30 Nisan 2010 Cuma

Fayton Sefası

Nerde kaldı o eski fayton sefaları...
Sevdiceğe atılan kenarları iğne oyalı mendiller nerde kaldı...
Kordonda bekleşen sevgilileri izlemek...
Yakamoz ışıltıları yüzüne yansıdıkça geçmişi düşlemek...
Nerde kaldı o canım gökkuşağı rengindeki akşam sefaları...



29 Nisan 2010 Perşembe

Seftesi Benden Bereketi Rabbimden

Baharın bu yönünü seviyorum. Çiçekler açıyor böcekler uçuşuyor, güneş tepemizde gülümsüyor, polenler uçuşuyor arılar vızıldıyor, güller mis kokularıyla insanları mest ediyor...

Hele ki bahçesinde envayi çeşit meyve ağacı olanlar baharı daha bir fazla seviyor örneğin ben gibi :)
Sabah kalktım gözlerimi ovuştura, ovuştura pencereyi açtım, hem dedim oda havalansın hem ben de biraz temiz hava alayım. Bir baktım ki dutlar olmuş.
Kahvaltımı yapıp zor attım kendimi bahçeye :)
Doya doya yedim dutlardan...
Yetmedi evdekilere de topladım avuç avuç...
Zaten erikler de olmuştu bahçede... Mahallenin veledleriyle aramız limonu erikler yüzünden bakalım dutun olduğunu görünce ne yapacaklar.
İzin almadan dalmışlar geçen bahçeye biz evde yokken, canııımmm ağacın dalını budağını kırmışlar. Yazık, günah yaaaa o da canlıı hem de en yeşil zamanında kıyılır mı yaa!
Biz o ağaçlara gözümüz gibi bakıyoruz yemin ederim. Çiçek açtı, toprağı az geldi ay yazın kurumasın diye hortumlarla suluyoruz, kol gibi geliyor su faturaları da biz boğazımızdan kesiyor muyuz da onların suyundan kısalım diyor yine de suluyoruz. Elalemin iki-üç yaramaz çocuğu görgü bilmezlerinden kırsın dalını budağını diye dikmedik o ağaçları bahçeye!
Gelsinler efendi gibi izin alsınlar, girsinler gözümüzün önünde bahçeye canımı yesinler.
Bak izinli giripte kırsalar dalını budağını yine bir şey demem ama dağ başı mı burası kardeşim yaptıkları resmen hırsızlık.
Yazık günah yaa...
Neyse dut mevsimi başladı benden söylemesi :)
Ahanda kanıtı kocaman kocaman fotoğraflarla miss gibi dutlar








28 Nisan 2010 Çarşamba

Dedikodu Miyavvvvv

Eve dönüş yolundayız arkadaşla konuşa konuşa otobüs duraklarına doğru yürüyoruz. Konuştuğumuz konu şu : 'mız mız nazlı kızlar'.
Konuşma balonlarını buraya yerleştiremeyeceğim en iyisimi dialog halinde yazayım.

-Hiç anlamıyorum şu hatunları, sözde ben de bir bayanım ama yapamıyorum naz. Ne o öyle küççük çocuk gibi sevgiliye mırlamalar, miyavlamalar sürtünmeler falan. Bunlar kendilerini öyle sevimli mi göstermeye çalışıyorlar? Hiç bana göre değil çok itici bile hatta.

-Ama öyle deme bak ikimizde sapız :D demekki öyle yaranılıyor bu erkek milletine. Ne demiş annelerimiz 'kadının akıllısı ampulü değiştiremedim diye ağlayandır'. Bunu demişler ki bir bildikleri var heralde.

-Gebersem de öyle birşey yapmam. Ne o öyle bir de salya sümük ağlayacak mıyım herifin karşısında. Iyyy hiç bana göre değil. Kendimi aciz hissederim öyle birşey yaparsam. Ne o öyle küççük bebek gibi... Ben alışmışım bir kere kendi başımın çaresine bakmaya, bir de ona yalvaracak mıyım onu yap bunu yap diye. Alimmallah çatı tamiri bile yaparım da herif müsveddelerinden yardım istemem.

-Kızım amma sabit fikirlisin hee illa sana ağla mızla demiyoruz ki azcık büyü büyü politik davranmayı öğren. Kadın dediğin işveli cilveli olur, hem naz yapar hem alttan alttan işini gördürür nasıl derler ona tereyağından kıl çeker gibi hissettirmeden yaptırcaksın işlerini enayinin ruhu bile duymayacak.

-Ne yani ben kendi işimi kendim yapıyorum diye bu seferde enayi ben mi oluyorum?

-Aynen öyle bu sefer enayi sen oluyorsun. Adam alışıyor rahata nasılsa hatun başının çaresine bakabiliyor diye yayıyor kıçını gel keyfim gel oluyor, ondan sonrada bir badak suyunu bile sen onun ayağına götürmeye başlıyorsun. Öğren bunları öğrenn.

-Yok anam bana ters suyu da bardağı da başına atarım ben yine sap kalır yalnız yaşarım. Bekarlık sultanlık. Bunu bilir bunu söylerim. Sen bunları biliyorsun da ne oluyor aha ben de yalnızım sen de... Eee durum öyleyken böyle ikimizde beceriksiziz o kadar :D

-Ha bak ben sana ne anlatacağım hani bu tarz kızlardan bahsediyorduk konu da açılmışken anlatayım yoksa içimde kalırsa çatlarım mazallah.

-He anlat bakalım neler yumurtlayacaksın yine.

-Ne yumurtlaması kızz sen de beni iyice dedikoducu kocakarı belledin.

-Ee öylesin zaten sadece görüntün genç ruhun yaşlı hahahahah :D

-İlla laf sokacaksın illa dimi uyuz ne olcak sus da dinle şurda heyecanlı birşey anlatacağım.

-Heyecanın batsın senin iyi mi... Dedikodunun heyecan olduğunu senden öğrendim. Du bakalım daha neler öğreneceğiz şu kısacık hayatımızda...

-Şu senin pek sevmediğin burnundan kıl aldırmayan kız var ya

-He varya?

-İşte o kız senin dibinin düştüğü oğlanı ayartmış.

-Zönk nasıl ne zaman off inanmıyorum yalan söylüyorsun.

-Yooo gayet ciddiyim geçen gün Karşıyaka'da el ele gezerlerken gördüm. Kız bir miyavlıyordu ki sorma valla sanırsın mart kedisi sırnaşık mı sırnaşık... Sana da kırk kez demiştim oğlan yılışık tiplerden hoşlanıyor senin gibi sözü bir özü bir kızlardan değil diye... Ama sakalım yok ki dinleyesin beni...

-He yani akşamımın içine ettin arkideşim sağol yani. İyi bir moral oldu dediklerin. Az biraz daha sıksan erkek Fatma diyeceksin bana...

-Onu bunu boşver de kaldık mı yine biz bize. Kızım zaten korkuyorum senden koca okulda bir beğendiğin o çocuk vardı onuda beğenmediğin kız aldı sen kesin lezbiyen olursun gari nasılsa önüne gelen kızın ardından laf atıyorsun, tam senlik durum hatta sen git bunları ayır oğlanı sepetle kızı al kendine hahahahytt :D

-Cıvıma cıvımaaa alırsam seni de haremime görürsün gününü uyuz. Hem bak şuralarda bir yerdeyse seri katil seni de hakkın rahmetine kavuştursun tam olsun boş boş konuşacağına binersin imamın kayığına benden ardında üç kulhu bir elham okurum bakarım dalgama...

-Sus kızz ağzından yel alsın o nasıl laf öyleeee!!! Duymayayım bir dahaaaaa! Aaaa sen şakaya da gelmiyorsun tamam sustum yok bundan sonra sana dedikodu falan. Zaten gecenin bir yarısı evde oluyoruz seri katil muhabbeti falan tırsarım ay ben!

-Miyavvvvvvv miyavvvvvvvvvvv... O kızdan farkın kaldı mı kızzz??? Hahahahyttt tırsakkkk...

26 Nisan 2010 Pazartesi

Ölmedim Henüz

Burayı iyiden iyiye photoblog haline çevirdiğimin farkındayım ama ne yapayım yaaa fotoğraf makinesi aldıktan beri böle ne görsem fotoğraflamak istiyorum, içim içime sığmıyor, anı yakalamak bir ayrıcalıkmış gibi geliyor. Neyse yine kendi çektiğim fotoğraflarla süslediğim bir yazıyla karşınızdayım.Canım İzmirimde her sene yapılan muazzam kitap fuarına gittik arkadaşlarımla... Ama biraz buruk ayrıldım ordan niye diye sorarsanız hiç kitap alamadım :( İnsan kitap fuarına gider de kitap almadan çıkar mı diyorsanız çıkar efendim çıkar vallaha da billaha da çıkar derim ben size. Yaaa bu sene ateş pahasıydı kitaplar %20 indirim etiketi koymuşlar her yere artık etiketin üzerine de çaktırmadan %100 zam mı eklemişler bilemiyorum ama çok ağır bir ücret söylediler hangi kitabı sorduysam... Oysa benim ne hayallerim vardı Canan Tan'a kitabımı imzalatacaktım... Napalım kısmet değilmiş.

Geçen sene %50 ya da %60larda olan kitap indirimleri vardı... En güncel kitapları bile çok cüzii bir ücret karşılığında almıştım. Yüzümde ufak bir tebessümle eve dönmüştüm kitap fuarından oysaki bu sene hiçte öyle olmadı. Kitap alamayınca da bari dedik eğlenelim. Girdik lunaparka, önümüze ilk çıkan oyuncağa bineceğiz. Önce radar dedik herkes hem fikir oldu bir kişi binmek istemeyince de ona cebimizde ne kadar bozuk para varsa hepsini ona verdik çünkü radara geçen bindiğimizde cebimizde ne var ne yok hepsi indiğimizde cebimizde değildi. Allahım çok güzeldi, korkunç değildi iyiydi hoştu ama iki üç kez sırtımı çat çat vurdum koltuğaa, malumunuz yumuşak değil koltuklar bu yüzden şu an sırtım oklava oklava mor...
Bu oyuncak kesmedi hadi o zaman ufoya binelim naraları yükseldi erkeklerden, ben binmem ona diye bastım yaygarayı bahanemde hazır ben zayıfım o beni çok savuruyor sağa sola düşcem diye korkuyorum, iyi peki ona binmeyelim kamikazeye binelim dediler ona peki dedim. (niye ona peki dedim çünkü daha önceden bindim de ondan :D )
Bindik kamikazeye herşey güzel gidiyor, ufaktan salıncak misali sallanmaya, sallanırkende hızlanmaya başladı devasa oyuncak, ilk takla da benim önümdeki korumalık tık dedi öndeki demire yaslandı. Korumalık genişledi ben bir hayli serbest kaldım. Aldımı beni bir korku allahım ölcem ben kurtar beni yarabbim, açıldı bu meret şimdi kafa üstü yere çakılcem diyerekten okudum bildiğim bütün duaları. Hem dua okuyorum hem sağıma soluma bakıyorum başkasının da öyle mi diye, bir de içten içe daha düşmedim daha düşmedim şimdi ölmeyeceğim aman diye diye kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. İlk ters taklayı atlattım, derken ikincisi geçti üç dört beş derken inme vakti geldi.
Bu devasa oyuncakta ölmeyeceğime kanaat getirmiş oldum inince :D ama bir sor bir sor indiğimde bir bardak suyu içemedim elimin titremesinden. Yiğitliğe bok sürdürmicem diye çığlıkta atamadım :( hevesim de adrenalin arzum da gırtlağımda kaldı iyi mi :(

25 Nisan 2010 Pazar

Ekmeğime Kahır Sütüme Zehir İstemiyorum!

Geçen çarşamba Alsancak'taydım. İlk başta hacivat- karagöz gösterisi sanıp yaklaştım ama düşündüğüm gibi bir şey değildi bu gösteri. Nükleer santrale karşı yapılan düşündürücü bir sunuma sahip bir gösteriydi. Ben de dayanamadım ve fotoğrafladım.
İşte o dakikalardan üç-beş kare.

Nükleer Santral kurulması planlanan şehirlerimiz ise şöyle :
Ankara-Nallıhan (Sarıyar Barajı yanında)
Beyşehir-Seydişehir
Akçakoca-Ereğli
Kırklareli-İğneada
Kırıkkale-Nevşehir arası
Mersin-Akkuyu ve Sinop


Ekmeğime Kahır Sütüme Zehir İstemiyorum!

23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı

Aslında yazacak çok şey var bugüne dair ama kelimelerimin yetersiz kalacağından korkuyorum. Bu büyü hiç bozulmasın, çocuklarımız, geleceğimizi hep bu kadar neşeli olsun... Gülen yüzleri hiç solmasın. Yarınlarımız onlar bizim.

Atatürk'ten armağan bugün 23 Nisan








Bitip Tükendim...


Her güne bir yalanla başladım.
Uc uca ekledim, hayatıma kattım.
Soldurdum renkleri, acıyı siyaha boyadım.
Yalnızlık ekledim umutlarıma...
Sararttım çiçekleri, hazanı yazın ortasına bıraktım.
Filiz vermesin istedim sevgi...
Nefretle başlasın her gece dedim.
Çığlıklarım doldursun dünyayı...
Kan kussun sensiz bu beden.

Yalanlarıma seni kattım,
Kendimi avutamadım...

Yitip gittim.
Bitip tükendim...


19 Nisan 2010 Pazartesi

Kadınsal Mevzular

Her kadın anne olamaz. Her kadın çocuk doğuramaz. Her kadın iyi yemek yapamaz. Her kadın iyi ütü yapamaz. Her kadın hamur işlerinden iyi anlamaz. Her kadın bebek bakamaz. Her kadın diye uzar gider bu liste. Gelmek istediğim konu hijyenik pedler... Her kadın hijyenik ped kullanmıştır hayatında bir kere bile olsa. Ortalıkta o kadar fazla hijyenik ped markası var ki hangisini neye göre, nasıl, ne şekilde seçeceğini şaşırıyor insan. Bir bocalama evresi yaşıyorum mesela ben şu an.

Hani ergenliğe yeni adım atmış, çiçeği burnunda kadın olma yolunda ilerleyen biri de değilim. Yaşım gelmiş 22ye ergenliği atlatalı kaç sene olmuş ama yine de bocalıyorum işte.

Kimisinin şekli on beş dakikada bozuluyor, kimisi aşırı alerjik etki yapıyor, kimisi kokulu, kimisi pudralı, kimisi ultra ince, kimisi pamuksu yüzeye sahip, kimisi üç kanatlı, kimisi beş kanatlı, kimisi elastikiyet özelliğine sahip, kimisi ultra emici kanallara sahip ıdıdıd vıdıdı zart zurt...

Hangisini seçeyim? Herkesin isteğine göre farklı bir sunum geliştirilmiş durumda piyasada. Bu çeşitlilik insanı düşündürüyor. Reklamlar ise insanı soğutuyor.

İlk adet gödüğümde (ki annem o kadar arkadaşım görünümünde olmasına rağmen bu konu hakkında beni hiç bir şekilde bilgilendirmemişti) çok utanmış yerin dibine geçmiştim. Çocuklarımızı bilgilendirmemiz gerektiğini savunuyorum bu yüzden sonuna kadar. Bazı arkadaşlarımdan duyduklarımsa yürek yakan cinstendi anneleri adet gördükleri için tokat atmışlardı onlara. Böyle bir şeyle karşılaşmadım çok şükür. Bu tokadın sebebini sorduğumdaysa aldığım cevap daha içler acısıydı 'yanakları al al olsun utanmak ne bilsin' istemişler 'kadın olmak kolay değil'miş. Pehh pehh pehhh!

Çocuk o anda öleceğini düşünse yeri yemin ediyorum yeri, hani cinnet sebebi bu davranış ya.

Kız için için kanıyor, kanamanın ne olduğu hakkında zerrece bilgisi yok üstüne üstlük bir de anasından tokat yiyor. Bu nasıl bir zihniyet ya? Hangi akla ve mantığa sığıyor! Lütfen bu tarz bağnazlıklardan uzak duralım. Çocuklarımızı uygun bir şekilde bilgilendirelim. Hoş bu zamanda böyle şeylerin kalmadığını ümit ediyorum.

Bir reklamdan yola çıkarak bunları yazmak düştü aklıma hani ıslaklık-kuruluk muhabbetine bir hatunumuzun elinde delikli bir şemsiye yağmur altında diğeri sırıtıyor ya şemsiyesi delik olana bir de ardından şöyle diyor 'sen hala bunu denemedin mi?' bir diğeriyse ayağında paletlerle paytak paytak yürüyor diğer hatun pişkin pişkin sırıtıyor ve kuruyor aynı cümleyi 'sen daha bunu denemedin mi?'... Yemin ediyorum ben bunları izlerken yerin dibine batıyorum çıkıyorum batıyorum çıkıyorum! Bu kadar normal bir şey nasıl bu kadar iğrenç anlatılabilir reklamlar gösteriyor. Yetiştirilme şeklim nedeniyle de böyle hissettiğimden eminim. Önyargılarla büyütülüyoruz, bu bir gerçek.

Hangimiz alışveriş yaparken bir erkek arkadaşıyla ped almaktan çekinmez ki? Evde saklayacak delik ararız pedleri. Utanırız, ayıp sayarız... O kadar ki konuşmalarımızda bile bu böyledir... Şifreli konuşulur. Arkama bak denir fısır fısır... Hep bir diken üstünde oturma durumu vardır ya çıkarsa dışına, ya rezil olursam? Kadın çantaların en vazgeçilmez içeriğidir pedler...

Aklımdan geçenleri yazmak bu kadar zor olmamalıydı. İfade edemedim içimdekileri :( Önyargıların kurbanı oldu bu yazı!

Neyse bu kadarı bile bana fazla. Midelerinizi bulandırdıysam kusruma bakmayın.


12 Nisan 2010 Pazartesi

Blog Ödüllerinden Küçük Bir Isırık.

Duymayan kalmadı sanırım BÖ'yü. Daha açık yazmak gerekirse 2010 Blog Ödülleri.
En iyi seçilmiyor aslında. En iyi diye birşey varsa o da hiç bir şey bana göre ya neyse.

Bu elmadan küçük bir parçayı kendime istediğimden ben de katıldım blog ödüllerine işte linkim http://2010.blogodulleri.com/frame/show/paranoyak-satirlar-347 . Oylarınıza talibim. Oylarsanız mutlu olurum oylamazsanız da canınız sağolsun (= haydin kalın sağlıcakla.

Ben vizelerimle cebelleşe durayım. Kaldı son iki. Ter sırtımdan şıpır şıpır damlıyor yeminle. Sabah akşam çalışıyorum dersem yalan olur. Yok efendim öyle oturup gecelerimi gündüze çevirmiyorum ders çalışacağım diye. Eskiden olsa sınavım kötü geçti diye oturur haftalarca yasla ağlardım ama artık akıllandım canım daha kıymetli koymuşum dötüne sınavın. Olmazsa olmuyor benim elimden gelen bu kadar. Zaten öyle yapınca olacağı varsa bile olmuyordu heyecandan. Bir de össden önce üniversiteye kapağı attın mı rahat edersin demişlerdi. Yalannnnn yemin ediyorum yalan.
Amacım insanları okumaktan soğutmak falan değil ama zor kardeşim okumak valla billa çok zor.

Şimdiki aklım olsaydı evlenirdim yeminle dayardım kocama sırtımı ohhh doğururdum çatır çatır iki-üç tane de çocuk, yapardım eviin temizliğini,yıkardım bulaşığımı, evimin hanımı olurdum.

Şaka tabi bu üstte yazdığım.

Ama üniversite hayallerinizi toz pembe kurmayın diye söylüyorum. Eğer okulunuzda çan eğrisi varsa not saklayacak en yakın arkadaşınız bile haberiniz olsun. Sonrasında imza olayı var siz imza atma desenizde yerinize imza atacak salaklar türeyecek. Hele bir de hoca yakalarsa kabak sizin dötünüzde patlayacak. Sınavlara üç-beş asistan girecek yere kaleminiz düşse eğilip onu almaya kalksanız kopya muamelesi göreceğiniz durumlar olacak. Sınıfa girdiğinde dötünü dönüp direk yazı yazmaya başlayacak hocalarınız olacak nasılsınız çocuklardan geçtim selam sabah bile vermeyecekler hatta. Yolda görse selam vermeyecek insanlar sınav zamanı elinizi ayağınızı öpecek vaziyete gelecek. Fotokopiye verdiğiniz paralar yüzünden ekonomik durumunuz çökecek. Hocalara yaltaklanananlar sınıfı geçecek. Notu kafasına gör veren hocalarınız olacak. Doğru cevaplarınız üzeri çizilerek görmemezlikten gelinebilecek. Saç renginize takan hocalarınız olacak...

Neyse ben bunu başka bir başlık altında devam ettireyim Haydin eyvallah ben ders çalışmaya gidiyorum şey pardon kahve içmeye yazacaktım elim sürçtü.