31 Mart 2010 Çarşamba

Aşkın Maddi Yönü (bu bir yarışma yazısıdır)


O anda duymak istediği neyse onu söyledim, içimden geçenleri değil... Sakinleşti biraz. Ne için kavga etmiştik, konu nerelere gelmişti, karşı konulmaz öfkesiyle kendisini de beni de yıpratıyor. Hep böyle mi devam edecek?

Bir kazanan olacak mı?
........

Yatağın bir ucunda sen, kesik solumaların arasında uzun yılların alışkanlığıyla bana sarılıyormuşçasına yastığına sarılmış uyurken, ben yine seni izliyorum. Hala uyurken çok masumsun, sanki bundan iki saat önce o ağır cümleleri sarfeden sen değil de bir başkasıydı...

Yüreğim sarıl ona sımsıkı sarıl diyor. Mantığım, ahhh mantığım dön arkanı yat uyu.

Acaba hala beni seviyor mu?

Yoksa bir başkası mı var?

Sorular, sorular, sorular... İçimi bir kurt gibi kemiriyorlar. Bedenim yaşadıklarından yoruldu. Saçlarıma aklar düştü. Artık her sabah aynaya baktığımda ilk dikkatimi çeken yeni bir beyaz saç teli.

Hayır boyayamam. Onlar geçen yılların bana acı bir hediyesi. Yaşanmışlığın izlerini saklıyorlar içlerinde.

Göz kapaklarım ağırlaşıyor... Elbet sabah olacak... Yeni gün yeni umutlara gebe... Sabaha dinç kalkmalı, güzel bir kahvaltı hazırlayıp gönlünü almalıyım. Ama ama suçlu ben değilim!

Of allahım niye hep alttan alan, ezilen benim? Niye, niye, niye?????

Alıp başımı gitsem mi? Nereye gidebilirim ki ekonomik özgürlüğüm yok bir kere. Bağımlıyım ona. Kime giderim? Kime sığınırım?

Annem demişti 'kızım yapma, bırakma okulunu, koca her zaman var'.

Dinlemedim. Yüreğim sanki bir kuş ha uçtu ha uçacak... Onu istiyordum, şu an aramızda aşılmaz uçurumlar olan adamı, yanımda hiç bir şey olmamış gibi mışıl mışıl uyuyan adamı, bana sırtını dönen adamı!

Annem demişti 'Kızım ben çektim, sen çekme. Oku, meslek sahibi ol, elin ekmek tutsun, o zaman söz hakkın olur ezilmezsin.'

Dinlemedim. Ahhh dinleseydim.

Kendim ettim kendim buldum. Kendi kendimi kafeslere koydum. Suskun yüreğime taktığım kilitleri hangi anahtar açar şimdi? O büyük aşk nerede? Uçtu bitti.. Yitik bir anı oldu...

Daha ne kadar sürer böyle? Nereye kadar... Yarın bir gün dövmeyeceğini nereden bileyim? Sahiden ya döverse. Ben en iyisi mi sesimi çıkartmayayım, tamam deyip geçeyim.


DEMEMEK İÇİN NE PAHASINA OLURSA OLSUN OKULUNUZU BİTİRİN, KADIN YA DA ERKEK... BİR MESLEK SAHİBİ OLUN. KİMSEYE BAĞIMLI OLMAYIN.


Ufak ve eğlenceli bir yarışmaya katıldım gönül kazanmak istiyor yorumlarınızla beni mutlu edin :)) işte yazımın yarışmadaki linki http://1milyonkalem.blogspot.com/2010/03/askn-maddi-yonu.html

28 Mart 2010 Pazar

Bilinmeyen Numaralar Bilinmeden Kalsın!

Bilinmeyen numaralara kıl olmaya başladım. Her yerden bir bilinmeyen numaralar reklamı fırlıyor. Hangi kanalı açsam yüzonsekiz dırırırırıdım dıstırı.

188 yaz sonracığında o pi ti pi ti karamela sepeti terazi lastik diye tuşları say hangisine denk gelirse bas ahanda o bilinmeyen numaralara denk gelecektir. Dene bak valla yalanım varsa ne olayım...


Hele bir de uyuz bir sesle herif bağırıyor ya 'Birseeeeeennnnnnnn bilinmeyen numaraların numarası kaçtı????' Kadın da ardından çığrınıyor 118 bilmem kaç. Hatta yememişler içmemişler devam reklamı çekmişler. Kadın tekrar bağırıyor kulak tırmalayan sesiyle 'Aaa yeter yeter birsen diye diye adımı ezberledin hala numarayı ezberleyemedin 118bilmem ne'

Bana daral geliyorr aaaaaaaa. Birsen ismini de hiç sevmem. (alınan gücenen olmasın aklıma hep şu geliyor: bir sen ah sen offf yatak artık hadisen)

Bilinmeyen numaralardan uzak duralım. İnsanı depresife bağlatıyorlar, aradığınız numaraya bağlanamadan kalıyorsunuz.


Bu aralar Norrda dinliyorum infinite face ve two to one beni benden aldılar götürdüler. Biraz sakinleşmemi kafamı dağıtmamı sağlamadılar dersem haklarını yemiş olurum.

Eğer dinlemek isterseniz de myspace adresleri buraya bir tık.


27 Mart 2010 Cumartesi

Koşmak İstiyorum!

Hani bazen içi içine sığmaz insan koşmak ister deli gibi. Sadece koşmak nereye gideceğini düşünmeden koşmak...
Kim ne der ne düşünür demeden, koşmaktan bitap düşmek, yaşadığını hissetmek...
Soluk soluğa kalmak, ve dinlemek kalp atışlarını...
Ve bazen hiç yoktan yere ağlamak salya sümük, hemde aldırmadan.
Gözyaşının inci gibi düşeni bile var daha estteik duruyor ve biraz yapmacık.
Yapmacıklıktan yoksun ağlamak, akan burna aldırış etmeden...

Yapaylıktan uzak, sınırlardan ırak...
İçindeki duvarları yıkmalı önce insan.
Önyargılarsız boğulmak...


Bir çılgınlık yapasım var. Yanımda olur musun bu çılgınlığımda?

25 Mart 2010 Perşembe

Bahar Havası

Orhan Veli'nin bir şiiri vardır beni bu güzel havalar mahvetti diye... Duymayan, okumayan yoktur sanırım...
İşte bu güzel bahar havaları insanın içini kıpır kıpır yapıyor değil mi? Dışarda günlük güneşlik bir hava varken insan evin içine sığamıyor kendini dışarıya atıp gezmek tozmak istiyor.
Neyse söze o güzel şiirle devam edelim.
Beni bu güzel havalar mahvetti
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım.
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum.
Şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.



Fotoğraflar bahçemizdeki çiçeklerden...

24 Mart 2010 Çarşamba

Bu Stres Beni Öldürmez Süründürür.

Ailemizde bir adet vardır asla ama asla su telefon elektirik adsl her ne kadar ödenecek fatura varsa babamdan gizli tutulur. Çünkü ne zaman babamın eline fatura geçse evde kızıl kıyamet kopar yer gök inler.
Ne gerizekalılığımız kalır ne aptallığımız ne andavallı öküzlüğümüz( bu da ne demekse)

İşte bu sabah olan oldu elimi yüzümü yıkamak için lavabodayım postacı gelmiş babamın eline tutuşturmuş faturaları.

Yeni de tarife değiştirmişim 45tllik sınırsız üyeliğimi iki senelik sözleşmeli üyeliğim bittiği için bir yenisiyle değiştirmişim kafam biraz rahatlamış vaziyette ama faturanın kaç tl oldu hakkında hiç bir fikrim yok.

Neyse ben elimi yalap şap yıkadım aceleyle çıktım ki babam açıp okumasın yaygara çıkarmasın. Amma velakin sümüklü böcekten ağır hareketlerim neticesiyle babam açmış, okumuş carlamaya başlamıştı. Bu fatura ne böyleeee dötümü satsam ödeyememm allah belanızı versin lafları gırla gitmekte ki baba bir bakayım faturaya dedim. Demez olaydım bir hışımla yırttı faturayı. Yırttığı gibi de çarpı verdi suratıma.

Nasıl çıldırdım anlatamam size yaaa! Parasını ödeyen biziz ağzımıza sıçan o! Gel de buna uyuz olma yeminle!

Neyse aradım ttnet-müşteri hizmetlerini bana fatura örneği postalayın diyeceğim internet üzerinden inceleyip ne olduğunu öğreneyim istiyorum. Acaba ne babamı bu kadar kızdırmış olabilir diye de kara kara düşünüyorum. Ttnet müşteri hizmetleri numarasını da yazayım bilmeyenler sayemde öğrenmiş olur hem 444 0 375 diğer bir deyişle namı değer 444 0 dsl.
Çalıyor şu an size yardımcı olamamaktayız ardından dıt dıtt dıttt. Tekrar arıyorum yine aynı nakarat tam üç saat telefon başında inekledim diyebilirim.

Sonunda mail attım mail yoluyla cevap geldi faturayı tekrar yollayabilir misiniz falandı filandı derken sağolsunlar gönderdiler. Geç olsun güç olmasın buna da şükretmek gerek.

Faturada Ttnet- gold müzik üyeliğim gözüküyormuş ve +2,54 ve parantez içinde -2,54 yazıyor babam bunu toplamda 5 tl olarak düşününce girdi bize kazık diye basmış şamatayı yaygarayı. Hayır ona yanmıyorum sen okudun bırak ardından ben de okuyayım ne yırtıyorsun!

Hadi yırttın neyse de kahvaltı bile yapamadım senin yüzünden içmek istediğim çay burnumdan geldi yeminle yaa! Zaten elim ayağım titriyor sinirden ev-okul, okul-ev arasında sıkıştım nefes alamıyorum. Niye bu kadar geliyorsun üstüme ne zararım var sana?

Yetmiyor mu sinirini bizden çıkardığın? Sabahtan beri tırnak kemiriyorum ben saçma bir okuma hatan yüzünden.Ya saç kalmadı anasını sattığımın kafasında senin yüzünden.

Eve beş dakika geç geldiğimde bastığın yaygaraları sen gecenin bir yarısında eve geldiğinde biz yapsak acaba ne yaparsın bize? Meşe odunuyla mı döversin yoksa kızılcık sopasıyla mı? Dünyayı sen mi yönetiyorsun babaaaaa??? Ya gerçekten boğuluyorum artık. Nasıl derler naa ta burama kadar geldi (elimle boğazımı işaret ediyorum burda) Te allam sen bana sabır, selamet, akıl, fikir ihsan eyle ben bunlara dayanayım. Sen sonumu hayırlı eyle ki bu çektiklerimi unutayım. Offf ki nee off çekiyorum!

Bu stres beni öldürmez süründürür.

23 Mart 2010 Salı

Depresif Bir Arkadaşınız Varsa...


Yok abi ya işim gücüm var çok yoğunum... Çat telefon kapanır dıt dıt sesleriyle başbaşasınızdır.

Bunaldım, ben gelemiyorum böyle kalabalığa. İki dakika sonra yalnızsınızdır bildiğiniz sap kaldınız mekanda...

Konuşmanın en alıcı noktasında depresifimiz hiç alakası olmayan bir şekilde dalar gider uzaklara sonra ha ne diyordun bile demeden neyse sıkıldım ben der vee afallar kalırsınız...

O kadar içine dönük bir hayatı vardır ki siz onu kendini beğenmiş burnu havada sanırsınız. Oysa o en ufak şeyi büyütecek kadar düşünür ve kendine ayırdığı zamanın farkında bile değildir.

Bir dakika içinde bir çok cümle kurmayı dener ama genelde devamı gelmeden susar. Çünkü başka şeyleri düşünmeye başlamıştır ve onlar çok geride kalmıştır...

Hiç olmayacak bir zamanda gecenin bir yarısı off bunaldım mesajlarıyla karşı karşıya kalırsınız ki verdiğiniz yanıtlar onu teskin etmeye asla yetmez.

Yenik tırnaklarını yerken kanamasına aldırış bile etmez bazen... Kendine ya çok aşırı bakar ya da çok paspal gezer.

Bazen çok mutludur sanki içi içine sığmıyordur etrafa şen kahkahalar, masum gülücükler dağıtır ama bir bakmışsınızhiç yoktan yere beş karış surat karşınızda. Yanlış bir şey mi yaptım niye böyle oldu diye apışır kalırsınız. Aksine hatalı siz ya da herhangi biri değildir. Sadece anın getirdiği monotonluk ve fazla düşüncedir.

Mükemmeliyetçiliği yüzünden kendini yıprattığının farkına varması için çabalarsınız ama o bunun farkında bile değildir.
...............................


Aklıma bugünlük bunlar geliyor, başka zaman bunu uzatabilirim ne de olsa depresiflerden biriyim. Beni uayaranların cümleleri bunlar. Bana gelen tepkiler...

Kendimi ne kadar düzelmeye çalışsam da pek ilerleme kaydettiğim söylenemez.

Yine çok yalnız hissediyorum yalnız olmadığım halde.

Yine kapıdan dışarıya adımımı atasım yok hatta yorganın altındna çıkasım yok hatta ve hatta nefes almak bile beni yoruyor.

Yaşamak bu kadar acı verir mi insana? Ben yine daldım içime yaşamak bile istemiyorum diyebilirim.

Ellerim titriyor yine sinirden.

21 Mart 2010 Pazar

Mesaj Var Mesaj Ya Da Sms (Kısa Mesaj Servisi)






Bir mesaj geldi ve böyle başladı ufak görüş alış-verişi

-Kedi uyudun mu kızz?

--Yok hacım ya ne uyuması bu saatte gözüme uyku girdiğini gördün mü?

-Benim beyin kayışları koparmak üzre düşünmekten.

-- Ne düşünüyon yine?

-Kendimi sorguluyom ya düşününce davranışlarımın hangileri köylü olmamdan kaynaklanıyor hangileri zaten olması gereken şeyler ayırt etmeye çalışıyorum. Ama ayırt edemiyom artık.

-- Köylü ya da şehirli önemli olan insan olmak değil mi?Ben doğdum büyüdüm büyük şehirden çıkmadım hiç fark var mı senle benim aramada?

- Ama kedi ilişki kurduğum insanlarla aramda uçurumlar oluyor ki artık ben mi yanlış düşünüyorum diye kendime sormaya başladım. İki seçenek kalıyor geriye ya ben düşüncemi değiştireceğim ya da karşımdakine 'benim düşüncem bu , sana uymuyorsa güle güle' diyeceğim. Birincisini yapıp kabullenmek gururumu incitiyor. İkincisini yapsam ya gerçekten düşüncem yanlışsa? O zaman ne yapmalıyım ben?

-Cevabım biraz geç oldu ama kusruma bakma (yaklaşık üç saat sonra gece yarısı üç civarı) Ama sana şunu önerebilirim tercih etmen gereken senin doğrularınsa kaybın ne kadar büyük olursa olsun kendi içindeki sese kulak ver. Eğer bildiğini yapmazsan pişman olursun, pişman olmamak için kendi doğrularından şaşma sonucuna katlanması daha kolay olur.

Düşünceni değiştirmek ya da güle güle demek yerine niye seni sen olduğun için kabullenen biriyle iletişim kurmuyorsun? 2yarım bir bütün etmiyor hayatta ama paralel giden bir dostluk arkadaşlık aşk sevgi adı herneyse daha doyurucu oluyor...

-Geç de olsa inan bana çok yardımcı oldu çok sağol. (=

Paylaşmak istedim amacım arkadaşımı küçük düşürmek falan değil. insanların önyargılarını kırmak. Ben bir elmanın iki yarısıyız beraber bir bütün olduk palavralarına bugüne kadar hiç inanmadım hele hele hayatta matematik kurallarının geçtiğini hiç görmedim.

1/2+1/2= 1dir matematikte ama kanadı kırık bir kuş nasıl yalpalayarak uçarsa iki kanadı kırık kuşu bir araya getirin yalpalayark uçmayı bile beceremezler birbirlerine ayak bağı olurlar.

Ayrı ayrı bir bütün olabiliyorsa kendi içinde insan o zaman birbirlerine köstek olmak yerine destek olmayı başarır iki insan.

Bakın etrafınıza göreceksinizdir kendi içinde karakteri tam oturmamış insanların sorunlu ilişkilerini... Yenik tırnaklarımla ben de onlardan biriyim çünkü kendimi bildim bileli aynaya baktığımda hep keşkelerim oldu. Kendime bile itiraf edemediğim eksiklerim var. Ve bu yüzden yalnızım. Bir başlangıc yapacaksam yıkılmaya, yitip gitmeye mahkum olsun istemiyorum artık. Yoruldum kendimi yaralamaktan, sonu belli olan ilişkilerden.

Neyse çok konuştum az biraz susayım sağlıklı huzurlu mutlu kalın...



(şarkı: skillet - hero )

18 Mart 2010 Perşembe

Kedi Gözü

Aslında bu yazı şu an bitmek üzre olan, Margeret Atwood'un Kedi Gözü kitabıyla ilgili olacaktı. Ama içimden yazmak gelmedi. Daha sonra yazarım elbet. Nette bulduğum bilye-misket-meşe adı herneyse onları paylaşmak geldi içimden işte hepsi burda.



17 Mart 2010 Çarşamba

Moda-Makyajla İlgili Bu Yazı Okuyayım Deme Sakın!

Evet evett sonunda bunuda gördü bu blog ya ölsem de gam yemem. Kombin yapıyorum canlar kombin.

O ne mi demek? Kombine bilet değil tabiki de bildiğin kombin işte kolajımsı bişey. Saç jölesi gibi bir tabir değil mi?

Markalardan geçilmeyen kombinler. Matematik tabiriyle sonsuz para cennetine ihtiyaç duyan markalar...

Takip ettiğim üç-beş moda blogu var paylaştıklarını beğendiğim oldumu yorum falan yazarım. Amma velakin bazı bloglarda içim gidiyor yav bu moda bloglarını tutanlar milyarder falan mı yoksa senin benim gibi insan ama benden farklı olan yanlarını ben mi göremiyorum?

Bir gün bakıyorum kolilerle göz kalemi türüyor ana sayfada yeni yeni tazee tazee capcanlıııı daha beş saniye önce kapıdan girdi bende sizlerle paylaşayım istedim hemen çektim fotoları yükledim bloga. İyi güzel hoş çektin yayınladın lafım yok buna ama bir insanın kullanabileceği göz kalemi sayısı bir elin parmaklarını geçmezken hangi aklı beş karış havada insan evladı 50tane göz kalemine birden para verir?

Bir gün sonra çeşit çeşit gökkuşağından dökülmüşçesini renkli göz farları türüyor. Gözlerimi yedi yirmidört boyasam üç sene idare ederim ben o farlarla gel gelelim arkadaş kırk tane almış hemde cebi falan delinmemiş.

Sonra sonrasını yazacak moral kalmadı bende. Moral mi bırakıyorlar insanda.

Yazım acımtrak gelebilir. Maksadım fakirlik muhabbeti de yapmak değildir sadece inceden değinmek istedim.

Bilmediğim birşeyler varsa da açıklarsınız helalleşiriz.



16 Mart 2010 Salı

Kaset Çanta İsteyen Yok Mu?



Hiç böyle birşeye katılmamıştım bugüne kadar ama şansımı denemek istedim bu sefer çünkü hediyeler gerçekten ilgimi çekti ne yalan söyleyeyim.
İşte kaset çantalara buradan ulaşabilirsiniz bir tık ...

Google Analytics- Etiketler


Google'ın etiketleri neye göre nasıl değerlendirdiğini bilmiyorum. Ama bu etiket olayına kafayı takmış durumdayım bir şekilde öğreneceğim er ya da geç... Nasıl demiş büyüklerimiz geç olsun güç olmasın. Anamın karnında bilgisayar kullanmayı öğrenmediğim gibi bunu da sonradan öğrenebilirim elbet.

Ama yok ben yardımcı olurum diyorsan çekinme :))

İşte onca uğraş ve çabamdan sonra giriş anahtar kelimeleri olarak çıkan sonuç yukarıdaki ekran görüntsünde. Epi topu on anahtar kelimecik!

Az ama öz olsun :D bu bile beni mutlu etmeye yetiyor da artıyor :D

Google Analystic kullanıyorum bloğumu ilk açtığım günden beri. Tekil-çoğul ziyaretçi sayısından, hemen çıkma oranına, giriş anahtar kelimelerden, hangi site üzerinden bloğa geldiklerine kaar herşey en ince ayrıntısına kadar gösteriliyor.

Tavsiye ederim kullanmıyorsanız.

15 Mart 2010 Pazartesi

Söylenmesi Gerekenler, Söylemeyenler...

Çocukluğumun neredeyse tamamı bahçemizde, ya da sokak aralarında oyun oynayarak geçti.

Otlardan yatak yapardık, çimenlerin üstünde bayır aşağı yuvarlanırdık. Dizlerimdeki çimen lekeleri hiç çıkmazdı. Çoğu zaman saçımda başımda ufak ot kırıntıları olurdu. Tırnak aralarımda illa çamur dururdu.

Çamurdan kaleler yapardık. Sırayla ağzımızla su getirirdik, en küçükten başlardı en büyüğe kadar. Bazen kavga çıkar saç saça baş başa girişirdik. Bahçe bahçe gezer dut,erik, yemiş (incir) toplardık. Papatyalardan taç yapardık. Doktorculuk oynamazdık, baytarlık daha eğlenceli gelirdi. Kedilerin peşinden koşardık ama kuyruklarına teneke bağlamazdık.

Saklambaç oynardık, ebenin kim olduğu önemli değildi. Hatırlıyorum ananemin eteğinin altına bile saklandığım olmuştu.

Taştan duvar örerdik ev yapıyoruz diye. Hep baba ben olurdum sırık boyum nedeniyle. Kız erkek ayrım gözetmezdik oyunlarımızda.

Büyüdük... Büyüdükte ne oldu? Hala oyun oynuyoruz. Ama bu sefer oyunlarımız planlı programlı. İçimizden geçenleri karşımızdakine söyleyemeden kuruyoruz cümlelerimizi.

En basitinden beğenmediğimiz bir şeye övgüler yağdırabiliyoruz.

İçimizdeki içimizde kalıyor, dışımızdaki bizi tanımıyor. Kendimizi unutuyoruz eksik cümlelerimi yüzünden. Oya çocukken ne kadar güzeldi yalandan uzak samimiyete yakın...

İstemem Eksik Olsun!

Ya ne yapmak lâzımmış?
Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi,
Bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi,
Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı?
Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı?
İstemem eksik olsun!


Herkes gibi, koşarak
Yabanın zenginine methiyeler mi yazmak?
Yoksa nâzırın yüzü gülecek diye bir an
Karşısında takla mı atmak lâzım her zaman?
İstemem eksik olsun!

Ricaya mı gitmeli?
Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim?
Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim?

İstemem eksik olsun!

Tazıya tut, tavşana Kaç mı demeli?

Belki kaz gelir diye bana Tavuk mu göndermeli?

Yoksa bir fino gibi Susta durmak mıdır ki, acep en münasibi?
İstemem eksik olsun!

Bir kibar salonunda Kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda,
Marifet şi’re koyup kameri, yıldızları,
Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları?

İstemem eksik olsun!

Yahut şan olsun diye,
Meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye
Şiir mecmuası mı bastırmalı?

İstemem Eksik olsun!

Acaba bulup bir alay sersem
Meyhane köşesinde dâhi olmak mı hüner?
İstemem eksik olsun!

Bir tek şiirle yer yer Dolaşıp da herkesten alkış mı dilenmeli?
İstemem eksik olsun!

Yoksa bir sürü keli
Sırma saçlı diyerek göğe mi çıkarmalı?

Yoksa ödüm mü kopsun bir Allah'ın aptalı
Gazeteye bir tenkid yazacak diye her gün?
Yahut sayıklamak mı lâzım:

“Adım görünsün Aman! ” diye şu meşhur 'Mercure Ceridesi'nde
İstemem eksik olsun!

Ve tâ son nefesinde
Bile çekinmek, korkmak, benzi sararmak, bitmek;
Şiir yazacak yerde ziyaretlere gitmek,
Karşısında zoraki sırıtmak her abusun.
Eksik olsun istemem,

istemem eksik olsun!

Fakat şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya;
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya.
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek,

karışanı Olmamak.

Bir hiç için ya kılıcına veya Kalemine sarılmak

ve ancak duya duya Yazmak,

sonra da gayet tevazuyla kendine;
”Çocuğum! ” demek,

”Bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
Ara hakkını hattâ kendi nefsinden bile.
Velhasıl bir tufeylî zilletiyle
Tırmanma!

Varsın boyun olmasın söğüt kadar,
Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?

Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına
Boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına! ”


Artık böyle düşünenler yok... Neyse diyorum hep neysee keşkelerin gölgesinde...


(şiir alıntı- Cyrano de Bergerac - İstemem eksik olsun)

11 Mart 2010 Perşembe

Bu Yazı Çok Maddesel Oldu Gözüm.

Madde madde nefret ediyorum kendiden ve madde madde sıralıyorum bazen cümlelerimi numaralandırmadan...

Hayat koyuyor sıraya bir bir yaşananlarla...

Ders çalışmam gerek...
Not tutmam gerek.
Pascal'ı öğrenmem gerek.
Kendime açık renk bir pantolon almam gerek.
Para biriktirmem gerek...
Arkadaşıma telefon almam gerek.
Saçlarımı uzatmak istiyorum.
Saçımın eski halini özlediğimi farkettim.
Siyah saç bana daha çok yakışıyordu.
Kendime bakmam gerek.
Kendimi çok boşladım azcık gülümsemem gerek.
Kahveyi,kolayı,çayı azaltmam gerek.
Yediklerime dikkat etmem gerek.
Bıyıklarımı aldırmam gerek.
Yine kaşlarımın çarkına sıçtım onları düzeltmem gerek.
Tırnaklarımı kemirmeyi kesmem gerek.
Tırnaklarımı uzatıp manikür yapmam gerek.
Ağda olsa iyi olur, olmasa da sorun değil kış en nihayetinde şort giyecek değilim ya.
Elimde bulunun kitapları okumam gerek.
Dışarıya çıkıp biraz hava almam gerek.
Dünyayla barışmam gerek.
Çevremdeki insanlarla iki çift laf etmem gerek.
Sürekli suratım beş karış dolaşmamam gerek.
Halime şükretmeyi öğrenmem gerek.
Daha az yemek yemem gerek.
Çikolatayla muhabbetimi kesmem gerek.
Mutluluğu sadece çikolatada aramamam gerek.
Azcık yüzümü renklendirmem gerek.
Aldığım onca makyaj malzemesini kullanmam gerek.
Aldıklarımın çöpe gitmemesi gerek.
Yatıp kalkıp makarna yemeyi kesmem gerek yoksa duba gibi olacağım.
Sütü kakaolu değil sade içmem gerek ilerde kemik erimesi ihtimaline karşılık.
Kambur değil dik yürümem gerek.
Beş para etmez insanlarla selamı sabahı kesmem gerek.
Kendini bir bok sanan insanlara gerektiğinde cevap verebilmem gerek.
Beni söğüşleyen arkadaşımın zeytin yağı gibi üste çıkmasına göz yummamam gerek.
Beni arayıp buluşalım birşeyler yapalım diyen olursa bir daha ne zaman nerede buluşacağız dememem gerek isteyen arar söyler.
Kendime değer vermem gerek.
Enayi gibi hissedeceğimi millet enayi gibi hissetsin, dişe diş-göze göz demem gerek.
Annemle alışverişe gidip pazar arabasını yokuş yukarı çıkarmam gerek.
Eski sevgilimi gördüğümde görmemezlikten gelmem gerek yoksa salak yanlış anlıyor, umutlanıyor ifrit oluyorum.
Diğer eski sevgiliyi gördüğümde özgüvenim dibe vurmamalı, en nihayetinde o da benim gibi insan işiyor sıçıyor onunda iğrenç yanları var aynı ben gibi.
Orospu lafını lugatımdan silmem gerek.
Küfretmemem gerek.
Küfür dilin cilası falan değil.
Küfür sadece bayana yakışmıyor gibi laflar yerine küfür kimseye yakışmıyor densin istiyorum.
Küfrün cinsiyet ayrımı yoktur.