, çarptım suratına tokadı, yürüdüm gittim kapı önüne. Ne olduğunu şaşırdı. Allahtan ardımdan dışarıya gelmedi emme basma tulumba beyinli. Sanki sadece onun acısı acı da benimkisi soğan soyma ağlaması.

Ha görsel ne diye soracak olursanız, elimde param olsaydı gidip bunu dövdürecektim kendime, sinirimi yatıştırmak uğruna.

Sinirimi Yatıştırmak Uğruna- Patavatsız


Bu kız iyice kafayı yedi dediğinizi duyar gibiyim. Ama benim de buna karşılık ufak da olsa bir açıklamam var, 'çok sıkıldım, çok yoruldum, çok bunaldım!'

Günlerdir ev dolum tıkım, doğru dürüst uyku yüzü görmedim. Gelen giden, yiyen içen, beğenmeyen geri çeviren, surat asan, laf sokan gırla gidiyor. Yenilende içende gözüm yok hayırdır diyorum susuyorum ama, bazı anlarda deli olmak elde değil.

Şimdi acıyla mı cebelleşeceksin ölenin ardından yoksa gelene gidene hizmet mi edeceksin?

Öyle bir ikilemdi yaşadığımız şu bir haftada. Acımızla bile gerçek anlamda yüzleşemedik.

Dualar okundu bir yandan, bir yandan yapıldı dedikodular. Kimileri göstermelik ağladı, kimileri dilinin ucuyla baş sağlığı diledi. Ama esas olan yalnız kalmadığımız, sevildiğimiz sayıldığımız.

Hani derler ya 'dostla ye iç yat ama alışveriş etme.' benim benle yaşıt bir kuzenim var evli mutlu çocuklu üçlemesinde sıkışmış vaziyette, ve ben sanki ona inat okuyormuşumcasına bana çemkirmekte. Bu acılı günümde bile nasıl laflar soktu size sıralayayım.

Dedemin nasıl öldüğünü sordu, ne yapmışız merak ediyormuş, adamı geçen hafta görmüşmüş de adam turp gibiymiş, İnanamıyormuş olanla bitene. Açık açık anlattım, işte doğumgünümü kutladık, eğlendik, pastasını yedi, kolasını içti, tavla bile oynamak istedi falan dedim.

Bu bastı yaygarayıııı 'anammmmmm sizzz adamı mide fesadından öldürmüşsünüzzz o kadar yaşlı adama pasta mı verilirdiiiii, kendi ellerinizle kıydınız adamın canına'.

Sus kızım ne diyorsun sen bir duyan olacak ayıplayacak, gerçek sanacak.

Yok susmuyor haspam.

Ben susturmaya çalıştıkça bu bana daha da çemkiriyor, 'okuyorsun yaa ondan bu bilmiş hallerin, susturamazsın beniii okudun da ne oldu adam mı oldu heee, bir yaşlı adama bakamadın. Zaten doğru diyorlar liseliye kaç kişiyle çıktın, üniversiteliye kaç kişiyle yattın derler, allah bilir kimle fingirdiyordun daa adamın bakımını eksik ettin'

Duyduklarıma inanamadım acısından söylese de susamadım, sen fingirdek olmasaydın da gelip dedenin başında dursaydın dedim, çarptım suratına tokadı, yürüdüm gittim kapı önüne. Ne olduğunu şaşırdı. Allahtan ardımdan dışarıya gelmedi emme basma tulumba beyinli. Sanki sadece onun acısı acı da benimkisi soğan soyma ağlaması.

Ha görsel ne diye soracak olursanız, elimde param olsaydı gidip bunu dövdürecektim kendime, sinirimi yatıştırmak uğruna.

1 Ağustos 2010 Pazar

KUTSAL ANNELİK SIFATI

Doğurmayı seçmemişsek, eleştiri kapıları ardarda açılır suratımıza...
Biri der 'kusurlu-kısır'... Biri der 'korkak-sorumluluk alamaz'... Biri der 'aptal zaten, doğursa kabahat'... Biri der 'ay o wücuduna tapıyor istemez deforme olmayı'... Biri der 'ah bi bilse doğurmanın, çocuk sahibi olmanın ne kadar güzel olduğunu mahrum bırakmazdı kendini bu zewkten'... Biri der '35.yıla erdimi ayağı ağlar seçimine'... Biri der... Diye uzar gider liste... Kimse demezki bu onun kararı, bu onun seçimi, bu onun hayatı...

İlkel benliğine boyun eğmeyen kadın, hemcinsleri tarafından yadırganır, dışlanır çünkü toplumun ona yakıştırdığı sıfatı beğenmemektedir. Bu da hem bulunduğu topluma, hem doğuştan doğurganlığa kurulu bedenine büyük bir ihanet demektir!
Kimse doğuran kadının çektiği sıkıntılardan bahsetmez... Wücudundan bir canlı çıkarmak bir parça ilahelik barındırır toplumun düşünce anlayışında!

Bölünen uykulara, değişmesi gereken pis bezlere karşı durur kutsal anne giysisi!

Toplum bunu biçti tam üstüne göre!


Ama sen doğurmayı seçmiyorsan; bu ya iraden dışıdır ya da sorunlusudur! Sen doğurmak için warsın we bedenine tezat gidemezsin!
Nasılki erkek koruyan kollayansa sen doğuransın, warlığın dewam etmesini sağlayansın! Başka yolun yok doğuracaksın...
Yoksa eleştirilirsin dışlanırsın!


Doğurduktan sonrada kendine yabancılaşır, kendini yabancılarsın. Senden öncedir bebeğin istekleri...


O upuzun dokuz ayda kahwen soğur bardağında, sigaran kalır kül tabağında... Saç diplerin isyan eder aynalara baktığında...


We doğar o senden bir parça. Yumak yumak elleri, tombul tombul yanakları, mahsun mahsun bakar suratına, bu canlının bundan sonra ihtiyacı war sana! Bölünür uykuların, mahwolur hayatın... Kimine göre harika kimine göre eziyet... Ama eziyet tarafı asla anlatılmaz. Tabudur lohusanın depresyonu!

Gelmezse, ya da yetmezse sütün dayarlar tatlıyı şerbeti 'unut kg almayı bebeğinin ihtiyacı için ye'... Alırsın kat be kat kg.. Sen sen olmaktan çıkar anaç hanım, tosun paşa kutsal anne giysisine bürünürsün. Ruh sağlığını kimse koymaz kefeye... Mezatta bebeğin we bebeğinin ihtiyaçları... Sana kalan zamansa bölük pörçük uyku anları...


Doğurma demek bana düşmez ama... Sen yine de bunları gözden geçir. Doğurgan ana mı idealleri olan kadın mısın? Seçim asla senin değil, toplum buna hazır değil...


(cep telefondan yazdığımdan ve yazarken hızlı yazmayı amaçladığımdan, v yerine w kullandım kusruma bakmayın)