29 Mayıs 2010 Cumartesi

Gerçekten Özledim.

Biliyorum okuyorsun yazdıklarımı... Ve bu yazımı da okuyacaksın diye umut ediyorum. Ki inşallah okursun.

Seni çok özledim... Ahh bu parasızlığın gözü kör olsun. Seni arayamamak var ya çok moralimi bozuyor.

Bazen keşke diyorum keşkee... Keşke Çiğdemim yanımda olsaydı da ona danışsaydım. Keşke yanımda olsaydı da fikrini sorsaydım.

Bazen bir yere yalnız gitmem gerekiyor. Yalnız bir yere gitmek insanı üzer mi? Beni üzüyor...

Bak şimdi Çiğdem olacaktı yanımda hem gezerdik hem gideceğimiz yere beraber giderdik diyorum.

Seni bazı zamanlar saatlerce beklediğim oldu hatta bu yüzden küplere bindiğim saçımı başımı yolacak hale geldiğim bile oldu, inkar etmiyorum ama yerin bende hep ayrı. Sende bunun farkındasın biliyorum.

Kendime güvenmediği zamanlarda hep bana destek oldun. Ne zaman başım sıkışsa soluğu yanında aldım. Ve ne zaman ağlayacak bir omuz arasam seni yanımda buldum. Şimdi çok uzaksın...

Özledim. Özlemek bu kadar acı verir mi? Veriyormuş demek.

Kardeşim gibiydin. Hala öylesin.

Ağlamak istiyorum!

Başım duvara yaslı, yüzüm duvara dönük.

Gözlerimden yaşlar akıyor kucağıma doğru... Nerdesin???

Çok uzaksın artık bana...

Özledim. Gerçekten özledim.

Lütfen artık mesafeleri aşalım ve görüşelim.

Seni Çoooooookkk Seven Arkadaşın Kedi...

28 Mayıs 2010 Cuma

Mobile Virüs

Kendime Erbil Süel'den deri bir ayakkabı aldım. Geçenlerde gezerken gözüme ilişmişti. Bodrum çarığı dedi satıcı satarken bende 2000li yıllara mı uydurdunuz çarığı, bu çarığın modernize olmuş halimi dedim, karşılıklı gülüştük.

Buraya kadar herşey güzeldi. Ayakkabıları aldım dışarıya çıktım, kulaklıklarımı kulağıma taktım, baktım ses gelmiyor, ceplerimi deşeledim arandım telefonumu buldum telefon kapanmış. Allah allah dedim sarjıda vardı ya şaşırdım bir an kapalı bulunca.

Neyse açtım telefonumu, taktım kulaklıklarımı açtım müziğimi yürüyorum. Aaa o da ne yine ses gitti. Tekrardan aynı sahneyi yineledim.

Beş dakika sonra tekrardan...

Bir beş dakika sonra yine tekrardan.

Sonunda şöyle bir kaşındım, kafamı kazıdım, sabah telefonuma attığım mp3ler geldi gözümün önüne. Ahanda sıçtım dedim içimden. Ayakkabı almamın sevinci kursağımda elimde cep telefonum, moralim sıfır vaziyette evin yoluna düştüm. Suratım beş karış vaziyette.

Eve geldim bir dedim biçimlendireyim hafıza kartını. Neyse biçimlendirdim. O zaman sorun yok telefon normal açılıyor.

İyi dedim bir de pcyi taratayım bir güzel dedim, anam avira çığlık atıyor virüs virüs virüs diye.

Hayır düşünüyorum yaklaşık bir üç haftadır internetin i'si yoktu evde, nerden bulduk bu kadar virüsü de telefona varıncaya bulaştı bu it soyu.

Şu an saat kaç oldu ben hala virüslerle yatıp kalkıyorum. Hayır kendimi ırıspı gibi hissediyorum virüs tecavüzüne uğramış bir ırıspı gibi...

Telefonumun da ırzına geçildi sonunda.

Zaten ben ne çektiysem teknolojiden çektim...

Hay ben bu internet aleminde gezinen kedinin kuyruğuna basayım biraz.

Neyse ben can sıkıntım yüzünden ders bile çalışamadım bugün :(

Kısa keseyim de Aydın havası olsun.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Güzel Türkçemiz

Türkçe için yazıldığı gibi okunur, okunduğu gibi yazılır dendi bize ilk okul sıralarındayken... Amma velakin canım Türkçemizin içinde dolusuyla yabancı kelime türedi.
Örnek verecek olursam computerin türkçe karşılığı olarak bilgisayar o kadar sevildiki artık kimsenin computer dediğini duymuyorum. 
Ama bazı kelimeler var ki Türkçeleştirilemiyor hayatımıza hızlı bir şekilde gidiyor ve yerleşiyor. 
Eee durum böyle oluncada olanlar oluyor. 
Yadırgamıyorum bu gibi durumları. Ama görünce dayanamadım ve fotoğrafladım. 

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Bim Bam Bom...

Akşama arkadaşlarım bize ders çalışmaya gelecekti... Sözde... Hesapta...

Ben de hepimize moral olsun, hem ara verdiğimizde çayın yanında güzel birşeyler olsun diye kalkıp bu pastayı yaptım... Yapmaz olaydım. 
Hevesim kursağımda kaldı. Ekildim çünkü...
O kadar canım sıkıldı, moralim bozuldu ki, oturup tek başıma afiyetle yiyesim bile gelmiyor...
Can sıkıntımı burada bir kaç bloğu okuyarak ve de buraya bir kaç yazı girerek gidermeye çalışıyorum.
Hiç ders çalışacak durumda değilim.
Bin bir zahmetle, emekle uğraşla yaptığım pasta da aha şu fotoğraftaki oluyor. Buzlukta öylece boynu bükük duruyor. 

Pamukkale :)




Sizi ufak bir Pamukkale turuna çıkarayım mı çektiğim fotoğraflarla :)

Adını pamuk gibi bembeyaz taşlarından alan Pamukkale Deniz'linin gezilesi görülesi yerlerinden biridir :)

Hadi bakalım burdan buyrun. İyi seyirler :)

Otomatiğe Bağlamış

Gariban otomatiğe bağlamış cevap bekliyor. Stres kurbanı olmadan önce güne azcık gülerek başlayalım :)

Fotoğraf friendfeedden alıntı buraya tıktık...

25 Mayıs 2010 Salı

Çan Eğrisi?

Finaller yaklaşıyor, yaklaştı falan derken kapıya dayandı bile. Yumurta kapıya dayanınca not toplamaya çalışan ben soluğu fotokopicilerde aldım. Ama ateş pahası olmuş bir parça kağıt. On sayfayı geçmeyen bir notu çektirip, borcum ne kadar diye sorduğumda aldığım yanıt beni derin düşüncelere sevketti dün. Düşündüm, kaşındım matematikçiyim en nihayetinde, şöyle bir hesap yaptım ben okuyacağıma fotokopici dükkanı açsaydım harç paralarımla çoktan Tarkan'ın döndüğü köşeyi dönmüş, üstüne de milleti sollamaya başlamıştım bile.

Her neyse. karıncayla-ağustos böceği arasındak, anlaşmazlık yüzünden inekle, gezenti okulda çatışma halinde. Şekil aa benn. Anlamadım ben bu soruyu yaa bu nerden geliyor diye sorduğum soruya aldığım cevap 'aaaa çok basit ben biliyorum ama anlatamam uzun hikaye sonra bi ara anlatırım'. Ne zaman anlatırsın diye sormadım tabi, anlatırımdan kastı çan eğrisi var fingir fingir gezeceğine derse girip dinleseydin, allahın enayisi ben miyim serzenişiydi.

Neyse korkuyor muyum? Hayır demek isterdim ama çok pis korkuyorum anasını satayım. İçim içimi yiyor, ben de tırnaklarımı yiyorum. O kadar yedim ki tırnaklarımı karnım doydum diye tepiniyor.

Çok pis korkuyorum diyip duracağıma burada ben gidip ders çalışayım bari. Notlarım tam mıydı aceba? Ne bileyim aman yaaa...

Çan eğrisi vatana millete ve bana hayırlı olsun. Çocukken söylediğimiz bir laf geliyor aklıma söylesem mi aceba. Neyse lafın başını çıkardım sonu kalmasın kursağımda 'girdi kazma,moralini bozma'

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Modanın Tarihi Iykk

Moda moda diye yakında kilodumuzu başımıza geçirecekler haberimiz olmayacak benden söylemesi.

Her neysee. Sözümü söyleyip kaçacağım. Yeni nesil çizer biçer keser dikerlere ithafen gelsin bu yazım.

Ben bir hayli küçükken yüksek bel pantolonlar modaydı, üstlerine de kısacık tshirtler falan giyerdi büyüklerim. Sonra devir değişti taytlar girdi hayatımıza. Taytların üstüne upuuuzun tshirtler giyilmeye popolar o tshirtlerin altına sığdırılamaya başlandı. Sonra devir biraz daha ilerledi ve vatkalardan kurtulduk. İyi de oldu hani vatkaların tarihin arka odalarına gömülmesi. Neydi o amerikan futbolcusu tipli hatunlar ıyy yani.

Neyse ispanyol paçalar vardı bir paça çevresi iki metre olan. Sokakları süpürmek için çöpçülere gereksinimin olmadığı zamanlardı... İspanyol paça pantolonlar oldukça işlevseldi anlayacağnız.

Neyse gel zaman git zaman, boyundan bağlamalı tshirtler geldi hayatımıza. Straplez diye bir şey peyda oldu, memeler özgürleşti. Sağdan soldan, olur olmaz zamanda pırtlayıverdiler. Milletin gözü gönlü bayram etti...

Sonra... Sonra moda kendini tekrarlamaya devam etti. Tekrar, tekrar aynı şeyler allanıp pullanıp tekrardan hayatımıza hücum ettiler. Tüketim çılgını gençliğimizse süratle tüketmeye devam etti. Farkını aramak şöyle dursun yakışıyor mu diye bakmaya zahmet bile etmediler.

Tarihin tekerrürü modayı da içine hapsetti. Yaratıcılık zıvanadan çıktı tangalar düşük bellerden çıktı. Kimilerinin ağzının suyu aktı. :Kimilerine birileri teşhirci damgası bastı. Elalem boş durmadı devamlı saçmaladı.

Aha da en basit örneğiyle kıçınızın çatalına özel yapışkanlar :) görün diye yükliyim şuracığa :D

Üst fotoğrafa bakın pilisss.

Biraz Daha Konuşursan...

Biraz daha konuşursan seni boğabilirim... Evet bunu yapabilirim. Hiç öyle melül melül bakma sinirimi senden çıkarabilirim. Gelme üstüme. Çıkartma tepene. Tepelerim ona göre...

Yetti gayri. Tak etti canıma. Hep aynı terane. Kapa çeneni de azcık rahat edeyim.

Yok kapamayacaksan çeneni açtıracaksın benimde bayramlık ağzımı. Bak uyarıyorum. Kırk etti ikazım. Açarsam çenemi bekleyemezsin cümlelerimin bitimini. Bakk diyorummm sus diyorum. Kafamı ütülemeyi kes diyorum. Dinlemiyorsun.

Dinlemediğin gibi susmak nedir bilmiyorsun. İnci gibi diziyorsun düşünmeden aklından geçenleri. Koy ver gitsin olmaz öyle herşey.

Bir koyacağım suratının orta yerine şamarı o zaman susmamak neymiş göreceksin.

Bak asabiyete karşıyım ama sen kanıma giriyorsun.

Çıldırmak üzreyim haberin olsun.

Yeterrrrrrrrr!!!!!!!!
ALLAHINI seversen kess dırlamayı, vıdı vıdı etmeyi.

Banane ondan, bundan, şundan!
Banane elalemin karısından, kızından.
Banane elin oğlundan, burnu sümüklü yosmasından, oynak manitasından.
Tak etti canıma benden günah gitti!
Bir yürü de boyunu posunu görelim.

18 Mayıs 2010 Salı

Formatör Gelsin Burayaa Piliiiisssss

Şükür kavuşturana... Uzunca bir zamandır ortalıklarda yoktum belki farkeden birileri olmuştur.

Ben niye bloğumdan uzak kalabilirim tahmini çok basit 'bilgisayarım çökerse' tabikide...

Her neyse bilgisayarım nasıl çöktü diye sorarsanız açıklamaya başlıyorum. Bizim veletlerden birini ben bilgisayarda oyun oynayacağım diye tutturunca ve benimde o sırada işim olunca evde yalnız bırakıp işimi halletmek için evden ayrıldım. Ayrılmaz olaydım. Eve geldim pcyi açtım bekliyorum ekranda herşey normal. İlk başta düzgün bir şekilde açıldı sonra siyah bir ekran çıktı ve şu yazıyla karşılaştım 'ntldr eksik yeniden başlat'
Allah allah dedim tekrardan başlattım. Yine aynı yazı. Tekrar tekrar denedim hep aynı yazı. İyice sinirlerim zıpladı bilgisizliğimin siniri de üzerine eklenince hep bir taraftan söyleniyorum hem bir taraftan pcyi tekmelememek için kendimi zor tutarak elim f8de boyna komut sistemiyle başlatmaya çalışıyorum. Baktım olacak gibi değil, kuzenimin yanına gittim onun pcden ntldr'nin ne demek olduğuna falan baktım. Sonra düştü tabi jetonum ama bir hayli geç olmuştu jetonumun düşmesi. Boşuna uğraştığımla kaldım yani.

Neyse teknik servise götürmek istemedim çok uzun süre beklettiklerinden en nihayetinde formatlık işi var dedim oturdum kıçım üstüne. Ama format atmayı bilmiyorum ne akla hizmet teknik servise götürmedim orasını hala kestiremiyorum. Bir içim cız ediyor içten içe onca fotoğrafım var onca şarkım türküm var hepsi formatla unufak olur gider diyorum. Hayır kimi dangalozlar yedekli format kıçlarına zor geldiğinden uğraşmakta istemediklerinden basıyorlar direk formatı sen içinin cızıyla kalıyorsun şap gibi bir başına. Bilen birine sormak gerekir diyerekten bir hafta bekledim öyle derken böyle derken.

Neyse sonunda dün bilgisayarım formatlandı. Bir kaç kez mavi ekran hatası verdi fukara ama fotoğraflarım hala sapasağlam duruyor yerinde. Yalnız bir sorun var ekranım dalga dalga ve eskisinden çok daha fazla yavaş. Ayrıca antivirüs programı falan da yükleyemiyorum. Hatta ve hatta hiç bir bok yükleyemiyorum. Ne yapmam gerek benim bu bilgisayara da keyfi gelsin?

Ha bizin velete sordum ne yaptın da pcyi bu hale soktun diye. Cevabı şöyle oldu 'abla canım sıkıldıydı oyun oynarken bişeyler indireyim dedim kitap gibi indi tıkladım açıldı ama masaüstünde olmayan simgeler gözüküyordu içinde bende sildim hepsini'.

Niye sildin diye sordum canım sıkılıyordu dedim yaaa diye bir de bir posta azarladı beni. Yav düşünüyorumda ben onun yaşındayken değil büyüklerime bağırmak yanlış bir şey yaparım da azarlarlar, ya da ne bileyim döverler diye ödüm kopardı. Ama şimdiki çocuklar bildiğin arsız arlanmasız. Hoş şımartan da biziz yaa. Ektiğimizi biçiyoruz. Her istediğini yapıp tepemize biz çıkarıyoruz.

Yoksa yine format yolu mu bekleyeceğim? Bir bilen eden varsa yardıma gelsin :( ben cahil ben bilgisiz, ben anlamaz çok mutsuzum çoookkkkk....

9 Mayıs 2010 Pazar

Sıcacık Kurabiyem


Tarifini teyzemden yalvar yakar aldım bu kurabiyenin. Anneler gününe annem için yapacağım desem de bana da yapmazsan avcunu yalarsın diye dellendi durdu, ben de yalandan söz verdim tarifi alınca da avcumu yalayaraktan ahanda böyle sen avcunu yalarsın diyip totomu silktim kaçtım teyzoşumun evinden :) balkona çıkıp elime geçirmiyim kızz seni yolacağım saçını başını dedi bu sefer de dil çıkarıp nanik yaptım :D
teyzemle neredeyse yaşıt olmamın verdiği bir rahatlık var onu da belirteyim.
Yoksa yaşımdan büyüklere saygısızlık yapmak adetim değildir. Saygısızlık yapanlara da oldukça kızarım hatta.
Kurabiyeyi kalp şeklinde yapacaktım ama teyzem dağılır dümdüz olur deyince o şekilden vazgeçtim, ufak bezeler haline getiripte dizdim tepsiye, ayrıca kurabiyeleri önceden ısıtılmış fırına sakın ola koymayın, yoksa yerle yeksan olup tepsiye yapışıyorlar. Tepsinin altını da yağlayacağım falan demeyin zaten içinde yeteri kadar yağ var herşeyin fazlası zarar.
He benim tansiyonum kolestrolüm var falan diyorsan da benden sana tavsiye uzak dur bu kurabiyeden.

Neyse tarifi sizinle de paylaşayım istedim hani belki annenizi sevindirmek isterseniz falan :)

Kurabiyenin içindekiler :
2 bardak nişasta
1 bardak un
1 bardak sıvı yağ
2 yumurta
1/2 paket margarin
8 kaşık toz şeker
1 paket vanilya
1 paket hamur kabartma tozu


Yapılışına gelirsek benim öyle onu önce kattım bunu sonra kattım gibi bir alışkanlığım yok zaten ilk denemede bu hale getirebiliyorsam bir kurabiyeyi ona şükredip yiyorum siz bildiğiniz şekilde yapın. Ben elime hangi malzeme geçtiyse kattım karıştırdım birazdan da çay demleyip afiyetle annemle ve kardeşimle afiyetle yiyeceğim.
Haydin kalın sağlıcakla.
He unutmadan tüm annelerin anneler günü kutlu olsun. Sadece belirli günlerde değil her zaman hatırlamak ve hatırlanmak dileğiyle...


Anneme İyi Bir Evlat Olabildim Mi?

Ne zaman dara düşsem uzattı elini.
Ne zaman hasta olsam başımı bekledi sabahlara kadar.
Üşüdüm ısıttı,acıktım doyurdu, yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, eksiklerimi kendi eksiklikleri belledi.

Bitmeyen sevgisiyle sardı sarmaladı, yaralarımı sardı.

Hayatın hızlı temposunda unuttum onu bazen... Bazen bir telefon kadar uzak olsa da bana içimden gelmedi aramak. Bayramdı seyrandı tek tatilim bu dedim gitmedim yanına. Kırılmadı, gücenmedi hakkındır dedi ses etmedi.

Bazen olanca alışkanlığımla gecenin bir yarısı aradım bir arkadaşımı arar gibi, bir görevi yerine getirmenin verdiği eziklikle o şen sesi deydiğinde kulağıma, içimi kaplayan huzuru yadsıdım.

Yüzü alışkanlıklarımın arasına karıştı kayboldu. Farketmedim hayatın onda bıraktığı izleri. Kırış kırış olan ellerini görmedim. Göz altlarındaki morluklar sanki hep oradaydı farketmedim.

Yardım dilendim, koşulsuz koştu yanıma sormadı niye, neden diye. Sorgusuz yanımdaydı.

Sessiz çığlıklarımı anlayan oydu, kederli bakışlarımın sebebini tahmin edebilen yine oydu...

Giyotine giderken bile, atkımı unuttum diye azarlamaya kalkabilir annem beni...

O bana iyi bir anne oldu peki ya ben ona iyi bir evlat olabildim mi?

Bilmiyorum... Cevabını bildiğim bir soruyu sormaktan çekiniyorum.



8 Mayıs 2010 Cumartesi

Töre Tüm Karanlığıyla Hüküm Sürüyor...

Şimdi bu yazıda niye Fatma Giriğin fotoğrafı var diyeceksiniz bundan eminim. Kitap eleştirisinde bir sinema sanatçısının işi ne olabilir ki cümlelerinizi duymaktayım şu an :D ya da ben bu cümleleri bir yerlerimden uyduruyorum empati yaptığımı sanarak her neyse işte.

Belki izlemişsindir Fatma Giriğin başrolünde oynadığı leke filmini, oldukça eski yapım bir film olup Fatma Hanım bu filmle ilk başrol oyunculuğu tatmıştır.

Leke filminin hem yönetmenliğini hem senaristliğini Seyfi Havaeri yapmıştır.

İşte o filmden kitap raflarına yolculuğa çıkmıştır semer kitabı. Kanayan yarasıdır doğunun semer. Kız çıkmassa gelin... Bağlanır sırtına semer...

Semer'in yazarı Vural Paker ülkeme bir ilk daha veriyor bu kitapla, ilk soyut köy romanı.


Soğuk ölümün ardında bir ablanın gözünü kör eden acıyla sürükleyen satırlar insanın içine nefretle dolduruyor. Paranın insanı nasıl ezdiğini gözler önüne seriyor tekrardan bu roman.

Bir solukta okuyacağınızdan eminim Fındığı...

Elimden düşüremediğim kitabın fotoğrafını çekmeden olmazdı tabi :)


Otuz yıl öncesinin köy romanlarına yeni bir soluk... Bütün damarlarımda hissederek bir solukta okudum kitabı. Cümlelerin sadeliği beni benden aldı.


Kaleme dökülen şive ise oldukça basit ve anlaşılırdı. Beynimde canlandırmam çok kolay oldu.

He sayfasında Fatma Giriğin o takdire şayan oyunculuğu gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. O kadar ki filmi tekrar izlemek istiyorum.

Kitap hakkında ufak bir bilgi vermem gerekirse de:


Köyün yetim kızlarından Nazlı ağanın oğlu Bozanla evlenir. Köylünün eleştiri yüklü bakışları arasında gerdek gecesine adım atan iki genç, dışarda beklenen kanlı çarşaf uğruna sıkılan silahların etkisiyle korkuya yenik düşer. Ve beklenen gerçekleşmeyince de ağanın oğlu olması nedeniyle bu olanı hazmedemeyen erkeğin canından çok sevdiğine düşmanın yapmayacağı bir şeyi yapmasıyla olay devam eder.

Türk kahvesi eşliğinde, sıcacık havanın verdiği özgürlükle portakalda etrafımdan çok kitapla ilgilendiğim için arkadaşlarımdan azar işitmiş olmama rağmen bir kaç kare de fotoğraf çektim okumaktan vakit bulunca.

Kitap elime Karşıyaka Halk Kütüphanesi sayesinde geçti. Aslında kendi kitaplığım için satın almayı düşünüyordum ama fiyatını öğrenince vazgeçtim. En nihayetinde beynimdeki kütüphanede yerini aldı semer :) Kitaplığım bu kitaptan mahrum kaldığı için üzülmüyor da değilim ama neyse... Öğrencilik zor iş. Cep delik cepken delik, yen delik mintan delik, kevgirmisin be kardeşim mısraları dökülüyor dilimden.

Neyse kalın sağlıcakla...





My Playlist :)

Eskiden çoook çoook eskiden messenger kullanırdım ben arkadaşlarımla konuşmak için. Messengerin en çok paylaşım klasörünü severdim ben o zamanlar, çünkü dinlediklerimi sevdiğim insanlarla paylaşırdım o sayede. Gel zaman git zaman çalışmaz oldu o klasörler sonra sonra soğudum messengerdan, iyice kopardım bağlarımı en sonunda. Artık kullanmıyorum msn denen illeti ama hala dinlediklerimi çevremdekilerle paylaşma arzum depreşip duruyor. Paylaşnmazsam çatlarım zaten, bir şeyi dinlerken beğendiysem ve başkası bundan habersizse bu benim içime dert olur...

İşte paylaşacak kimseyi bulamayınca dinlediklerimi liste halinde buraya yazayım dedim. Genelde kadın vokalleri seviyorum ben. Heriflerin karga sesleri kulağımı tırmalıyor, ne yalan söyleyeyim hiç mi hiç ruhumu okşamıyor erkek sesi.

İşte burda playlistim netten falan dinleyin bir şekilde derim



1) Kiss me - Sixpence None The Richer
2)Bouncing Off Clouds - Tori Amos
3)I'll Kill Her - Soko
4)This Love (Will Be Your Downfall) - Ellie Goulding
5)Self İnflicted - Katy Perry
6)Sultanlar Aşkına - Can Atilla
7)Take me away - Natasha Bedingfield
8)One Two Three Four - Feist



Bir kaçı pek tanınmış değil ama dinlediğinizde seveceğinizden eminim ;) yoksa tavsiye etmezdim :)

Ay kendime, kendi zevklerime amma güveniyorum heee :)

Arada bir Can Atilla sırıtıyor ama şarkıyı söyleyen bir bayan vokal sorun yok yani yine :)

Haydi size iyi dinlemeler özleyin beni anacımmm :)


Şarkıları FD Sayesinde dinleyebileceksiniz :) bak bu hiç aklıma gelmediydi :D sağolsun yardımcı oldu bana FD :) işte şarkıları burdan dinleyin

Sixpence None The Richer - Kiss Me

Tori Amos - Bouncing Off Clouds


Soko - i'll kill her


Katy Perry - Self Inflicted


Natasha Bedingfield


Feist - One Two Three Fou



7 Mayıs 2010 Cuma

Monoton Hayatım Sesleniyorum Sesime Gel

O kadar yorgunum ki hacı ne sen sor ne ben anlatayım. Evde oturup keyif çatmayı özledim. Gezip tozmaktan canım çıktı yemin ediyorum.

Bahçede oturup çiğdem çitlemeyi özledim hacım, yanında da demli bir bardak çay olacakki deyme o zaman benim keyfime...

Güneşin batışını izleyesim var huzur içinde...

Günlerdir orası senin burası benim gezmekten ayaklarıma kara sular indi onun üstüne birde sıcak yaktı kavurdu bünyemi, beyaz tenli olmak böyle zamanlarda daha bir kötü... Giydiğim askılı tshirtler yüzünden amele yanığı oldu omuz başlarım, kollarım, iman tahtam be... Ondan geçtim burnum soyuluyor yawww.. Güneş gözlüğü desen o daha beter gözlerimin çevresi beyaz geri kalan yer kırmızı kırmızı. Yani demem o ki bu bünye hızlı yaşamaya alışmamış be hacım monotonluğu özledim anlayacağın.

Bu arada İzmir Büyük Şehir Belediyesine büyük bir sitemim var. Belediye otobsüslerinde klimaları ne zaman çalıştıracaklar sorması ayıp? Hani demem o ki fazladan kentkart mı basacağız bu sıcaklarda? İlla biri bayılmalı mı sıcaktan nefessizlikten? Yeni araçlara pencere lüksünü bile çok gören araç üreticileri, hiç olmazsa klima denen aleti eklemişler bunlara ama kimse o klimanın ne işe yaradığını bilmiyor sankim! Geberiyordum be hacıı gezerken belediye otobüslerinde. Ter kokusu bir yandan sıcak bir yandan göt göte git öte tıklım tıkış ayakta seyehat etmekten şaftım kaydı beee!

Zaten hava sıcak, güneş dik açı iniyor beynimize zift sıcaktan kaynaşmış yavşamış erimiş yapışıyor ayakkabı altlarımıza yürü yürü bitmiyor yollar...

Gezmek güzel amma yorgunluğu ağır çıkıyor be hacım. Haydin kalın sağlıcakla... Ben dinlenmeye gidemeyyom okula gidecem gayri :(

Monoton hayatım sesleniyorum sesime gel...

Bu sene leyleği havada gördüm bacağı kırık tazı gibi geziyorum.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Oyuncak


Oyuncak hamur hayatını,
Şekillendir istediğin gibi...
Karıştır bütün renkleri, dile getir düşleri...
Şekil ver rüyalarına...


Neyselere sığınma keşkelerin gölgesinde...
Bu hayat senin...
Durma....

Yalan Rüyalar....


Bir şarkıyı tekrar tekrar, bıkmadan, usanmadan dinlemek barındırdığı duyguları yitirinceye kadar...
Anlamsız hecelere dönüşünceye kadar tekrar etmek gibi bir kelimeyi...

Yadsımak özdeki gerçeği...
Bölünmek...
Her defasında, bir parçayı yitirmek amansızca...

Bir damla gözyaşı bırakıp yitik yarınlara, özlemek geçmişteki yalan rüyaları...

4 Mayıs 2010 Salı

Deli Kedi =)


Doğma büyüme izmirliyim... Hayatımın tamamı İzmir'den dışarıya çıkmadan geçti... Hatta bunu daha da abartabilirim evet eveeeettt bunu yapabilirim neredeyse İzmir'den dışarıya hiç çıkmadım diyebilirim :(

Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Her ne kadar bazı insanların salak salak fotoğraf çekip zamanını öldürmesene demelerine rağmen (ki ülkemin insanı haksızca eleştirmeyi, boş yere konuşmayı, üfürükten maval okumayı sever) ben yine de fotoğraf çekmekten vazgeçemiyorum.

Şöyle bir söylememim bile var 'senin gibi başkalarının hevesini kırıp önlerine set çekeceğime anın önüne set çekerim anı yakalarım diyorum :)'.
Ne kadar doğru bir söylem orası tartışılır ama benim de savunma mekanizmam böyle işliyor :)

Sağlıcakla kalın.

Ben fotoğraf çekmeye gidiyorum :)


Sevgiler Deli Kedi =)

Not: Bevren dediğini yaptım olmuş mu :)

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Rengarenk Balonlarım Vardı...

Rengarenk balonlarım vardı...
Hayallerim vardı küçücük yüreğime sığmayan...

Pırpır ederdi yüreğim her yeni adımda bakkala yaklaşırken.
Balon alırdım bir tane, güneşten çalmış olurdu rengini.
Uçmazdı belki ama şişirince, ama gülümserdi bana bakınca yüzüne =)

Hayallerim vardı küçücük yüreğime sığmayan...
Gökyüzünü feth edecektim, uçan halımla...

Kuşlar kıskanacaktı beni...

Rengarenk balonlarım oldu hep çocukken,
Rengarenk umutlarımın yanında.

Arada bir çocuklaşamayacaksan, yaşamanın ne anlamı kalırdı... Balon aldım bir hayli çok ve şişirdim onları sırf kendim için...

(fotoğraflar benim)

2 Mayıs 2010 Pazar

Pardon Ama Ben Böyle Arkadaşlık Zihniyetine Sokayım

Bazı cümleler...
Bazı kelimeler, insanın canını yakıyor...
Hayır nankörlük etmiyorum.
Sadece bu biraz hüzün...
Arkamdan vurulmuş gibi...
Sırtımdan bıçaklanmış gibi...

Bir arkadaşımla finaller öncesi ders çalışacağız diye karar aldık. Herşey güzel falan ama günü belirlemedik.

Neyse ikimizin ortak bir arkadaşı var ve ders çalışacağımız arkadaş bu arkadaşa sırnaşıyor mu desem yılışıyor mu desem bilemiyorum. Ben açık açık sarkıyor ya da yavşıyor tabirini kullanmayı tercih ediyorum.

Bizim bu insan müsveddesi hatunu elde edecek yaa beni bir güzel sattı, gitti kızın dötüne kuzu kuzu yanaştı onla muhabbet ediyor... Kim dikkat etse ağzının suyunun yerlere kadar aktığını görecek ama dikkat eden yok işte benden başka. Ne yaptı etti uzunca bir müddet konuştu falan geldi yanıma ballandıra ballandıra anlatıyor. Hahayttt randevuyu koprattım falan cümleleri kuruyor. Ne randevusu dedim cevap aynen bu 'ders çalışalım ben seni çalıştırayım dedim o da peki tamam kuzum dedi bana'

Höö bu mudur randevu?

-Ee bi yerden başlamak gerek değil mi kızım hahaytt bee süperim çok zekiyim şerefsizim...

Biz ne zaman ders çalışcez lan?

-Hatunu ayarlayayım hele ondan sonra elbet çalışırız.

Hay ben senin ipinle kuyuya inen akıllının çarkına sıçıyım.

-Ne trip atıyon kız yoksa kıskandın mı?

Oğlum sen kafayı mı yedin yoksa beynin bacak arana indiğinden ne dediğini algılayamaz mı oldun? Lafını bilde konuş almıyım ayağımın altına!

-Tamam peki sustum.

Akıllı ol rezil etmiyim seni cümle aleme.


Pardon ama ben böyle arkadaşlık zihniyetine sokayım. Herkesi kendine yavşıyor sanan adamdan ne beklersin ki salak kedi. Bazı erkeklerin harbi beyni bacak arasında ve oksijen yetmezliğinden paso saçmalıyorlar.

Özgürlüğe Doğru...

Özgürlüğe doğru kanat çırpıyorum...
Her fersahta kendimi yeniyorum, kendimi yeniliyorum...
Bir saniye önceki benle bir saniye sonraki ben bir değil...
Sürekli değişiyorum.
Daha iyiye
en iyiye doğru yolum...
(fotoğraf kendi çekimim)

Not: İnsan izleyici sayısının artışını değilde azalışını görünce çok üzülüyor be hacım valla bak. Çok pis moralim bozuk şu an :( Ağlayasım var ama bu yüzden de ağlanır mı diyorum kendime.
Ben burada kafamı dağıtayım diye takılıyorum (yazı yazıyorum), kendime sorun bulayım, kendimi üzeyim diye değil...
Ama elden ne gelirrr üzüldüm işte...
Çocuğum gibi benim burası :( onca emeğim var burada kıyamam ki ben buraya :(

Mış Gibi Hayatlar...


Tarihimize sahip çıkmıyoruz...
Geçmişimiz çürüyüp gidiyor gözümüzün önünde...
Ne dur diyebiliyoruz zamana, ne de akıp gitmesin diyebiliyoruz...
Oysa bu kadar nankör olmasak, sahip çıksak değerlerimize, geleceğimiz daha aydınlık olur...
Nankörlük kanımıza işlemiş!
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın olmuş hep cümlemiz!
At gözlüklerini atmak yerine üst üste takar olmuşuz da haberimiz olmamış...
Zaman geçiyor dur durak bilmeden...
Ardından bakıyoruz bilmeden...
Harabeye dönüyor geçmişin o muazzam ahşap evleri...
Kırılıyor kapı kolları, dökülüyor duvarları...
Bir kapı gıcırtısı, aralık bir pencere...
Uzaktan çoook uzaktan el sallıyoruz geçmişe, sanki o geçmiş bizim değil!
Sanki hiç yaşamadık, onca çile çeken biz değilde bir başkası...
Başkasının hayatıymış gibi yaşıyoruz hayatımızı.
Mış gibi yapıyoruz.
Yarın çok geç olmadan...

(fotoğraf kendi çekimim-İzmir-Asansör Sokağı)